Asr-ı Saadetten İzler
Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellemin Amca Oğlu Cafer-i Tayyar Radıyallahu Anh
“Cafer, hilkaten ve ahlaken bana en fazla benzeyendir.”
(Bkz. Buhârî, Sulh, 6)
590 yıllarında Mekke-i Mükerreme’de doğdu. Hz. Ali’nin ağabeyidir. Aralarında on yaş vardır. Hz. Cafer’in (r.a) gençlik yılları amcası Hz. Abbas’ın (r.a) tedrisinde geçti. İlk iman edenlerdendi. Habeşistan’a hicret eden ikinci kafilede yer aldı. Oğlu Abdullah Habeşistan’da doğan ilk müslüman olarak bilindi. Kureyş kabilesi, Habeşistan Necâşîsi Ashame’ye elçi olarak Ebû Rebîa ile Amr b. Âs’ı gönderdikleri zaman onun huzurunda müslümanları Cafer-i Tayyar (r.a) temsil edip savundu. Yapılan kuvvetli münazarada Kureyş’ten gelen elçileri zekası, fesahat ve belagatıyla mağlup etti. Necâşî’nin saygısını kazandı. Habeşistan’da o ve müminler emniyet içinde kaldılar. Yıllar sonra Resulullah Efendimiz (s.a.v) Necâşî’ye, ashabını Medine-i Münevvere’ye yollamasını haber gönderdi. Necâşî kendilerine bir gemi tahsis ederek onları Hicaz’a yolladı. Hayber’in fethinden sonra Hz. Cafer’i (r.a) huzurunda gören Resulullah Efendimiz (s.a.v), “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” (Hâkim, el-Müstedrek, nr. 4931) buyurmuştu.
Asil bir genç
Hz. Cafer (r.a) Hâşimîlerin asil bir genci idi. Herkes ona hayranlıkla bakardı. Resulullah Efendimiz (s.a.v) “Cafer, hilkaten ve ahlaken bana en fazla benzeyendir” (Bkz. Buhârî, Sulh, 6) buyurmuştur. Ashabın içinde bu iltifata mazhar olan yegâne sahabi efendimiz Hz. Cafer-i Tayyar’dır (r.a). Resulullah Efendimiz (s.a.v) onu “fukara babası” diye de yâd ederdi. O kadar kerem sahibi idi ki onun için “cevâd ibn cevâd (cömert oğlu cömert)” da denilmiştir.
İki kanatlı şehit
Resulullah Efendimiz (s.a.v) hicretin 8. senesinde, Bizans kumandanı Theodoros’un ordusu ile savaşmak için Suriye’ye bir ordu görevlendirdi. Zeyd b. Hârise’yi (r.a) de komutan tayin etti ve “Zeyd şehit olduğunda komutayı Cafer alsın. O da yaralanır veya şehit olursa Abdullah b. Revâha alsın” (Buhârî, Cenâiz, 4) buyurdu. Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) Mûte Savaşı için üç kumandan tayin etmesinden dolayı bu mübarek ordu “ceyşü’l-ümerâ-kumandanlar ordusu” diye de adlandırılmıştır.
Ashab-ı kiram efendilerimiz Mûte Savaşı diye adlandırılan bu muharebede sayıca kendilerinden çok üstün olan Bizans ordusuna karşı metanetle savaştılar. Lakin bu ağır muharebede başta kumandanlar Zeyd b. Hârise, Ca‘fer b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Revâha olmak üzere on beş büyük sahabi (r. anhüm) efendimiz şehit düştü. Abdullah b. Ömer (r.anhüma), defnedilmeden önce Cafer-i Tayyar’ın (r.a) vücudunda elli (veya doksan) yara gördüklerini nakletmiştir.
Resulullah Efendimiz (s.a.v) Hz. Cafer’in muharebede şehit düşmeden önce kesilen iki koluna karşılık iki kanatla mükâfatlandırıldığını ve onlarla cennette uçtuğunu müjdelemiştir. Bu sebeple Hz. Cafer’e (r.a) “Tayyâr” (uçan) ve “Zü’l-cenâheyn” (iki kanatlı) lakapları verilmiştir. Şu an Ürdün Mute’de olan kabr-i şerifi bir ziyaretgâhtır.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v) Hz. Cafer’in (r.a) ailesi için üç gün yemek yapılmasını emretmiş ve bu sünnet günümüze kadar gelmiştir. O şerefli aileye taziyede bulunan Resulullah Efendimiz (s.a.v), “Selam olsun sana ey iki kanatlının çocuğu” (Buhârî, Ashâbü’n-Nebi, 10) diye hitap ederek onları teselli etmiştir. Allah Teâlâ bizi şefaatlerine nail eylesin. Âmin.