Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Hizmet; iş yapmak, gayret göstermek, başkalarına yardım etmek, bir vazifeyi üstlenmek gibi manalara gelir. Ferdî yapılan ve içtimai bir amel olan hizmet aslı itibarıyla kulluk vazifesidir. “Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 56) emri gereğince denilebilir ki müminin hayatı hizmetten ibarettir. Çünkü mümin öncelikle güzel kullukla, taat ve ibadetlerle kendi ebedî hayatına hizmet eder.

“Nisbet (feyz ve manevi yardım) hizmete göredir.” Şeyh Abdurrahman Tâhî kuddise sırruhu

Hizmet; iş yapmak, gayret göstermek, başkalarına yardım etmek, bir vazifeyi üstlenmek gibi manalara gelir. Ferdî yapılan ve içtimai bir amel olan hizmet aslı itibarıyla kulluk vazifesidir. “Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 56) emri gereğince denilebilir ki müminin hayatı hizmetten ibarettir. Çünkü mümin öncelikle güzel kullukla, taat ve ibadetlerle kendi ebedî hayatına hizmet eder.

Yaradılış vazifesi gereği kulluğunu ifa eden bir mümin kendi ahiretine hizmet ederken diğer insanları da unutmaz. Uzlete çekilip toplumdan uzaklaşmak yerine insanlarla kaynaşır. Hak ve hakikat adına onlara güzellikler sunmaya gayret eder. En yakınlarından başlayarak yaşantı ve sözleriyle doğru yolu tanıtır. Onların ebedî hayatına faydalı olmaya çalışır. Nitekim Fahr-i Âlem (s.a.v): “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, nr. 5787) buyurmuştur.

Birçok ayet-i celilede insanlara hizmet etmek önemli bir emir ve tavsiye olarak yer alır. Anne babanın, evlatların, gerekli hallerde akrabaların ve diğer bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayarak hizmette bulunmak farz yahut müstehap gibi dinî hükümler barındırır.

Hizmet insanın yaratılış gayesini yerine getirmenin yanında manevi kemalatı elde etmenin de önemli bir yoludur. Sadat-ı kiramdan Ubeydullah Ahrâr (k.s) şöyle buyurmuştur: “Ben bu yolu tasavvuf kitaplarından değil halka hizmetten elde ettim. Hayır umduğum herkesin hizmetinde bulundum.”

Şeyh Abdurrahman Tâhî (k.s) hazretleri de hizmetin önemini şöyle anlatmıştır: “Nisbet (feyz ve manevi yardım) hizmete göredir. Hizmetteki ilahi rahmet hiçbir şeyde yoktur. Nakşibendî tarikatında rahmete vesile olacak her türlü amel ve hizmet mevcuttur. İbadet için evine kapanıp halkın hizmetinden kaçan kimse pek çok hayırdan mahrum kalır. Sadece zikirle yetinmek olmaz. Mal ve can ile Allah yolunda cihad ve gayret etmek gerekir.”

Rabbani alimler, Fahr-i Âlem’in (s.a.v) meşrebi üzere hareket etmeyi en büyük gaye edinmişlerdir. Fahr-i Âlem (s.a.v) hiçbir ayrım yapmadan bütün insanları muhatap almış ve hepsine rahmet olmuştur. Muhataplarına Allah Teâlâ’nın kulu gözüyle bakmıştır. Hayatını Allah için insanlara hizmete adayanlar ve bununla Cenab-ı Allah’ın rızasını talep edenler, Fahr-i Âlem’in (s.a.v) bu meşrebini iyi tanımalıdır. Arifler demişlerdir ki: “Bir kimse bütün halkı kendisi için bir aile ferdi gibi görmedikçe gerçek sufi olamaz.”

Hizmetlerin edepleriyle yapılması çok önemlidir. Tıpkı niyet gibi her işi edep güzelleştirir ve tatlandırır. Mümin, bütün işleri edep üzere olduğu zaman imanın tadını alır, güzel müslümanlığın farkını yaşar. Bu yüzden hizmet edenler, hizmeti zedeleyecek ve menfaatini yok edecek işlerden sakınmalıdır. Bunlar nefsin hastalıklarından kaynaklanır. Gözümüzün nuru Gavsımız (k.s) bir sohbetinde şöyle buyurmuştu: “İnsanlara hizmet ve iyilik isteyen kimse nefsini ıslah etsin yeter. Nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gerçek faydayı veremez. Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere yaşadıklarından insanların hidayetlerine ve ebedî saadetlerine vesile olmaktadırlar.”

Nasıl ki ferdî amellerimizi zayi eden riya, kibir, ucb hastalıkları varsa hizmetlerde de zarara uğratan manevi hastalıklar vardır. Bunların başında benlik duygusu gelir. Bu duyguya kapılan kişiler kendisi olmadan işlerin yürümeyeceğini düşünür. Bazıları da Yüce Mevla’nın bu iyilikleri başkalarına değil de kendilerine nasip ettiğini düşünerek bir ayrıcalığının olduğuna inanır. Bu zandakiler yapılan hizmetlerde nefsine pay biçer. Kendisinin içinde olmadığı hizmetleri ya kabul etmez veya bir şekilde engel olmaya çalışır. Diğer bir hastalık, baş olma duygusudur. Bunlardan kurtulmanın tek çaresi şu ayet-i celileyi hatırdan hiç çıkarmamaktır: “Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.” (Nisâ, 79)

Hizmet eden kişi, hizmetin bir lütuf olduğuna gönülden inanmalıdır. Layık olduğu için değil affına vesile olsun diye lütfedildiğini düşünmelidir. Hizmet esnasında “İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî” düsturunu hiçbir zaman bırakmamalıdır. Niyetler her an değişebilir. Bu yüzden niyetini sürekli kontrol etmelidir. Eğer gaye sadece Allah Teâlâ’nın rızası ise hizmet doğru istikamettedir. Yok işin içine başka sevdalar girmişse derhal niyeti “maksuda” ve “matluba” doğru tashih etmelidir.

Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…