Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Şeyh Ali Haydar Ahıskavî Hazretleri Kuddise Sırruhu

O Müceddidiyye yolunun kutuplarındandır. Asrımızı irşadı ve dirayeti ile aydınlatmıştır. Asr-ı saadetin gül kokulu o taptaze, o dipdiri rayihasını gönüllere çalarak, bulundukları irşad halkasını, karların içerisinde açan kardelen çiçekleri misali, bir gülşene çevirmiştir.

Nakşî-Hâlidî sadatından olan Ali Haydar Efendi kuddise sırruhu gençliğinde Saray’da şehzadelere yapılan huzur derslerinde vazife aldı.

Ali Haydar Ahıskavî hazretleri Güneybatı Gürcistan’daki Ahıska’da (Ahaltshe) doğdu. 1866’da doğduğu söylenmektedir. Babası Molla Şerif Efendi’dir. Molla Şerif Efendi, çok takva sahibi bir mümin olarak tanınmıştı. Ali Haydar Efendi iki yaşında mübarek annesini, dört yaşında da pek kıymetli babasını kaybederek yetim kaldı. Bulunduğu bölgede “Molla Şerif’in yetimi” diye anıldı.

Ali Haydar Efendi’nin (k.s) çocukluk yıllarında Kafkasya yurduna matem çökmüştü. Babası Molla Şerif Efendi zamanında İmam Mansur’la başlayan Kafkasya’nın diriliş hareketi, Nakşi şeyhlerinden Kafkas Kartalı İmam Şamil’le (k.s) zirveye ulaşmıştı. Sultan Danyal ise bütün menfi şartlara rağmen Kafkasya medreselerini himaye ederek ilmî faaliyetlere hareketlilik katmıştı. Ali Haydar Efendi böyle bir mevsimde, böyle bir coğrafyada geçirdi çocukluk yıllarını. O diriliş, mana, dirayet ve azim ruhunu aşılması zor sarp dağlar gibi inşa etmişti. Âdeta kader-i ilahi ona istikbalde vereceği ulvi mücadelenin talimini yaptırıyordu.

İlim tahsili

Ali Haydar Efendi (k.s) ilk tahsilini Ahıska’daki medreselerinde yaptı. Zekâsıyla genç arkadaşları arasında kendini göstermesi, hocalarının ondaki bu üstün yeteneği keşfetmelerini sağladı. Bu keşif onu hiç beklemediği bir maceraya çıkaracaktı. 28 yaşında eğitim hayatına devam etmek için hocalarının ısrarıyla Erzurum’a doğru yola çıktı.

İlim tahsil etmek için seyahat etmek... Sahabe-i kiramdan beri süregelen bir İslam geleneğidir bu ümmetin gençlerine. Ali Haydar Efendi hazretleri de bu uğurda 1894’te Erzurum’a hicret etti. Kendisi Kafkasya medreselerinde ilmî manada ilerlemiş olmasına rağmen Erzurum Bakırcı Medresesinde yüksek ihtisasına devam etti.

Erzurum’da geceleri bir taraftan ezberlerini tekrar ediyor, bir taraftan da uyumamak için alnını soğuk duvara yaslıyordı. Yaşıtlarının başka şeylerle ilgilendikleri bu dönemde o, azmini sabrıyla katık yapıp her türlü zorluğa göğüs geriyordu. Burada da üstün gayreti, zekâsı ve ahlakıyla hocalarının dikkatini çekti. Erzurum Bakırcı Medresesindeki eğitmenleri, böyle birinin o zamanın ilim merkezi olan İstanbul’da daha da ilerleyeceğini düşünerek Ali Haydar Efendi’yi yolcu ettiler.

Ahıska’dan Osmanlı Sarayına

İlim tahsili uğruna bu sefer de Payitaht yollarına çıkan Ali Haydar Efendi, İstanbul’un en meşhur alimlerinden olan Bayezid Dersiamı Çarşambalı Hoca Ahmed Efendi hazretlerine talebe oldu. Fatih’teki derslerine devam ederek üstün muvaffakiyetle 1901 senesinde icazet aldı. Ardından genç yaşta dersiamlık sınavına girdi. Ders Vekâleti tarafından yapılan imtihanı kazanarak büyük alimlerin arasına katıldı ve Fatih Camii’nde ders vermeye başladı. Genç yaştaki bu başarısı Osmanlı Sarayı’nın da dikkatini üzerine çekmişti. 1916-1919 ve 1922-1923 yılları arasında önce “muhatap”, daha sonra da “huzur dersleri baş muhatabı” olarak Saray’da genç şehzadelere yapılan huzur derslerinde vazife aldı.

O mücadelesini ilimle, terbiye sistemini de Kur’an ve sünnet üzere tasavvuf meşrebi ve neşvesiyle yaptı.

Değişim ve dönüşüme direnen büyük alim

Batı dünyası, bilim ve teknikte ilerlemek için bozuk olan manevi yapısını üzerinden attı. Bunu yaparken de zaten bozuk olan maneviyat ve ahlak sistemi tamamen kendini kaybetti. Osmanlı Devleti ise bu dönemde bilim ve teknik adına Doğu’dan Batı’ya ilim tahsil etmesi üzere genç talebeler gönderdi. Bu gayeyle Avrupa’ya gönderilen öğrenciler tahsilleri bitip yurtlarına döndüğünde yanlarında bilimden ziyade Batı’nın inançsızlığını getirdiler. Batı’dan gelen bu genç nesil Osmanlı topraklarında Jön-Türkler adında yeni bir hareketin doğmasına sebebiyet verdi. Bu gençliği kazanma adına İslam uleması içinde oryantalist anlayışa sahip reformist bir kısım aydın ulema profili vücuda geldi. Maalesef, reformlar ise Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye nurunu parlatma gayesi uğruna değil, Kur’an ve sünneti o günün bilimsel verilerine adapte etme şeklinde yapılıyordu. Bu da mukaddesatı tahrif ediyordu.

Kendi zamanında ilimde zirve olan Ali Haydar Efendi kuddise sırruhu Hakk’ın rızasını kazanma derdinden başka hiçbir hedef edinmeyen ak sarıklı bir alimdi.

İslam dininin kutsi hakikati, Batı zihniyetinin çeşitli etiketlerle servis edildiği coğrafyada gerçekleştirilmek istenen değişim ve dönüşüme gerçek alimlerle direndi. Onlar, Batı’nın değerlerini öz-posa ayrımına tabi tuttular. Kur’an ve sünnet ışığında bilimi ve terakkiyi savunmakla beraber Cenab-ı Allah’ın dinine ters düşen her ideolojiyi reddettiler.

Onların maneviyat ve ilim yüklü rahle-i tedrislerinde ilimde, sanatta, bilimde, manada zirve olmuş binlerce genç alim yetişti. Nakşî-Hâlidî sadat-ı kiramı İslam’ın sönmez ve söndürülemez bir nur olduğunu öze bağlı, kâmil bir diriliş mücadelesiyle ispat ettiler. Ümmete nice büyük hizmetler ifa eden ulu veli Mahmud Efendi (k.s) hazretleri onun mutlak halifesi idi. Asrımızın münevver ve alim şahsiyetleri olan Muhammed Emin Saraç Hoca, Yekta Saraç Efendi, Osman Nuri Efendi, Fuad Efendi ve daha nice seçkin zat Ali Haydar Ahıskavî hazretlerinin mücazı ve talebesi idi. Allah Teâlâ cümlesinden razı olsun.

Ali Haydar Efendi hazretlerinin usulü

İstanbul gibi pek çok ayrılığın kesiştiği bir ortamda yıldız gibi parlayan Ali Haydar Efendi hazretleri, müslümanlara ilim, fikir ve sanatta durulması gereken yeri gösterdi. Bu ulvi gaye uğrundaki mücadelesini ilimle, terbiye sistemini de Kur’an ve sünnet üzere tasavvuf meşrebi ve neşvesiyle yaptı.

Tedrisat ve terbiye tarzını bir taraftan unutturulmak istenen dinî ilimleri, diğer taraftan da Nakşî-Hâlidî yolunda sevgi ve muhabbeti kalplere akıtarak iki temel esas üzerine bina etti. Kendi zamanında ilimde zirve olan Ali Haydar Efendi, Hak adına konuşan, Hakk’ın rızasını kazanma derdinden başka hiçbir hedef edinmeyen, Hak’tan gayrı hiçbir makamdan çekinmeyen, muhalefette sesi gür çıkan ak sarıklı bir alim olarak İstanbul semalarında bir kutup yıldızıydı.

Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni (k.s) hazretlerine Şeyh Ali Haydar Efendi (k.s) hazretlerinin resmini gösterdiğimde “Bu zat çok büyük bir zattır. Zira Nakşibendî sadat-ı kiramına hususi bir manevi suret verilir. Çok Nakşî şeyhi olduğunu söyleyen zatlar vardır ki o suret onlarda tam yoktur. Ama Şeyh Ali Haydar Efendi hazretleri o manevi suretin ve nispetin tam sahibidir. O güzel ve nurlu cemali onun Nakşibendî sadat-ı kiramının büyüklerinden olduğunu izhar ediyor…” buyurmuşlardır.