Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Rabbinin Sevdiği, Sevdirdiği Sahabi Ebû Zer El-gıfârî Radıyallahu Anh

“Eğer Osman bana başımın üstünde yürümemi emretseydi kesinlikle öyle yürürdüm.” Ebû Zer radıyallahu anh

Ebû Zer el-Gıfârî (r.a) sahabe-i kirâmın büyüklerindendir. Gıfâr kabilesine mensuptur. Bu kabile haram aylarda bile hacılara ve Kâbe’ye baskın yapmaktan çekinmeyen eşkıya bir kabileydi. Ebû Zer (r.a) Resulullah Efendimiz’e (s.a.v) biat edip müslüman olduğunda Efendimiz, böyle bir kabileden birinin hidayet ile şereflenmesine çok sevindi.

Resulullah (s.a.v), Allah Teâlâ tarafından sevmekle emrolunduğu dört sahabeden birisi olarak Hz. Ebû Zer’i (r.a) zikretmiştir. Rabbimiz, yüce zatının da onları sevdiğini Resul-i Ekrem (s.a.v) efendimize bildirmiştir. (bkz. İbn Mâce, Mukaddime, 11)

Abid ve zahid

Ebû Zer (r.a) Medine-i Münevvere’ye hicret ettikten sonra Mescid-i Nebevi’de Resulullah (s.a.v) efendimizin sohbet halkalarına devam ettiği, orada yatıp kalktığı ve tam bir zühd hayatı yaşadığı için Suffe ashabından kabul edilir.

“Ebû Zer yalnız yaşar, yalnız vefat eder.” (Hâkim, el-Müstedrek, 3/52)

Onun en belirgin vasfı zühd ve verasıydı. Şam’da ikamet ettiği zamanlarda da halka zühdü tavsiye ederdi. Mal biriktirmeyi hoş görmez, halkı yoğun ticari hayattan men edecek vaazlar verirdi. Ebû Zer (r.a) Rebeze’deki ikameti esnasında sık sık Medine-i Münevvere’yi ziyarete gelirdi. Hz. Osman’a (r.a) bağlılığını daima muhafaza ederdi. Ona yapılan hiçbir isyana katılmadı hatta isyana davet edenlere Hz. Osman’ın (r.a) faziletine dair hadis-i şerifler rivayet etti. Bir keresinde Ebû Zer (r.a) şöyle demişti: “Eğer Osman bana başımın üstünde yürümemi emretseydi kesinlikle öyle yürürdüm.” (İbn Asâkîr, Târîhu Dımaşk, 66/201) Onun bu sözü, sahabenin çok farklı özelliklere sahip olsalar da birbirlerinin onurunu ve hürmetini muhafaza etmekten asla taviz vermediklerine güzel bir örnektir.

Ebû Zer el-Gıfârî (r.a) büyük bir abid olduğu kadar büyük de bir mücahiddi. Kudüs-ü Şerif ve Mısır fetihlerinde orduda yer aldı. Hz. Muaviye’nin (r.a) komutanlığında Kıbrıs’ın fethine de katıldı.

Ebû Zer el-Gıfârî’den (r.a) nice sahabe ve tâbiîn büyüğü hadis rivayet etti. Bunların başında Enes b. Malik, İbn Abbas, İbn Ömer, Said b. Müseyyeb (r.anhüm) gibi seçkin zatlar gelir. İmam Ahmed b. Hanbel (rah.)de Müsned’inde Ebû Zer’den (r.a) -tekrarlarıyla- 281 hadis-i şerif rivayet etmiştir. İmâm-ı Rabbânî (k.s) de Mektûbât’ının 2. cild 36. mektubunda Ebû Zer el-Gıfârî’nin (r.a) faziletini ve makamının üstünlüğünü anlatmıştır.

İlim dolu bir kap

Resulullah (s.a.v) bir defasında “Ebû Zer yalnız yaşar, yalnız vefat eder” (Hâkim, el-Müstedrek, 3/52) buyurmuştur. Ebû Zer (r.a) Rebeze’de ikamet ederken yalnız başına vefat etmiştir. Alim sahabi Abdullah b. Mesud (r.a) bir kafile ile buradan geçerken Ebû Zer’i (r.a) ziyaret etmek istemiş ve onun henüz vefat ettiğini görmüştür. Bütün cenaze işlerini üstlenmiş ve cenaze namazını da kıldırmıştır.

İstanbul’da ve Adıyaman’da Ebû Zer el-Gıfârî’ye (r.a) nispet edilen kabirler makamdır. Asıl kabri Abdullah b. Mesud’un (r.a) gözyaşları ile toprağına defnettiği Rebeze mevkiindedir. Kabrin tam yeri tarihçiler ve oranın ahalisince bilinmektedir. Kabri hâlen bazı umreciler tarafından ziyaret edilmektedir. Hz. Ali (r.a) onun faziletini şöyle anlatmıştır: “Ebû Zer ilim dolu bir kaptı. Sonra o kabın ağzını sıkıca bağladı, ölünceye kadar ondan hiçbir şey zayi etmedi.” (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, 6/96) Allah Teâlâ şefaatlerine cümlemizi nail eylesin. Âmin.