Saadet Günleri
Saadet Günleri
Nur dağında Alak suresinin ilk beş ayet-i kerimesi inzal olmuş, böylece peygamberlik vazifesi başlamıştı.
Tebliğin başlaması
Nur dağında Alak suresinin ilk beş ayet-i kerimesi inzal olmuş, böylece peygamberlik vazifesi başlamıştı. Hz. Peygamber’in (s.a.v) saadetli kalbi, vahyin ağırlık ve haşyetiyle sonraki vahiylere hazır hale gelmişti. Fakat doğal olarak bir bilinmezlik oluşmuştu. Vahiy bu kadar mıydı? Bazı peygamberlere sahifeler vahyedilmişti, bazılarına kitaplar... Bundan sonra yeni vahiyler inecek miydi? Vahiy meleği yine görünecek miydi? En önemlisi de neden görünmüyordu?
Hz. Peygamber (s.a.v) çok üzgündü. Yüreği, kendisinin dışında hiçbir beşerin bilemeyeceği şekilde daralıyordu. Yıl gibi geçen günlerin ardından hanesinde, uykuyu tadamayan mübarek gözlerini yummuştu ki vahiy meleği, Müddessir suresinin ilk beş ayetiyle geldi: “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar! Sadece Rabbinin büyüklüğünü dile getir. Elbiseni temiz tut. Her türlü pislikten uzak dur.”
Cebrail’in (a.s) bu gelişiyle tebliğ hareket kazanmıştı. Böylece yirmi üç yıl boyunca ayet-i kerimeler peyderpey inecek ve Hz. Peygamber (s.a.v) cin ve insanları tevhide çağıracaktı.
Vahyin korunması
Vahiy Resulullah’ın (s.a.v) kalbine iniyordu ama acaba ilk inen ayetlerin sayısı az diye mi ezberlemek kolay olmuştu? Ya ayet sayısı fazla olunca aklımda kalmazsa diye düşünmüş olacak ki Efendimiz (s.a.v) Cebrail’in (a.s) bildirdiği ayetleri ezberlemek için tekrar ediyordu. Bir de ruhu ve bedeni vahyin ağırlığının etkisini yaşarken, dikkatini ayetlerin okunuşuna vermesi ve herhangi bir kelimeyi kaçırmamak için uğraşması onu zorluyordu. Allah Teâlâ, peygamberini merhameti ve keremiyle bu halden kurtaracak ayet-i kerimeleri inzal etti:
“(Cebrail sana Kur’an okurken), onu zihnine bir an önce kaydetmek için okumada acele etme. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir. O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra onu anlatmak elbette bize aittir.” (Kıyâmet, 16-19)
“Gerçekliğinde şüphe bulunmayan, her şeyin hakimi olan Allah çok yücedir. Sana vahyi tamamlanmadan Kur’an’ı okumada aceleci davranma ve ‘Rabbim! İlmimi arttır’ de.” (Tâhâ, 114)
İbn Abbas (r.a) hazretlerinin rivayetine göre, iki cihan güneşi Efendimiz (s.a.v), bu ayetlerin inzalinden sonra Cebrail (a.s) geldiğinde başını önüne eğer, vahiy bitince de insanlara inen ayetleri tebliğ ederdi. (Buhârî, Tefsîru'l-Kur'an, 342) Rabbülâlemîn’in kelamını insanlara tebliğ ederken Resulullah (s.a.v) insanların kınamasından korkmaz, vazifesini Allah Teâlâ’nın rızası doğrultusunda yerine getirirdi.
İnsanlar genellikle nefislerinin hoşuna gidecek türden konuşmaları duymak ister; eleştirilmekten, yanlışının söylenmesinden memnuniyet duymaz. Dolayısıyla inkârcılar, rahatsızlık duydukları uyarılar sebebiyle Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme tepki göstermekteydi.
İlk vahiylerin tebliği
Resulullah'a (s.a.v) vahyedilen ayetler müjdeleyici ve uyarıcı bilgiler bütünüdür. İnsanlar genellikle nefislerinin hoşuna gidecek türden konuşmaları duymak ister; eleştirilmekten, yanlışının söylenmesinden memnuniyet duymaz. Dolayısıyla inkârcılar, rahatsızlık duydukları uyarılar sebebiyle Efendimiz’e (s.a.v) tepki göstermekteydi. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v) kim, nasıl karşılarsa karşılasın, kimseden çekinmeden vazifesini yerine getirmiştir. Hatta inkârcıların yoğun olduğu Mekke şehrinde vahyolunan surelerin, uyarıcı ayetlerin çokluğu, Kur’an’ın ancak ilahi bir kitap olduğunun da delili olarak kabul edilmiştir. Çünkü insan, düşmanları arasındayken onlara karşı daha mülayim olurken, onların uzağındayken çekinmeden istediğini söyler. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) peygamberliğine karşı çıkanların çok ve güçlü olduğu Mekke şehrinde onların gözlerinin içine bakarak bu ayetleri okuması, bu fıtri durumu tersine çevirmiştir. Ayet-i kerimeler, ehl-i küfrün sinir uçlarına dokunacak ve onları hafife alacak kadar serttir. Buna mukabil Medine-i Münevvere’de nazil olan ayetler daha çok müminin maddi ve manevi hayatını düzenleyen esasları konu edinmiştir.