Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Taklitten Vazgeçebilir Miyiz?

Sorgulama, eleştirme, ne yaptığının farkına varma gibi kulağa hoş gelen söylemlerle yaklaşılan çocuklarımız ellerimizden kayıp gidiyor.

Sorgulama, eleştirme, ne yaptığının farkına varma gibi kulağa hoş gelen söylemlerle yaklaşılan çocuklarımız ellerimizden kayıp gidiyor.

Kurbağa kırkayağa; “Ben dört ayağımla bile yürürken zorlanıyorum, sen nasıl oluyor da bu kadar ayağınla hiç karıştırmadan yürüyebiliyorsun?” diye sormuş. Kırkayak bir ayaklarına bir kurbağaya bakıp “Evet ya, gerçekten ben bu kadar ayağımla karıştırmadan nasıl yürüyebiliyorum?” demiş ve nasıl yürüdüğünü anlamaya çalışırken ayakları birbirine dolanmış. Kurbağa oradan uzaklaşırken kırkayak bataklığın ortasında yürümeyi unutmuş bir halde tek başına kalakalmış

Alışkanlıklar ve taklit, kırkayağın düşünmeden yürümesine; temelsiz ve usulsüz bir şekilde güya düşünceyi devreye sokmak ise kırkayağın yürümeyi unutup karıştırmasına benzer. Gerçekten de bugün ilim ve irfanı belirli bir düzeye ulaşmamış taklit ehli müslümanlara ve özellikle gençlere, bir anda “taklitten vazgeçin, aklınızla hareket edin” demek, kırkayağa “nasıl yürüdüğünü düşünerek yürü” demek gibidir.

İman tehlikesi

Bugün maalesef taklit üzere de olsa salim ve temiz bir müslüman evladı olarak tahsile gönderdiğimiz çocuklarımızı eğitim hayatı sonrası kafası bulanmış vaziyette bulabiliyoruz. Sorgulama, eleştirme, ne yaptığının farkına varma gibi kulağa hoş gelen söylemlerle yaklaşılan çocuklarımız ellerimizden kayıp gidiyor. İman, teslimiyet, sadakat, tevekkül, sabır gibi en temel dinî kavramlarımız itibarsızlaştırılıp bunların zıddı olan kavramlar yerine ikame edilmeye çalışılıyor. Bir başka ifade ile o kadar zengin dinî ve kültürel alt yapımız olmasına rağmen onların üzerinde yükselip ilerleyeceğimize, rüzgâr ne tarafa savurursa o tarafa savrulup gidiyoruz. Nihayetinde sıra, beden ülkesinin sarayı hükmünde olan kalbe geliyor. Artık amel ya da ahlak bir tarafa, en kıymetli sermaye olan iman dahi tehlike altına giriyor.

Taklit ve öğrenme

Taklit sadece bir uygulama değil aynı zamanda bir öğrenme yöntemidir. Hak Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de emrettiği “ittiba (tabi olmak, uymak)” bir taklit biçimidir. Sahabe efendilerimizin Hz. Peygamber’e (s.a.v) ittibası bir taklitti. Yani sahabe-i kiram, Kur’an-ı Kerim’i Resulullah (s.a.v) nasıl uyguladıysa öylece anlayıp uygulamıştır.

Ümmet olarak bizler ise, Kur’an-ı Kerim’i ve hadis-i şerifleri, taklit ettiğimiz müctehidin yorumuyla anlamaya çalışırız. Çünkü o müctehidin Kur’an ve sünneti (hadisi) bizden daha iyi anladığını biliriz. Nitekim o da ilmî birikimini, ashabın Hz. Peygamber’den (s.a.v) devraldığı müktesebata borçludur. Biz, büyük özveri ve gayretlerle İslam’ı daha kolay anlamamızın önünü açan müctehidlerin zaviyesinden alacağımızı alırız. İşte gerek fıkhi bir mezhebe gerekse de tasavvufi bir tarikata intisap edenlerin taklit ederken yaptıkları ve düşündükleri aslında budur; Kur’an ve sünneti kendisinden daha iyi bilip en güzel şekilde amel ettiğini düşündüğü gerçek bir alimi benimseyip tabi olmaktır. İlim ve irfandan uzak olan halkın çoğunluğu için bu, aslında büyük bir kurtuluş kapısıdır.

Taklit sadece bir uygulama değil aynı zamanda bir öğrenme yöntemidir.

Akletmek ve sorgulamak, sahih itikada götürmesi açısından gereklidir. Yüce kitabımızda tefekküre sevk edilmemizin hikmeti, fıtratta yer alan Tek Olan Yaratıcı’yı bulmak gayesini hatırlatmaktır. Hakiki tefekkür, Hakk’a vasıl olmak için aklın önündeki nefsani engelleri kaldırmaktır. Rabbimiz’in emir buyurduğu akletme nefsin pençesinde debelenen akıl ile doğru yolu bulmaya çalışmak değildir. “Sorgulamak, özgürce düşünmek, gözünü açmak” gibi sloganlarla övülen maddeci ve çıkarcı hesaplar da değildir; varoluşumuzun hakikatine ulaşmakta aklı araç kılmaktır. Resulullah’a (s.a.v) ittiba ve ilim ehline danışmakla emrolunduğumuz ayet-i kerimeler, bu ölçüyü kavramamızı kolaylaştıracaktır.

Dikkat çekmek istediğimiz husus Kitabullah’ı ve Resulullah’ı (s.a.v) doğrudan anlamaya çalışmanın, kitap ve sünnetten doğrudan bir hüküm çıkarmaya çalışmanın ya da bir görüşü ispat için onları doğrudan delil göstermenin her yiğidin harcı olmadığıdır. Bize düşen itikadımızı, ilmihalimizi ve ahlakımızı bir bilenle okuyarak ya da ehlinin önünde diz çökerek öğrenmek ve tatbik etmektir.