Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Serhend Güneşi’nden Hakikat Dersleri

İlim talebesini önde tutmak, şeriatın ilerlemesine vesile olur. Onlar Şeriat-ı Garra’nın bekçileridir. Dinin koruyucularıdır. İmâm-ı Rabbânî kuddise sırruhu

En kıymetli ibadet, insanlara yapılacak en büyük iyilik, şeriat ilimlerinin öğrenilmesine ve yaşanmasına çalışmaktır.İmâm-ı Rabbânî kuddise sırruhu

İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî (k.s) hazretleri, Nakşibendi tarikat-ı aliyyesinin Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) sünnet-i seniyyesi üzerine ikame edildiğini ve bunun ancak Ehl-i sünnet akidesinin muhafazası, şeriat ilimlerinin tahsili, tarikat adabına riayet ile korunacağını beyan etmiştir. İlim, amel ve ihlasın hakiki tasavvufun üç rüknü olduğunu, ilimsiz amelin makbul olmadığını, amel edilmeden de ihlasa ulaşılamayacağını bildirmiştir. Bütün bu sebeplere istinaden o, verdiği hakikat dersinde silsile büyüklerinden gelen manevi nisbetin devamının ancak ve ancak ilim, amel ve ihlas bütünlüğü ile hasıl olacağını söylemiştir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, tarikat ve hakikatin şeriatın bir parçası ve hizmetçisi olduğunu şu hakikat dersiyle izah etmektedir:

“Şeriat dünyevi ve uhrevi bütün saadetlerin teminatı olmuş ve şeriat dışında ihtiyaç duyacağımız hiçbir şey kalmamıştır. Sufilerin uğraş alanı olan tarikat ve hakikat ise şeriatın üçüncü parçası olan ihlasın tamamlayıcıları olmakla şeriatın hizmetçisidirler. Bu ikisinden maksat ancak şeriatı yaşamaktır. Sülukün sonu olan rıza makamına erişmek gerekir. Zira tarikat ve hakikat makamlarının katedilmesinden maksat, rıza makamına yol açan ihlası elde etmekten başka bir şey değildir.”

Büyüklerin ilim ehline verdiği önem

İmâm-ı Rabbânî (k.s) hazretlerinin yine bu meyanda yazdıklarını 48. Mektup’tan muhtasar olarak nakledelim:

“İlim öğrenen ve tasavvuf yolunda çalışan gençlere sarf etmek üzere, bir miktar para gönderdiğinizi yazıyorsunuz. Medresede şeriat ilimlerini tahsil eden talebeleri, tekkede tasavvufa çalışan sufilerden önce yazdığınızı görünce çok sevindik. Zahir, bâtının alametidir, buyurulur. İnşallah mübarek kalbinizde de, şeriat ilimlerini tahsil eden talebelerin yeri ayrıdır. İlim talebesini önde tutmak, şeriatın ilerlemesine vesile olur. Onlar Şeriat-ı Garra’nın bekçileridir. Hz. Peygamber’in (s.a.v) dininin koruyucularıdır. Cennete girmek, cehennemden kurtulmak, ancak şeriata uymakla olur. İnsanların en iyileri, seçilmişleri olan peygamberler herkesi şeriatlarına çağırmıştır. O büyükler, şeriatı bildirmek için gönderildi. O halde en kıymetli ibadet, insanlara yapılacak en büyük iyilik, şeriat ilimlerinin öğrenilmesine ve yaşanmasına çalışmaktır. Hele din düşmanlarının azgınca dine saldırdığı, hakiki İslam alimlerinin kitaplarını yok ettiği, müslüman evlatları batıl fikirlerle aldattığı bir memlekette Allah Teâlâ’nın emirlerinden bir tanesinin dahi olsa hikmetinin anlaşılmasına, ikrarına ve yapılmasına sebep olmak, dağlar kadar sadaka vermekten daha sevaptır. Çünkü bu ufak görünen iş peygamberlere uymak, onların vazifesine ortak olmaktır.”

“Kalbe gelen bütün keşifleri, halleri bize verseler fakat kalbimizi Ehl-i sünnet itikadı ile süslemeseler, kendimi mahvolmuş ve halimi harap bilirim.” Ubeydullah Ahrâr kuddise sırruhu

Muhammed Masum kuddise sırruhu hazretlerinin irşadı

İmam-ı Rabbânî (k.s) hazretlerinin mahdumları, halifeleri ve muhibbanı bu menhec üzere bulunmuşlardır. Hâce Muhammed Bâkî-Billâh (k.s), ulemaya yazdığı mektuplarında İmâm-ı Rabbânî’nin (k.s) oğlu Muhammed Masum’un (k.s) bu cihetinden bahsederek “Serhend şehrinden Muhammed Masum adlı genç bir evladı geldi, ilmi ziyadedir. Her hareketi de ilmine muvafıktır. Hem alim hem de Fârûkî nisbet! Onların nasıl bir manevi cevhere sahip olduklarını ancak görünce hakkıyla anladım” demiştir.

Şeyh Muhammed Masum’un (k.s) Mektûbât-ı Masûmiyye adlı üç ciltlik bir eseri vardır. Bu üç ciltte toplam 652 mektup bulunmaktadır. Bu eserde şöyle der:

“Bazıları zanneder ki tasavvuf, kendi haline bakıp başkasına karışmamak, kimseye ilişmemektir. Bu doğru değildir. Böyle söyleyen, acaba tasavvuf ehli denilince, kimleri hatırlıyor? Eğer, Ebû Bekir Sıddık’a (r.a) bağlanan büyükleri demek istiyorsa, bu büyüklerin yolu, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bidatlerden kaçmak olduğu kitaplarında yazılıdır. Halbuki iyiliği emredip kötülükten alıkoymak, Allah için buğzetmek ve O’nun yolunda cihad etmek Peygamberimiz’in (s.a.v) sünnetinden hatta İslamiyet’in vaciplerinden ve farzlarındandır. O halde, emr bi’l-marufu terk etmek, büyüklerin yolunu terk etmek olur. Tasavvuf ehli, insanı necata kavuşturacak veya helake götürecek şeyleri bildirmek için binlerce kitap yazdı. Bu çalışmaları, emr bi’l-maruf değildir de nedir?

Hz. Peygamber’e (s.a.v) tabi olan, insanları davet etmekte ve emr bi’l-maruf, nehy ani’l-münker etmekte de tabi olur. Bir kimse, peygamberlere tabi olmadan doğru yolda yürümek isterse muhakkak eğri yola sapar. Eğer eline bir şeyler geçerse, istidracdır. Yani sonu zarar ve ziyandır. Ubeydullah Ahrâr (k.s) şöyle dedi: Kalbe gelen bütün keşifleri, halleri bize verseler fakat kalbimizi Ehl-i sünnet itikadı ile süslemeseler, kendimi mahvolmuş ve halimi harap bilirim. Bütün haraplıkları, felaketleri üzerime yığsalar, lakin kalbimi Ehl-i sünnet ve’l-cemaat itikadı ile şereflendirseler hiç üzülmem.”

“Tasavvuf ehli, insanı necata kavuşturacak veya helake götürecek şeyleri bildirmek için binlerce kitap yazdı. Bu çalışmaları, emr bi’l-maruf değildir de nedir?” Muhammed Masum kuddise sırruhu

Serhendi meşayıhının en temel vasfı

Şeriat ilimlerinin tahsili ve ihyası Serhendi meşayıhının en temel vasfıdır. Şeyh Muhammed Masum es-Serhendî’nin (k.s) mahdumu Hâce Muhammed Ubeydullah’ın (k.s) da bir Mektûbât’ı vardır. Bu çok kıymetli eser “Hazinetü’l-Meârif” adıyla basılmıştır. Şeyh Muhammed Ubeydullah (k.s) Mektûbât adlı eserinde şöyle der:

“Yazıyorsunuz ki bir gece teheccüdden sonra zuhuratta bir levha göründü. Üzerinde beş satır yazı vardı. Son satırında yazılı idi ki: ‘Ya Resulallah, aşk nedir?’ dediler. Resulullah Efendimiz (s.a.v), ‘Aşk hep ilimdir’ buyurdu. Biliniz ki ilim, Hakikat-i Muhammedî’dir. Sevgi ancak ilimle tefsir edilir. Bu ibarenin bir manası da şöyle ola ki aşkın makbulü şeriat ilmine mutabık olanların aşkıdır. Zuhuratta size o ‘Aşk hep ilimdir’ levhasının gösterilmesi sizin güzelliğinizdendir. Bu ulvi mana size gösterildiğine göre ümitli olunuz. İnşallah bu kıymetli taayyünden nasip alırsınız. (Bir beyitte şöyle denilir:) Kerimlerle yapılan iş zor olmaz.”

Hülasa, Serhend Güneşi’nin, mahdumlarının ve Serhendi meşayıhının irşadı sünnet-i seniyye üzere bina edilmiş, amel-i salihle terakki ettirilmiş, takva ile tezyin edilmiş, ilmî zemin üzerine oturtulmuş bir tasavvuftur. Şeriata mutabık düşmeyen hareketlerde bulunmak ve ilmî dayanağı olmayan haller üzerinde durmak gibi aşırılıklar bu yolda yoktur. Mevla Teâlâ bizleri o büyüklerin tasarruf dairelerinden mahrum eylemesin. Âmin.