Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Pişmanlığa Karşı Kale: İstişare

Lokman Hekim, oğluna şöyle nasihat etmiştir: “İşleri denemiş, tecrübe etmiş kimselere danış. Zira onlar kendilerine pahalıya mal olmuş fikirleri sana bedelsiz verirler.”

Lokman Hekim, oğluna şöyle nasihat etmiştir: “İşleri denemiş, tecrübe etmiş kimselere danış. Zira onlar kendilerine pahalıya mal olmuş fikirleri sana bedelsiz verirler.”

Akıllı kimse için en ihtiyatlı yol hiçbir işe nasihat ehli kimselerle istişare etmeden karar vermemektir. Zira Cenab-ı Hak, hakkı ve hakikati bildirdiği ve onu lütfuyla desteklediği halde Fahr-i Âlem’e (s.a.v) danışarak iş yapmasını emretmiştir. Söz konusu ayet-i celilede mealen “İş hakkında onlara danış” (Âl-i İmrân, 159) buyrulmaktadır. Bu ayet-i kerimenin bir tefsirine göre Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) istişareye ihtiyacı olmadığı halde bununla emrolunması, müslümanların istişareyi sünnet-i seniyyeden bilip Efendimiz’e (s.a.v) bu hususta tabi olmaları içindir.

Fahr-i Âlem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İstişare pişmanlığa karşı kale ve kınanmaya karşı emniyettir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 6/365) Hz. Ali (r.a) ise istişareyi “Ne güzel vezirdir” diyerek methetmiştir. İstişare hakkında İslam uleması şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Müşavere ve münazara iki rahmet kapısı ve iki bereket anahtarıdır. Bunlara sahip olan görüş yanılmaz ve bunlar oldukça ihtiyat elden gitmez. İstişare eden önünü gördüğü gibi arkasını da görür. Akıllı ve hikmet ehli insanların görüşlerini kendi görüşüne katmak her akıl sahibinin hakkıdır. Çünkü ferdî görüş ve akıl çoğu kere yanılır.”

Bir kimse istişareye karar verince bu iş için seçeceği insanlarda bazı özellikler gözetmelidir. Öncelikle istişare edilecek kimse akıllı ve tecrübeli olmalıdır. Zira görüşler tecrübeyle de sıhhat kazanır. Cengâverliğiyle meşhur Abs kabilesinden birine “Sizin bu isabetli hareketlerinizin sebebi nedir?” diye sorulduğunda o kişi “Biz bin kişiden oluşan bir kabileyiz. İçimizde sağlam akıl ve fikir sahipleri vardır. Biz onları dinliyoruz. Bu itibarla biz, bin akıllı insan gibi olmuş oluyoruz.” diye cevap vermiştir. İstişare edilecek kişide aranacak diğer bir özellik bu kimsenin dindar ve takva sahibi olmasıdır. Zira dindar ve takvalı olan kimse emindir. Art niyet gütmez. Ona gönül rahatlığıyla itimat edilir.

Danışılacak kişi nasihatçi bir dost olmalıdır. Zira nasihat ve dostluk fikre doğruluk ve samimiyet kazandırır. Ayrıca bu kişi sağlıklı düşünmeye engel olan kaygı ve üzüntü gibi hallerden salim olmalıdır. Nitekim kisra (Sâsânî hükümdarı) önemli işlerde adamlarını toplar ve onlarla istişare ederdi. Adamları hatalı görüş beyan ederlerse maliyecilerini cezalandırıp “Siz bunların maaşlarını zamanında vermediğiniz için başka dertlere düşüp görüşlerinde hata ettiler” derdi. Son olarak istişare edilecek kişinin, kendisine danışılan işten bir çıkarı olmamalıdır. Bir maksadı veya beklentisi olursa kararını o yönde verebilir. Buraya kadar belirttiğimiz hasletler bir kişide toplanırsa o kişi istişare edilmeye layık bir merci olur.

Kişi “İşimi başkasına danışırsam insanlar görüşümün zayıf olduğunu ve bu yüzden başkasının görüşüne ihtiyaç duyduğumu zannederler” şeklindeki düşüncelere kapılmamalıdır. Gerektiğinde ehil kimselere danışmaktan geri durmamalıdır. Çünkü fikir alışverişi yapmak, danışılan kişileri aziz etmediği gibi yapanı da rezil etmez. İstişare, neticesinden faydalanmak ve hatalardan korunmak için yapılır. Hatadan çevirip doğruya götüren hiçbir şey ayıp sayılmaz. Bilakis böyle bir iş çok kıymetlidir.

İrfan ehlinin benimsediği en güzel istişare şekli, herkesle teker teker istişare etmektir. Böyle yapıldığında danışılan kişi doğru karara varabilmek için aklının sınırlarını zorlar. Toplu halde istişare edildiğinde ise her birey düşünme işini bir diğerine havale ederek zihnini yormaktan kaçınır. İstişareyi açan kişi herkesle bir bir görüştükten sonra bütün görüşleri gözden geçirir. Kendi görüşünü de diğerleriyle aynı kefeye koyar. Her bir görüşün sebeplerini ve olası sonuçlarını inceler ki körü körüne tabi olmaktan kurtulsun. Böylece kişi kendi fikrinin doğruluk durumunu ve arkadaşlarının fikrini iyice öğrenmiş olur; örtülü olan doğru fikir ortak bir çabanın ürünü olarak ortaya çıkar.

Kişi doğru fikirleri tespit ettikten sonra tabii olarak onu gerçekleştirmeye çalışır. Fakat istişare ettiği kişileri işin sonucundan sorumlu tutmaz. Zira nasihatçi doğruyu bulma çabasıyla fikir söyler fakat başarıyı garanti etmez. Kaldı ki takdir-i ilahi her şeyin üzerindedir. Eğer istişare eden kişi başarısızlıktan başkalarını sorumlu tutarsa daha sonraki istişarelerinde yardım göremez. Çünkü insanlar hesap sorulacağı duygusuyla ya o işe yanaşmazlar ya da soranın fikrinden dışarı çıkmazlar. Bu durumda istişare hakkıyla gerçekleşmemiş olur.

Mümin bir kul üstün sandığı kendi görüşüne dayanarak ve fikrinde gördüğü isabete güvenerek ehil kimselerin istişaresinden geri kalmamalıdır. Zira “Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” (Yûsuf, 76)

Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…