Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Sofilik Ne Zaman Başlar?

Nefs davasını halledememiş insanın amelleri eksik ve kusurludur. Mürşid-i kâmile ise işte bu davanın halli için gidilir.

Seyda Muhammed Raşid (k.s) hazretleri zamanı. Afyon’dayız. Pırıl pırıl bir yaz günü. Namaz kılınmış, dert dinleme vakti. Bir sofi yaklaşıyor edeple, derdi yüzünden belli. Başı önde tane tane anlatıyor: “Sultanım! Otuz yıldır bu kapıdayım. Hatmelerimi yapıyorum, virdimi çekiyorum, rabıtamı yapıyorum, elimden geldiğince hizmete koşuyorum. Fakat kalbimde sofiliğe dair bir alamet yok. Benim halim ne olacak, ben daha ne yapayım?”

Seyda Hazretleri (k.s) mübarek nazarlarını sofiye dikip, tebessüm ederek buyuruyor: “Sofi, amel-i salih yap!”

Meramını anlatamadığını düşünen sofi, sorusunu bir kez daha tekrarlıyor. Aldığı cevap aynı. Bir kez daha, yine aynı cevap. Boynunu büküp, derdini anlatamayışın hüznüyle kalkıyor huzurdan; çaresiz.

O sırada kolundan bir el yakalıyor sofiyi. Başını çeviriyor, karşısında o zamanlar halife olan Gavs-ı Sânî Seyyid Abdülbaki (k.s) hazretleri. Aralarında şu minvalde bir konuşma geçiyor:

— Sofi! Sen ona ne dedin, o sana ne dedi?

— Seyyidim! Hatmemi, rabıtamı yapıyorum, virdimi çekiyorum, hizmete koşuyorum ama kalbimde sofilik yok, dedim.

— Seyda hazretleri ne dedi?

— Amel-i salih yap, dedi. Ben daha ne yapayım kurban?

— Sofi, sana diyor ki: “Buraya çok gel git!” Amel-i salih odur!

Okuyanlar hatırlayacak, bir önceki yazımızda gönle girmenin yollarından bahsederken amel-i salih kapısını da zikretmiştik. O kapıyı biraz daha berrak ve net bir şekilde aralayabilelim diye bu kıssa ile başladım söze. Derdimiz hâlâ gönle girmek! Girince dert bitecek mi? Asla! Daha büyüğü ve zoru çıkacak karşımıza: gönülde kalmak! Bir zaman şöyle buyurmuşlardı: “Gönle girmek bir andır, gönülde kalmak bir ömür ister!”

Salih amel, ibadetler başta olmak üzere Allah rızası için yapılan bütün iyi ve güzel işler demek, malum. Kur’an-ı Kerim’de yüzü aşkın yerde imanla beraber zikrediliyor. Bütün ibadet ve taatler, Allah için yapılan her bir şey; hatta insanın meşgul olduğu işini hakkını vererek, rıza-i bârî için yapması da amel-i salih. Sofinin saydığı hatme, vird, hizmet gibi nafile ibadetler amel-i salih değil mi, diyeceksiniz. Elbette öyle. Peki Seyda (k.s) hazretleri niçin ısrarla bunların dışında bir şey istiyor sofiden?

Tasfiye-i kalp ve tezkiye-i nefs davasını halledememiş insanın amelleri eksik ve kusurludur. Mürşid-i kâmile ise işte bu davanın halli için gidilir. Amel-i salih çiçek ise mürşid ziyareti hem topraktır hem de su. Toprak hem mümbit olacak hem de sulanacak ki tohumlar çiçek açsın. Arz edebiliyor muyum?

Bir zaman, gönle girenlerden birine sordum: “Nasıl yaptınız, ne yaptınız da bu saadet ele geçti?” Cevabını unutmam: “İnsan iki şeye dikkat edecek. Birincisi günahına. Beşer şaşar, günah işler ama günahında kasıt olmayacak! İkincisi ise mürşidini sık sık ziyarete gidecek. Senede iki defa gitse sofi şeyhiyle meşgul demektir. Ama yedi sekiz defa gidince şeyh sofisiyle meşgul olmaya başlıyor. Diyor ki: ‘Bu kişinin benden bir alacağı mı var ki bu kadar çok geliyor?’ Sofilik sen onunla meşgul olunca değil, o seninle meşgul olunca başlar.”

Bu terazi hiç şaşmaz. Dervişi tarif ederken denilmiş ki: “Derviş mürşidiyle övünen değil, mürşidinin kendisiyle övündüğü kişidir!” Sevgiliden bir sözle bitirelim mi yazıyı? Buyurdular: “Aşık maşuğunu rüyasında görmüyorsa zaten aşık değildir. Asıl marifet maşuğun rüyasına girebilmekte!”

Amel-i salih çiçek ise mürşid ziyareti hem topraktır hem de su.