Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

## Kötüler kötülerle Rabbimiz yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mealen “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun” (Tevbe, 119) buyuruyor. Ebû Hureyre’den (r.a) nakledildiğine göre Resulullah (s.a.v) de şöyle buyurmuştur: “Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Tirmizî, Zühd, 45)

Bu ayet-i kerime ve hadis-i şerif ışığında Fahr-i Kâinat (s.a.v) efendimizin azılı düşmanlarından olan Velid b. Müğîre’ye, arkadaşı Ebû Cehil’in nasıl bir kötülük yaptığını hatırlayarak asr-ı saadet iklimine bir yolculuk yapacağız. Zira davet başladıktan sonra iyiler iyilerden etkilendi, kötüler de kötülerden. Kimi Hz. Ebû Bekir’i (r.a) örnek aldı ve İslam’la şereflendi. Kimi de Ebû Cehil gibi kötülüğün babası olanları takip etti ve cehennem koridorlarından birine girdi.

İslam düşmanının kalbinin ısınması

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) amca oğlu İbn Abbas (r.a) şöyle aktarır:

Bir gün Velid b. Muğîre, Hz. Peygamber’e (s.a.v) geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ona Kur’an okudu. Sanki Velid’in kalbi vahyin etkisiyle yumuşamış gibiydi. Ardından bu durumdan haberdar olan Ebû Cehil, Velid’e şöyle dedi: “Amca, akrabaların ve kavmin senin için mal mülk toplamaya niyetlendiler.” Nedenini soran Velid’e Ebû Cehil şu cevabı verdi: “Seni arzu ettiğin mala mülke sahip etmek için. Çünkü sen onun (Resulullah’ın) yanına dünyalık kazanmak için gidip geliyormuşsun. Bir daha kimseye muhtaç olmaman için bunu yapacaklarmış.”

Velid b. Muğîre şu karşılığı verdi: “Benim hepsinden daha zengin olduğumu Kureyşliler iyi bilir.” Ebû Cehil, “O halde onu (Resulullah’ı) inkâr etmeye devam ettiğini bilmeleri ve bu söylentilere son vermeleri için onun hakkında olumsuz bir şeyler söylemelisin” dedi.

Velid b. Muğîre, Ebû Cehil’e şöyle cevap verdi: “Bilmiyorum ki onun hakkında ne söyleyeyim? Yemin olsun ki Mekke halkı içinde şiiri benden daha iyi bilen, nazmı ve nesiri benden daha iyi anlayan ve benim kadar kâhinlerin sözlerini işiten yoktur. Yemin olsun ki söylediği sözler hiçbir söze benzemiyor. Her sözünün bir tadı, bir güzelliği, parlaklığı, ışıltısı var. Sözleri meyve tanelerine benziyor ki sağanak yağmuru andıran gür ve iri tanelerden oluşmuş gibi… Şüphesiz bu sözlerin sahibi yenilmez. O her daim üstün gelecek ve karşısında duranları ezici bir mağlubiyete mahkûm edecektir.”

“Yemin olsun ki söylediği sözler hiçbir söze benzemiyor. Her sözünün bir tadı, bir güzelliği, parlaklığı, ışıltısı var. Sözleri meyve tanelerine benziyor ki sağanak yağmuru andıran gür ve iri tanelerden oluşmuş gibi… Şüphesiz bu sözlerin sahibi yenilmez. O her daim üstün gelecek ve karşısında duranları ezici bir mağlubiyete mahkûm edecektir.”

Ebû Cehil’in baskısı

Velid b. Muğîre’nin sözleri Ebû Cehil’i tedirgin edip canının sıksa da maksada ulaşmak için uyguladığı stratejiye sadık kaldı: “Onun hakkında olumsuz şeyler söylemezsen kavminin rızasını kaybedeceksin.”

Velid, sözleriyle Ebû Cehil’i etkileyememekle beraber onun istediğini yapmak zorunda olduğunu kabul etti ve “O zaman bana biraz süre ver, biraz düşüneyim” dedi. Birkaç gün sonra Peygamber Efendimiz’le (s.a.v) ilgili fikrini kavmiyle paylaştı: “Sözleri bir sihirdir ki, sihirbazlardan öğrenilegelen bilgilerin naklidir. O sadece nakilcidir.”

Hakkında inen ayetler

Velid b. Muğîre’nin hissettiği, etkilendiği ve hidayetine ramak kaldığı anda, yönünü tam aksi istikamete çevirip dile getirdiği bu inkârın neticesinde Allah Teâlâ, Müddessir suresi 11 ila 30’uncu ayet-i kerimeleri vahyetti:

“(Hiçbir şeyi olmadan) yapayalnız (ve aciz) bir kul olarak yarattığım o kimseyi (Velid b. Muğîre’yi) bana bırak!

Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim. Kendisine (dünya nimetlerinden) büyük imkânlar sağladım.

Üstelik o (küfürde ısrar etmesine rağmen, kendisine vermiş olduğum nimetleri) daha da artırmamı umuyor.

Hayır, umduğu gibi olmayacak! Çünkü o, ayetlerimize karşı inatla ­direnmektedir. Ben de onu (cehennemde) sarp bir yokuşa süreceğim!

O (Peygamber’e ve Kur’an’a karşı nasıl bir tavır takınmaları gerektiğine dair kendisine müracaat edenlere ne cevap vereceği hususunda onlara ardını dönerek) düşündü (taşındı), ölçtü biçti. Kahrolası ne biçim ölçtü biçti! Evet, kahrolası, ne biçim ölçtü biçti! Sonra (Peygamber’i ve Kur’an’ı nasıl tenkit ve tekzip edeceğini, daha da inceden inceye düşünmeye başlayarak, düşünceli düşünceli etrafına) bakındı.

Sonra suratını astı ve kaşlarını çattı. En sonunda kibrini yenemeyip sırtını dönüp gitti.

‘Bu’ dedi, ‘Olsa olsa eskilerden nakledilmiş bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.’

Ben onu (yaptıklarına karşılık olmak üzere) sekara (cehenneme) sokacağım. Sen bilir misin sekar nedir? Bitirir ama yok olmaya da bırakmaz; derileri kavurur. Orada on dokuz görevli vardır.”