Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Şeytanın Şerrinden Nasıl Korunuruz?

Şeytan isminde bir tehlike var hayatımızda, başucumuzda, göğsümüzün içine vesvese verecek kadar yakınımızda. Şeytan çoğu zaman, nefsimizin, arzu ve heveslerimizin üzerinden zafiyetlerimizi kullanarak bizi yönetmek ve yönlendirmek istiyor.

Aziz ve Celil olan Allah, Nahl suresinde buyuruyor ki:

“Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.” (Nahl, 99)

İman ve tevekkül bir müslümanın şeytana karşı en büyük kozudur. İmanımızın bütün boyutlarıyla ve unsurlarıyla farkında olmamız ve onu her daim zinde ve dinç tutmamız gerekiyor ki bu iman şeytana karşı bir kalkan görevi görsün. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir insanın hayırlı bir amel işlemesi durumunda onun kalbinde bir nur oluşacağını belirtir. İman bu nurdan beslenir. Bunun tam tersi durumda insan bir günah işlediğinde, gönlünde bir leke oluşur. Tövbe ve iyiliklerle bu leke giderilmediği takdirde işlenen her günah insanın kalbinde leke üstüne leke bırakır. Bu da imanı besleyen can damarının kopmasına, bundan dolayı da imanın adeta kalpte bitkisel hayata girmesine sebep olur. Salih amelle beslenen kalpteki iman, bir müminin şeytana karşı en güçlü kalkanı, en sağlam zırhıdır.

Tevekkül

Ayet-i kerimede şeytanın Cenab-ı Allah’a tevekkül edenler üzerinde bir gücünün olmadığı da ifade ediliyor. Tevekkül kelime olarak “dayanmak” demektir. Dayanmak için, dayanılacak şeyin yakınında hatta hemen dibinde olmak gerekir. Allah Teâlâ’ya tevekkül edebilmemiz için de O’na yakın olmalıyız. Şüphesiz ki O bize şah damarımızdan bile yakındır. Bize düşen ise bu yakınlığın farkında olmamızdır ki bu sayede Cenab-ı Allah’a yakınlaşırız. Kur’an-ı Kerim’de ve pek çok hadis-i şerifte ifade edildiği üzere Rabbimize yaklaşmamız bir boyutuyla ibadetler, öbür boyutuyla da ibadetlerin adeta bir sinir sistemi gibi hayatın tamamına yayılmasını sağlayan ubudiyet yani kulluk aracılığıyla gerçekleşir. Yani güçlü bir iman ve tevekkül şuuru, şeytanın insanı istikametten kaydıran vesveselerine karşı bir manevi kalkandır.

Zikir

Allah azze ve celle Kur’an-ı Kerim’de zikrin de şeytana karşı bir kalkan olduğunu ifade ediyor:

“Kim, Rahman’ın zikrini görmezden gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.” (Zuhruf, 36)

Zikir kelimesi Kur’an’da farklı anlamlarda kullanılan çok hikmetli bir kelimedir. Mesela Kur’an’a göre bizzat Kur’an’ın kendisi bir zikirdir, namaz bir zikirdir, tefekkür etmek, dil ile “Allah” demek, “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber” demek zikirdir. Hatta insanlara eza veren bir şeyi yoldan kaldırmayı da içine alan bütün hayırlı işler Kur’an’a göre zikirdir. Dolayısıyla zikir dil ile “Allah” demeyle başlayan, namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri içine alan, bize Cenab-ı Allah’ı hatırlatan her şey; bu amaca yönelik maddi ve manevi, bedenî ve ruhi, akli ve kalbî her eylemdir.

Takva ve tezekkür

Takva Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma konusundaki şuur halidir. Takva kulluk bilincidir. Bir insan takva sahibi olduğunda onun aklı ve kalbi günahlarla kirlenmemiş olduğu için gayet berrak olur.

Başka bir ayette “takva ve tezekkür” şeytana karşı bir muhafaza olarak zikredilir ve şöyle buyurulur:

“Şüphe yok ki takva sahipleri, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.” (A’râf, 201)

Ayet evvela muttakilerden bahsediyor. Takva Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma konusundaki şuur halidir. Takva kulluk bilincidir. Bir insan takva sahibi olduğunda onun aklı ve kalbi günahlarla kirlenmemiş olduğu için gayet berrak olur. Aklında derin ve nitelikli düşünceler, gönlünde de güçlü bir idrak oluşur. Bu idrak hali tezekkürdür. Tezekkür takvanın sonucudur; basiret ve ferasetin de kaynağıdır.

Şeytan boş durmaz!

Şeytan isminde bir tehlike var hayatımızda, başucumuzda, göğsümüzün içine vesvese verecek kadar yakınımızda. Şeytan çoğu zaman, nefsimizin, arzu ve heveslerimizin üzerinden zafiyetlerimizi kullanarak bizi yönetmek ve yönlendirmek istiyor. Böylece dünyada da ahirette de bizi hüsrana uğratmak için çabalayıp duruyor. Allah Teâlâ bizi nefsimizle ve şeytanın vesveseleriyle sürekli sınar. Onun hilelerine ve insan üzerindeki emellerine karşı nasıl mücadele etmemiz gerektiğini de Kur’an’da açık bir şekilde bize bildirir. Öyle görünüyor ki bu mücadelenin öne çıkan yolları iman, ibadet, hayırlı işler ve her daim dua ile Allah’a sığınmaktır.

Cenab-ı Allah bizi şeytanın şerrinden, onun emellerimizi, amellerimizi, hayallerimizi, dünyamızı, ahiretimizi fesada uğratmasından muhafaza eylesin. Âmin.