Hasbihal
Şemseddin Bektaşoğlu: Akşamları Okuyacak, Haftasonu Hizmet Edeceksin
Eskiden “İktisat önemli efendim, dünya önemli” vesaire derken sadatların kapısında baktık ki ilim önemli, ahiret önemli, ibadet önemli.
~Seyda Muhammed Raşid (k.s) hazretlerine öğrenci evi talebinizi sunmuş ve izin alarak bu hizmetlere başlamıştınız. Sohbetimizin sonunda burada kalmıştık. Bundan sonra neler yaşandı?
~Seyda hazretlerinin emriyle iki öğrenci eviyle başlayan hizmetler İstanbul, Ankara, Bursa, Konya ve Türkiye’nin her tarafına yayıldı. Kurban kesim işlerini o zaman başlattık. Helalinden ticaret yapalım da hizmetlerimizi sürdürmek için insanlardan maddi yardım istemek zorunda kalmayalım, dedik. Küçükbaş almaya Trakya’ya gittik. Köylüler bizi takım elbiseyle görünce hayvancı olduğumuza inanmadı. Hiç kimseden alamadık. Öyle moralimiz bozuldu ki akşama doğru Sultanşah diye bir köye vardık. İsminde sultan var ya bayıldık! Hah, buradan alırız, dedik. Moralimiz de düzeldi, oradaki köylüler bize inandı. İki yüz elli baş kıvırcığı aldık, yükledik kamyonlara, getirdik. Sonradan büyükbaş işine de girdik.
Seyda (k.s) hazretleri zorunlu ikametten sonra Menzil’e dönünce Allah’a hamdolsun gene ziyaretlerimiz, hizmetlerimiz devam etti onunla.
~Yıllar süren ilmi çabalarınız oldu. Bu nasıl başladı?
~Eskiden “İktisat önemli efendim, dünya önemli” vesaire derken sadatların kapısında baktık ki ilim önemli, ahiret önemli, ibadet önemli. Değişti yine bizim telakkilerimiz, değerlerimiz. Madem bunlar daha önemli, geç kaldık ama telafi edelim diye düşündüm. Daha çalışmıyorum ben, dedim. Yaş otuz üç. Bundan sonra bütün ömrümü ilim ve hizmete tahsis ediyorum, dedim. Aileme de “Benim geçimimi siz temin edin” dedim. Seyda (k.s) hazretleri bunu duymuş, Molla Yahya (k.s) hazretlerini gönderip beni çağırttı. Ben de vardım huzura, “Öyle olmaz, çalışmadan olmaz, çalışacaksın” dedi. “Maişetini kendin temin edeceksin. Kimseden bir şey almayacaksın. Akşamları okuyacaksın. Hafta sonları da hizmet edeceksin” dedi. Baş üstüne kurban, dedim. Bu şekilde medrese hayatımız da başlamış oldu.
~Sohbetler kitabını okuyup aileme sohbet ettim, demiştiniz. Sonrasında bu sohbetlere devam mı ettiniz?
~Bir seferinde Yarbay Mehmet abi Almanya’dan geldi. Benim komşumdu Kozyatağı’nda. Elinde bir müzik sistemi vardı. Gideceği zaman dedi ki; “600 Mark verdim buna, dergâhın malıdır, al. Erkeklere huzurda, kadınlara da bunun hoparlörüyle alt katta sohbet edeceksin. Etmesen vebali boynuna” dedi. Ben kime sohbet edeceğim, nasıl edeceğim bilmiyorum. Bir gün Adem Topal kardeşime konuyu açtım ve onun evinde bir sene sohbet ettik. Sonraları Zeytinburnu’nda dergâh tuttular, orada sürdürdük.
~Gavs-ı Sani hazretleri döneminden ve onun vakıf faaliyetlerinden bahseder misiniz?
~Seyda Muhammed Raşid (k.s) hazretleri dünyasını değiştirince -O acıyı Allah kimseye yaşatmasın, tarifi imkânsız bir hüzündü- cenaze namazı kılındı. Aynı akşam insanlar Seyyid Abdülbaki (k.s) hazretlerine biat yenilediler. Bir gün Gavs (k.s) hazretleri beni Menzil’e çağırdı. “Biz vakıf kuracağız” buyurdu. “Eski vakıflar ne olacak kurban?” dedim. O dönem pek çok yerde vakıflar kurulmuştu. Hepsi Seyda Muhammed Raşid (k.s) hazretlerinin müsaadesiyle kurulan vakıflardı. “Kabul edenlere şubelik vereceğiz” dedi. Ben şaşırdım, “Kabul etmeyen de olur mu?” dedim. Mübarek “İstanbul’da güçlü teşkilatlar var, kabul etmeyebilirler” dedi.
Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri Halilürrahman Vakfını Sultanımız’a (k.s) kurdurttu, o zamanki namıyla Seyyid Saki hazretlerine. Vakıf kurulunca tabii diğerlerinin ona tabi olması lazım. Gavsımızın (k.s) dediği oldu. İstanbul’da bizim başımızdaki arkadaş kabul etmedi. Hukuki bir süreçle o arkadaşı vakıf yönetiminden azledip yönetimi ele aldık. Vakfın anahtarlarını Gavs (k.s) hazretlerine teslim ettim. Çok memnun oldu, “Biz size çok dua ettik. Yoksa işiniz zordu” dedi.
Allah Teâlâ’ya hamdolsun o fitne de çözüldü. Seyyid Saki hazretleri tekrar Halilürrahman Vakfını aktif hale getirdi, biz de ilk sene mütevelli heyetinde olduk. Kevser Vakfındaki arkadaşlar da geldi. Biz de geldik. Halilürrahman’da birlik olduk. Seyyid Saki hazretleri işler yoluna girip normale dönünce vazifesini devretti. Kendisi babasının yanına, irşad faaliyetlerine yardımcı olmak üzere çekildi.
Dünya, makam, şu bu önemli değil bizim için. Ama bir Allah dostunun şahitliği kurtuluşumuza vesile olur diye ümit ediyoruz.
Allah Teâlâ’ya hamdolsun o fitne de çözüldü. Seyyid Saki hazretleri tekrar Halilürrahman Vakfını aktif hale getirdi, biz de ilk sene mütevelli heyetinde olduk. Kevser Vakfındaki arkadaşlar da geldi. Biz de geldik. Halilürrahman’da birlik olduk. Seyyid Saki hazretleri işler yoluna girip normale dönünce vazifesini devretti. Kendisi babasının yanına, irşad faaliyetlerine yardımcı olmak üzere çekildi.
~Gavs-ı Sânî (k.s) zamanında yoğun vakıf faaliyetleri arasında başladığınız ilmi çabanız devam etti mi?
~Aradan bir müddet geçti. Sonra medrese müfredatını bitirmeye azmettim. Allah razı olsun, hocamız da fedakârlık yaptı, evine gitmeyip benim derslerimi verdi. Ben orada müzakerelerimi, mütalaalarımı yaptım ve Tillo müfredat usulüne göre ilim yolculuğunu bitirdik elhamdülillah. Hocam icazet verdi, medresede icazet töreni yapıldı. İcazetten sonraki ilk Menzil ziyaretimde Gavs (k.s) hazretlerine ben bunu söyleyemedim. Önceden bana “Hacı hoş geldin” diyordu. Odasına vardım, “Hoca hoş geldin!” dedi.
Ondan sonra -Allah makamını ali eylesin- Seyda Molla Süleyman (rah.) var. Onu çok severdim, muhterem bir zattı. Çok da talebe yetiştirmiştir, biliyorsun. Sadatlar onu gönderdi buraya. Onu ziyarete gitmiştim. Benim okuma serüvenimi de takip ediyordu. Ne yaptığımı sordu, okuduklarımı söyledim. Bana nasihatlar etti. “Artık sen hoca oldun, kıyafetine dikkat et. Milletin kınamasına aldırma” dedi. Bol giyinmemi öğütledi. Ondan sonra “Cem‘u’l-Cevami’yi niye okumadın?” dedi. “Okutmadı hocam” dedim, gitti kütüphanesinden iki cilt Cem‘u’l-Cevami çıkardı. “Bunu ben sana hediye ediyorum, ilk dersini de veriyorum” dedi. Sekiz on sayfa da bana okuttu. O da benim üstadım oldu. Devamını Suriyeli Muhammed Hoca ile tamamladık. Ruhları şad olsun.
~İlmihal kitaplarınız var. Nasıl ortaya çıktı?
~Zamanla bir sohbet heyeti kurulmuştu Halilürrahman Vakfının bünyesinde. Emir üzerine heyet olarak ilmihal, akaid, dua ve adap kitapları hazırladık. Kavacık’ta son çıktılar alındıktan sonra Gavs-ı Sânî (k.s) hazretlerinin huzuruna vardım. Akşam namazı ile yatsı arasında yarım saat kadar onları inceledi. İnce ince son sözlerinin hepsine baktı. Ondan sonra “Kontrol edin ve basın” dedi. Vakıf onları bastı, o kitaplar dergâhlarda yıllarca ders kitabı olarak hizmet etti, Allah Teâlâ’ya hamdolsun.
~İlk ziyaretinizden sonra ailenize sadat-ı kiramı anlattığınızı onların da intisap ettiğini söylemiştiniz. Ailenizin sadat-ı kiramla irtibatı nasıldı?
~2002 senesinde denizde müessif bir kaza oldu ve benim rahmetli bacım şehit oldu. Bir ay kadar naaşı denizde kaldı. O bizi çok sarstı. Nihayet Mudanya taraflarında Allah Teâlâ onu bize iade buyurdu. Ben çok üzülüyordum. Cenaze bulununca Bursa’da teşhis ettim. Gavs (k.s) hazretleri haberi sordu, “Doğru kurban” dedim. Telefonda Gavs (k.s) hazretlerinin duyduğu hüzün bana bir sirayet etti, tarifi imkânsız, dayanmak mümkün değil. Biz de kendimiz bacımıza üzüldük zannediyoruz. Benim üzüntüm onun yanında hiç kalır, düşün. Bacımı götürdük. Menzil-i Şerif’e defnettiler, kendileri bizzat başında bulundular. Ben mezara indim. “Oğlum Şemseddin” dedi, bir taş verdi, “Şöyle yanağına koy” dedi. Ne olduğunu bilemiyorum beyaz bir şey, dediği gibi yaptım. Ondan sonra taziye verirken bize buyurdu ki: “Bu Allah’ın bir mucizesi. Bir insan denizin altında bir ay kalıp da zarar görmeden başörtüsüyle, normal surette çıkması Allah Teâlâ’nın bir mucizesidir. Yoksa mümkün değil. Allah’ın kudretidir.” Sonra bacım için şunu söyledi: “Biz onu unutmayacağız. Ne okumuşsak yarısı onundur.”
Ondan üç sene sonra da babam vefat etti İstanbul’da. Sekerat halindeyken ben Gavs (k.s) hazretlerine telefon ettim. Kendisine “Kurban babam sekerata düştü, himmetinizi ve duanızı talep ediyoruz” dedim. Vefat edince de mezar yeri için müsaade istedik, getirmemizi buyurdular. Definden sonra Gavs (k.s) hazretleri babam için “Hacı sadıktı. Sadatları severdi, sadatlar da onu severdi” dedi.
Televizyon faslı başladığında Gavs (k.s) hazretleri her seferinde sorardı. Biz de rapor verirdik, anlatırdık. “Siz bundan sonra Allah Teâlâ’yı anlatın” buyurdular. “Baş üstüne” dedim. “Sadatın duasıyla, himmetiyle, Allah Teâlâ bunu insanların kalbine tesir ettirecek” dedi. Ondan sonra esma-i hüsna hakkında programlara başladık. Hadis-i şeriflerdeki isimlere ilaveten Kur’an-ı Kerim’deki ism-i şerifleri de ilave ederek 185 civarında program yaptık. Sonrasında Gavs (k.s) hazretlerinin bu programla ilgili hakkımızda bir tezkiyesi de oldu, hamdolsun.
Gavs hazretleri vefatından üç ay kadar önce bir ameliyat oldu. O ameliyatı yapan iki doktordan biri benim oğlum, doçent. 1984 senesinde Gavs (k.s) hazretleri Gökçeada’ya gitmek için geldiğinde Çağlayan’da bize misafir olmuştu. O oğlumu doğduğunda kucağına vermiştim. Dua etmişti ona. Elhamdülillah sonunda son ameliyatı ona nasip oldu. Böyle bir ikramda da bulundu bize ve oradaki bütün doktorlar hemşireler şahittir; bize çok selam, hurma şeker gönderdi, hatırımızı sordu.
Bizi bunlar sevindiriyor. Dünya, makam, şu bu önemli değil bizim için. Ama bir Allah dostunun şahitliği kurtuluşumuza vesile olur diye ümit ediyoruz.
~Hocam, Gavs-ı Sânî hazretlerinin son on yılında neler yaptınız?
~Hamdolsun, vakıftan Hindistan sorumluluğunu verdiler bana 2012 senesinde. Halbuki ben emekliye ayrılmıştım. Yani ilmî faaliyetler, kitap çalışmaları vesaire düşünüyordum ama Hindistan sorumluluğu teklif edilince “Ben İmâm-ı Rabbânî (k.s) hazretlerinin memleketine nasıl hizmet etmeyeyim!” dedim. Çünkü İmâm-ı Rabbânî (k.s) hazretlerinin benim hayatımda önemli bir yeri var. Bu görev on sene sürdü, 2022 senesine kadar. İlk giderken Gavs (k.s) hazretlerinden müsaade almaya gittim. “Ne emredersiniz?” dedim. “Önce İmâm-ı Rabbânî (k.s) hazretlerini ziyaret edeceksiniz Serhend’de. Orada hizmet etmek için ondan müsaade alacaksınız. O memleketin manevi sahibi odur” dedi. Biz de baş üstüne dedik. Hindistan’a vardığımızda önce orayı ziyaret ettik.
Sonra televizyondan arkadaşlar “Hocam, Tasavvuf Okumaları diye bir program yaptık. Mektûbât’ı da size vermek istiyoruz” dediler, kabul ettim. Üç dört sene boyunca 135 mektubu da ders konusu yaptık. Tabii bunlar dışında, ramazanlarda sohbet ettik, haftalık sohbetçi olarak alındık. Bu yolun doğru anlatılması, güler yüzlü anlatılması, sakin bir şekilde anlatılmasına hizmet etmeye çalıştık. Ama tabii tanınmış olmanın birtakım zararlarını da görmeye başladık. Benim videolarımın başını önünü kesip iftira etmeye başladı dine muhalif kesimler.
Ümmet için yaşıyordu. Öyle bir zattı, insanların niyetlerini düzeltmek istiyordu. İnsanların ilme uygun yaşamasını, salih amel etmesini istiyordu.
~Son olarak neler söylemek istersiniz?
~Bir defasında Kasr-ı Arifan’da Gavs (k.s) hazretlerinin ziyaretine gittik. Hastalıkları vardı, ciddi mânileri vardı. Kasr-ı Arifan’da akşam ile yatsı arası bizi çağırttı huzura. Sağlığını sordum, anlattı.
Ondan sonra ben “Efendim, Allah Teâlâ sizi başımızda var etsin. Nefes aldığınızı bilelim yeter bize” dedim. Bana “İnsanlar geliyor, bizi görmezse mahzun oluyor. Hizmet etmedikten sonra nefes alsan ne olacak?” dedi. Ümmet için yaşıyordu. Öyle bir zattı, insanların niyetlerini düzeltmek istiyordu. İnsanların ilme uygun yaşamasını, salih amel etmesini istiyordu. İnsanları Allah Teâlâ’ya yaklaştırmak istiyordu. Sünnet-i seniyyeye ittibalarını artırmak istiyordu. Ahlaklarını güzelleştirmek istiyordu. Bu hususta elinden geleni yaptı. Allah Teâlâ şefaatlerine nail eylesin. Cümlemize son nefeste hüsn-i hatime ihsan eylesin.