Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Ramazan-ı şerif, Kur’an-ı Kerim ile alakasından dolayı bütün hayır ve bereketleri kendinde toplamıştır. Bir kimse kendini bu ayda toparlarsa bütün yılı iyi geçer. Bu ayı dağınık bir halde geçirirse bütün senesi kötü geçer. İmâm-ı Rabbânî kuddise sırruhu

Gölgesi üzerimize düşen, teşrifiyle mesrur olacağımız mübarek ramazan, Rabbimizin kullarına bahşettiği aylar içerisinde rahmet, bereket, bolluk ve hayrın zirveye ulaştığı, Kur’an ve oruç ayıdır. Rabbülâlemîn bir ayet-i celilede mealen şöyle buyurur: “Ramazan ayı; insanlar için hidâyet rehberi, doğru yola ileten ve hakkı bâtıldan ayıracak apaçık delilleri içeren Kur’an’ın gönderildiği aydır. Öyleyse sizden ramazan ayına erişenler o ayda oruç tutsun.” (Bakara, 185)

Ebû Hureyre (r.a), Fahr-i Âlem (s.a.v) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ramazan ayı girince cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır. Şeytanlar zincire vurulur.” (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 11)

Evliyaullah, ramazan ayı teşrif edince diğer aylara göre daha fazla taat ve ibadete yönelirler. İmam Şiblî hazretleri şöyle buyurur: “Bu ay, Rabbimin şeref ve faziletinden bolca ihsan ettiği bir aydır. Öyleyse onu yücelten ve hürmetini koruyanların ilki ben olmalıyım.”

Evliyanın büyüklerinden İmâm-ı Rabbânî hazretleri de şöyle buyurmuştur: “Ramazan-ı şerif, Kur’an-ı Kerim ile alakası olduğundan bütün hayır ve bereketleri kendinde toplamıştır. Bir kimse kendini bu ayda toparlarsa bütün yılı iyi geçer. Bu ayı dağınık bir halde geçirirse bütün senesi kötü geçer. Ramazan-ı şerif bir kimseden razı olursa o kimseye müjdeler olsun. Bir kimseye gücenir de o kişi ramazanın bereket ve hayırlarından pay alamazsa yazıklar olsun.”

İmtihan için gönderildiğimiz şu fâni âlemde, nefis ve şeytan ordularının hücumu altındayız. Bunların saldırı ve hücumlarından kurtulmak, saadet zaferine ermek için onlarla mücadele etmek zorundayız. Bu mücadelede, zaferi temin edecek, ruhani ve manevi lezzetler bahşedecek en kuvvetli vasıta oruçtur. Çünkü oruç, nefsi ve şeytanın ordularını darmadağın eder, onları tehlikesiz hale getirir. Gönülden gurur ve intikam gibi süfli duyguları atar. Yerine tevazu, cömertlik ve merhameti yerleştirir. Vicdanlardan kir ve pası siler; yerinde Kur’an-ı Kerim’in hakikat meşalelerini parlatır.

Oruç, tutanı her türlü kötülükten alıkoyan, ihlası artıran bir ibadettir. Açlığa, susuzluğa ve nefsin diğer arzu ve isteklerine karşı direnmek zor ve bir o kadar önemlidir. Allah Teâlâ’ya iman eden ve nefisle mücahedeye karar veren müminler oruç ibadeti ile kuvvetli bir iradeye sahip olurlar.

Hadis-i kudside Cenab-ı Hak şöyle ferman buyurmuştur: “Âdemoğlunun her ameli kendisine aittir. Ancak oruç hariç. Oruç benim içindir ve onun karşılığını ben vereceğim.” (Buhârî, Libâs, 76)

Şâh-ı Nakşibend (k.s) hazretleri bu kudsi hadiste hakiki oruca işaret edildiğini ve hakiki orucun mâsivadan tümüyle el çekme anlamına geldiğini söylemiştir. Denilmiştir ki; dünyada yaptığı zulüm ve haksızlıklara karşı insanın yapmış olduğu her ameli, ahirette karşı tarafa kısas olarak verilir. Bundan sadece oruç ibadeti ayrı tutulur. Çünkü onda hiçbir kısas uygulanmaz. Cenab-ı Hakk kıyamet günü “Bu, benim içindir. Bunda hiç kimse hak iddia edemez” (Nesâî, Sıyam, 43) buyurur.

Oruç, zahiren yeme içmeden uzak durmak gibi görünür. Ancak hakikat ehline göre asıl oruç, kalbin dünyevi arzularını terk ederek tutulan oruçtur. Oruçta kulağın, gözün, dilin ve bütün azaların haramdan korunması vardır. Kim bütün azalarına sahip çıkarak oruç tutarsa, hiç şüphe yok ki o kimse, içinde bulunduğu günün vaktini hayırla değerlendirmiş olur. Kul için günün her saatinde ayrı bir vakit vardır. Bütün azalarıyla oruç tutan kimse, günün bütününü zikirle ihya etmiş, değerlendirmiş olur.

Oruçlu, tövbe eden kimse gibidir. Zira sabır, tövbenin vasıflarındandır. Tövbe, daha önce yapılan kötülükler için bir kefarettir ve sabreden kötü alışkanlıklarından uzaklaşır, bir daha yapmamaya karar verir. Oruç da ateşten koruyan bir kalkandır. Oruçlu sabreder ve kötülüklerden uzaklaşırsa orucu bir fazilet sebebi olur. Günaha dalarsa tövbesini ve verdiği sözü bozan kimse gibi olur. Fahr-i Âlem (s.a.v) efendimiz şöyle buyurmuştur: “Oruç, yalan konuşmak, gıybet etmekle yaralanmadıkça, oruç tutan için cehennemden koruyan bir kalkan olur.” (Nesâî, Sıyam, 43) Orucun kalkan olmasının şartı bu hadis-i şerifte bildirilmiştir. Buna göre her oruç kalkan değildir. Ancak usulüne uygun ve istenen vasıflar dahilinde tutulan oruç cehenneme karşı kalkan olur.

Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…