Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Siyonist Yayılmacılığın Son Perdesi

İtalyan siyaset felsefecisi Machiavelli, yaklaşık 6 asır önce Prens isimli eserinde “Amaca giden her yol mübahtır” demişti.

İtalyan siyaset felsefecisi Machiavelli, yaklaşık 6 asır önce Prens isimli eserinde “Amaca giden her yol mübahtır” demişti. Tarihte pek çok devlet adamı, Prens’i referans edinerek toplumları yönetmeye kalktı. Machiavelli felsefesiyle anılan ve sömürgeci zihniyete harita niteliğindeki bir diğer strateji ise şuydu: “Böl, parçala ve yönet!” Bu strateji, maalesef istilacı Batılı devletlerin uluslararası siyasette kullandığı en temel yöntem. Çok değil, 75 yıl önce Güney Afrika’da uygulanan Bantustan düzeni, Makyavelist stratejinin günümüze yansıyan en net örneği. Ülkenin yönetiminden Afrikalıları dışlamak için inşa edilen bu sistemde yerli halk, kendi ülkelerinin vatandaşı olmaktan çıkarılıp ucuz iş gücü haline getirildi. Şimdilerde İsrail Terör Kabinesi, Batı Şeria’nın merkezî noktalarında 13 yeni yasa dışı yerleşim birimi kurulmasına ve “kaçak karakolların yasallaştırılmasına” onay vererek Filistin’de benzer bir zulme imza atıyor.

Yeni işgalci politikanın arkasındaki mantık, Filistin topraklarını birbirinden kopuk, küçük ve izole adacıklara bölmek. Batı Şeria’yı kuzeyden güneye bağlayan 60. hat boyunca; Ramallah, Kudüs ve Ürdün Vadisi üçgeninde kurulması planlanan 13 yeni yerleşim, tam anlamıyla Filistin’e saplanan birer hançer niteliğinde. Bu hamle ile Filistin şehirleri arasındaki coğrafi süreklilik kalıcı şekilde kesintiye uğrayacak. Güney Afrika’daki “Bantustan” kabile yönetim alanlarına benzer yapı Batı Şeria’da da kurumsallaşacak. Nablus, Ramallah, Beytüllahim ve el-Halil gibi büyük Filistin merkezleri, etrafları İsrail askerî kontrol noktaları ve Yahudi yerleşimleriyle kuşatılmış açık hava hapishanelerine dönüştürülecek.

Doğu Kudüs’te abluka zinciri

Kararın en kritik ve yıkıcı neticelerinden biri, Doğu Kudüs’ün çeperindeki abluka zinciri. Filistinlilerin gelecekteki bağımsız devletlerinin başkenti Doğu Kudüs, adım adım büyüyen yerleşim projeleriyle Batı Şeria ile olan coğrafi bağından tamamen koparılıyor. Kudüs’ün kuzeybatısı ve Ramallah’ın batı yakasındaki yeni yapılanmalar, Filistin nüfus yoğunluğunu kırmak ve bölgeyi demografik olarak yahudileştirmek üzere tasarlandı. Kudüs ile Batı Şeria arasındaki coğrafi bağ koptuğunda, Filistin devletinin hayatta kalması imkânsız hale gelecek. İsrail zorla, kan dökerek elde edemediği topraklara böylelikle alicengiz oyunuyla sahip olmayı amaçlıyor. Hükümet kanadından yapılan açıklamalar da bu kararın arkasındaki niyetin gizlenmesine ihtiyaç bile duyulmadığını gözler önüne seriyor. “Yerleşim yerlerinde normalleşme ve düzenleme devrimine öncülük etmeye devam ediyoruz. Saklanmak ve özür dilemek yerine bayrağımızı yükseltiyor ve yerleşiyoruz. Yahuda ve Samara’da gerçek egemenliğe giden yolda başka önemli adımlar atıyoruz.” şeklindeki beyanatlar, uluslararası hukuka açıkça ve daha güçlü meydan okunduğu dönemin ayak sesleri. Kısa bir süre önce uluslararası tepkilerden çekinilerek “güvenlik ihtiyacı” ya da “geçici askerî bölgeler” kılıfıyla yürütülen genişleme politikası, artık devlet bütçesinden on milyonlarca dolarlık fon aktarılan, altyapısı, elektriği ve suyu doğrudan devlet eliyle bağlanan resmî “ilhak devrimi” algısıyla yürütülüyor.

Küresel bilinç kaybı

İsrail’in seçtiği zamanlama oldukça ilginç. Uluslararası kamuoyunun ve medyanın dikkati büyük oranda Gazze’deki insani drama ve bölgesel çatışma risklerine odaklanmışken, Batı Şeria’da sessiz ama kalıcı bir harita değişimi gerçekleştiriliyor. Gazze'deki askerî operasyonlar bir sis perdesi olarak kullanılırken, aynı anda Batı Şeria’da geriye dönüşü imkânsız “fiilî durumlar” meydana getiriliyor. Batı Şeria’da 13 yeni yerleşim birimi kurulması kararı alınarak Filistin toprak bütünlüğüne ölümcül darbe vurulmuşken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı yüzlerce karara rağmen somut yaptırım uygulanmaması, İsrail hükümetine maalesef cezasızlık konforu sağladı. Kınama mesajlarının ötesine geçmeyen tepkiler, sahada tasallut edilen her karış toprağın, yıkılan her zeytinliğin ve yerinden edilen her insanın sorumluluğunu Batı’nın omuzlarına yüklüyor.

Uluslararası toplumun sessizliği

İsrail zulüm ve talanı, coğrafi parçalanmayı o kadar derinleştiriyor ki artık bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulabileceği fiziki bir zemin hemen hemen ortadan kaldırılıyor. Üstelik bölgeyi kaçınılmaz olarak iki devletli bir çözümden, tek devlet çatısı altında Filistinlilerin temel haklardan mahrum bırakıldığı kalıcı rejim kâbusuna doğru sürüklüyor. Uluslararası toplumun meseleye bakışına dair sanırım söylenecek yeni bir şey yok. Ancak İslam dünyasının bu şımarıklığa karşı çıkması şart. Her zaman söylediğimi yineleyerek bitireyim. Müslümanlar bir araya gelmedikçe bu yangın sönmeyecek. Fitne kazanları ortadan kaldırılmadıkça bir araya gelmek mümkün olmayacak. Cenab-ı Allah önce Filistinli müslümanlar sonra da tüm müminler için birlik ve dirlik ihsan etsin.