Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Prof. Dr. M. Hamza Müslümanoğlu: Akıl, Parçaları Birbirine Bağlar

Bilim çok kıymetli bir şey. Çünkü bize verilen haberlerin gerçekliğini işitmemiz, elle tutup gözle görmemiz bizi mutmain eden çok önemli bir ihtiyacımız. Ama bize haber verilen her bilginin bilimsel olarak ispatlanmasını istemek zorunda değiliz.

~Sizce müslümanın bilime bakışı nasıl olmalı? Bir mümin, bilimle nasıl ilişki kurmalıdır?

~Bilimle uğraşan ve yaklaşık kırk senelik bir akademik geçmişi olan biri olarak bilimle bir müslümanın nasıl ilişki kurması gerektiği konusu gerçekten üzerinde az konuşulmuş, az düşünülmüş meselelerden biridir diye düşünüyorum. Neden böyle söylüyorum, çünkü üniversiteler somut deneyler üzerinden üretilmiş bilgilerin ışığında bir inanç oluşturduklarını söylese de oluşturmuş oldukları inancın tamamı ispatlanabilmiş şeyler değil. Üniversitede yaptığımız araştırmalar beş duyuyla, beş duyunun sınırlılığıyla kısıtlı bilgi üretiyor. Ne demek istiyorum? Büyük resmin içerisinden gözlemlediğimiz bir parçayla ilgili bilgi üretiyoruz. Bilimsel olarak parça parça, evet bunlar, bu parçalar var, bilgi olarak var ama bunları birbirine bağlayıp büyük resmi oluşturma işi, her insanın kendi kendine yapabileceği gibi başkalarının yapmış olduğu büyük resim tarifi bir insana teklif olarak da sunulabilir.

~Dünya genelinde, bilim sorgulanamazmış ve bilim kesinmiş gibi bir algı var ama bu algı pandemide ciddi bir yara aldı.

~Evet, hep birlikte yaşadığımız bir şey üzerinden konuşma imkânı sundu bu sorunuz bana. Bilimin üretmiş olduğu gözlemle ilgili, beş duyuyla ilgili; deneyle ispat etmiş olduğu, kanıtlamış olduğu şeyin bir parça olduğunu hiçbir zaman unutmamamız lazım. Yani bizim gözümüzün belli bir açıyla görme, çok uzağı görememe, çok yakını görememe gibi çok çeşitli kısıtlılıkları ve kusurları mevcut. Hatta objelerin, nesnelerin gözümüze düşen, sarı noktaya düşen görüntüsü ters, onu beyin düzeltiyor diye tarif ediyoruz. Şöyle bir soru sormak gerekir, hangisi doğru? Gözümüze düşen mi yoksa beynin düzelttiği mi? Ama biz cümleyi böyle otomatik olarak kuruyoruz. “Ya beynimiz bizi yanıltıyorsa” sorusunu bilimsel olarak çalışan bir insanın muhakkak sorması lazım. Bu soruyu sorduktan sonra tercihlerde bulunabilir. “Beyin düzeltiyor” diyebilir. Fakat bunu sunarken kendi tercihine göre böyle olduğunu ifade etmesi gerekir. Ve sınırlı imkânlarımızla, beş duyumuzun zaaflarıyla kısıtlı bir anlam üretmiş olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Bilimin üretmiş olduğu bilgiyi -sizin az önce sorunuzda belirttiğiniz gibi- sorgulanamayacak şekilde sunarsak o zaman bu bir dogma olur. İyi ama bilim ve akademi dogmaların karşısına çıktığını söyleyip, bir başka dogma koyuyor ise -ki bunu yapabilir, bence hiçbir mahzuru yok- bunu açık açık söylemelidir. Ben dogmaya karşıyım deyip eğer dogma koyuyorsanız o zaman benim aklım, “Niye benimkisi dogma oluyor da seninkisi olmuyor?” sorusunu sorar.

Şöyle bir şey görüyorum. Geleneği reddedip kendisi bir gelenek oluşturma noktasında modernizmin dogmaları olmak zorundaydı. Bilimi dogma olarak kabul etti. İşte “sorgulanamaz” dedi ama bilimsel gelişmeler bunun üretmiş olduğu bilginin değişebilir olduğunu ortaya koydu. Değişebilir olunca bu sefer de “Bilimsel bilginin zaten değişebilir bilgi olması gerekir” diye bir felsefi tanımda bulundu. Peki, ama değişebilir bir bilginin hakikati, gerçekliği konusunda ben otomatik olarak bir ihtimal hesabı yapabilirim. Yani bu bilgi on sene sonra yanlışlanabilirse eğer şu anda bile bu bilginin kesin doğru olduğundan bilimin kendi felsefi tanımıyla şüphe etmem ve bir türlü mutmain olamamam gerekir. Oysa insanın aramış olduğu en büyük duygunun emniyet, güven hissi olduğunu biliyoruz. Siz bir taraftan bilimin çok büyük bir ışık olduğunu, kesin ve evrensel olduğunu söyleyeceksiniz. Bir taraftan da değişebilir olduğunu söyleyeceksiniz. Bu müthiş bir tezat. Fakat ben öğrencilerle bu konuları konuşurken bu durum tezat olarak görülmüyor ve geçiştiriliyor. Çok uzun senelerdir bu soruyu sorup yaklaşım şekli olarak bir problematik olduğunu açıklamaya çalışıyorum.

Şunu özellikle söylemeliyim. Bilim çok kıymetli bir şey. Neden çok kıymetli bir şey? Çünkü bize verilen haberlerin gerçekliğini işitmemiz, elle tutup gözle görmemiz bizi mutmain eden çok önemli bir ihtiyacımız. Ama bize haber verilen her bilginin bilimsel olarak ispatlanmasını istemek zorunda değiliz. Nasıl? Mesela anne babamıza bize böyle haber verildiği için inanıyoruz. Oysa bilimsel bir kanıtımız yok. DNA testi yapmadıysak anne babamızın gerçekten anne babamız olduğuyla ilgili bilimsel bir verimiz yok. Tam burada, bir bilim insanının anne babasının gerçekten anne babası olduğuna inanabilmek için muhakkak bir bilimsel çalışma yapması gerektiğini düşünmesine itirazım yok. Şöyle bir yaklaşıma da benim yaklaşımıma da kimsenin itirazı olmaması gerekir diye düşünüyorum: “Evet, bunlar benim annem ve babam, buna eminim, ayrıca DNA testi yapmama gerek yok.” Çünkü dünyaya geldiğim andan itibaren sorduğum her sorunun; “Anne bu ne?”, “Baba bu ne?”, “Hocam bu ne?”, “Öğretmenim bu ne?” diye sorduğum soruların hepsinin cevabı bana haber olarak iletildi. Ben hiçbirini deneylemedim. Sonra şöyle bir şey söylendi: “Deneyle ispatlanmamış şeylerin gerçekliği sorgulanmalı.” İyi ama en başından itibaren sorgulamamız lazım bunu. Niye bazılarını atlayıp bazılarını sorguluyoruz? Eğer öyle derseniz tamamını sorgulamamız gerekir. Bu bence insanın çok büyük bir problemi. Bu problemi “bilim çözüyor” dediğinizde, hayır çözmüyor. Çünkü benim bakış açımla, sınırlı gözlerle bilgi üretebiliyorum. O benim bakış açımda, büyük resmin içinde bir parçayla ilgili bilgi üretiyor.

Bu konuları kovid sürecine bağlayacak olursak, kovid yeni bir şeydi, bilmediğimiz bir şeydi ve biz onu laboratuvarda deneyleyerek bilgi üretmeye çalıştık ve gözlem grupları, çalışma metodolojisi itibarıyla birbirine zıt sonuçlara ulaştık. Sonra bunu toplum içerisinde konuştuk.

~Bilim adına söylenenlerde değişiklikler vardır ama bilimin itaat beklentisinde bir kesinlik vardır. Bilim insanları bize pandemi döneminde farklı farklı şeyler söylediler. Bunda bir sakınca görmediler. Ama biz bütün insanlık olarak pandemi kurallarına uymaya zorlandık.

~Evet, çok güzel toparladınız ama bir konu çok önemli. Bilimin benden itaat istemesi, “Bu böyledir, bunun gerçekliği budur, bundan başka gerçeklik yoktur” demesi bilimin kendi tanımı içerisinde mümkün değil. Mesela şunu söyleyeyim. Maske kovidi engeller mi engellemez mi? Başlangıç itibarıyla bilimsel çalışmalar yapıldı. Engeller diyenler de oldu engellemez diyenler de. Bunlar bilimsel çalışmalar…

~Biz takmaya zorlandık ama.

~Evet, Buna zorlayan bilim değil (Gülüyor). Buna zorlayan, bu bilgiyi insanları yönetmek için kullanan, büyük resim algısını bir gerçeklik olarak bize sunanlar.

~O zaman aydınlanmacıların çok eleştirdiği Orta Çağ için de bunu yapan hıristiyanlık değildi, hıristiyanlığı insanlar üzerinde baskı aracına dönüştüren otoritelerdi diyebiliriz.

~Kesinlikle.

Ben dogmaya karşıyım deyip eğer dogma koyuyorsanız o zaman benim aklım, “Niye benimkisi dogma oluyor da seninkisi olmuyor?” sorusunu sorar.

~Aynı otoriteler bugün de bilimi insanlar üzerinde baskı aracına dönüştürüyorsa o zaman bilimle hıristiyanlık arasında bir fark kalmamış oluyor.

~Haklısınız. Ama bu konu bu kadar kısa konuşulabilecek bir konu değil. Yine de evet, ben de pek bir fark görmüyorum. Eğer bana “Bilimsel olarak bu böyle, buna inanacaksın” diyorsanız, siz bunu bana haber veriyorsunuz. Ben bunu bizzat gözlemlemedim, laboratuvarda sizinle beraber değildim. Peygamberler de Allah Teâlâ’dan haber aldık diyorlar ve bize iletiyorlar. Şimdi bilimle uğraşan insan diyor ki deney yapmam lazım, benim bunu gözlemleyip bu haberin gerçek olduğunu kanıtlamam lazım. Bilim de her şeyi laboratuvarda kanıtlamıyor ki. Kanıtladığı parçaları yorumuyla birleştiriyor. Benim inancıma “dogma” deyip aşağıladığında onun inancının da “dogma” olduğunun ben farkındayım. Bunu herkesin fark etmesi lazım. Bunu fark ettikten sonra da tercihte bulunabilir. “Ben bilimsel olarak kanıtlanmamış şeylere başka gerekçelerden dolayı inanıyorum” tercihinde bulunabilir.

Akıl, parçaları birbirine bağlar. Laboratuvarda üretilmiş olan parçaları yine laboratuvarda birbirine bağlamanız gerekirken zihinde bağlayıp, benim önüme büyük bir resim koyup sonra da buna inanmaya zorladığınızda ben de diyorum ki peygamberler bana bilgi getirmiş, onlar büyük resmi tarif ediyorlar.

Pandemide uymaya zorlandığımız kurallara dönelim. İnsanları yönetenler eğer bilimle yöneteceklerse tek bir kesin, değişmez emirle yönetebilmeleri söz konusu olmaz. Neden? Çünkü gözlemlerin farklılığı sebebiyle aynı konuda birbirine zıt iki bilgi ortaya konabilir. Mezheplerdeki ihtilafları da buna benzetebiliriz. İslam alimleri ümmete rahmet olarak çeşitli konularda ihtilaf etmiştir. Bu doğaldır ve bir nimettir. Ancak devletin, yöneticilerin, kural koyucuların bir şey belirlemesi gerekir. Şimdi bilim de aynı konuda birbirinden ayrı iki şey bize sunuyorsa her zaman “hangisine isterseniz uyun” diyemez yönetici. Bir tercihte bulunup insanları yönetmek noktasında kurallar koyar. Ama burada tercihini itiraf etmesi gerekir. “Ben tamamen bilime göre kural koyuyorum” demesi uygun olmaz. Çünkü bilim o konuda kesin bir şey demiyor. Devlet organizasyonu insanları yönetebilmek için kurallar koymak zorundadır. Ancak bunu tamamen bilime dayandırıyorum dediğinde bana tek bir kural koyamazsın ki. Bilim bu konuda böyle de diyor şöyle de diyor. Sen bir tercihte bulunmuşsun, bana diyorsun ki buna uy. Elbette uyarım, düzeni sağlamak için bu gereklidir. Sadece bilimsel kanıt iddiasında bulunmamalısın, çünkü bu doğru değil.

~Burada dürüst olunması gerektiğine vurgu yapıyorsunuz.

~Kesinlikle.

~Allah Teâlâ razı olsun hocam. Yorduk sizi, çok teşekkür ederiz.