Kur’an-ı Kerim
Peygambere İtaat Yüce Allah’a İtaattir
Kur’an-ı Kerim’in bütününden çıkan anlam şudur ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi sevmek Cenab-ı Allah’ı sevmektir.
Ensardan bir adam vardı. Peygamberimiz’in (s.a.v) halasının oğlu, ona ilk iman edenlerden ve hayatta iken cennetle müjdelenenlerden Zübeyr b. Avvâm’la (r.a) arasında Harre bölgesindeki hurmalıkların sulanması konusunda bir sorun yaşadı. Bu zatın bahçesi, Hz. Zübeyr’in (r.a) bahçesiyle yan yana idi. Bahçelerin konumundan dolayı su önce Hz. Zübeyr’in (r.a) bahçesine geliyor, ondan sonra da komşusunun bahçesine intikal ediyordu. Rivayetlerden öyle anlaşılıyor ki kişi suyun önce kendi bahçesine gelmesini ve dolayısıyla da kendi bahçesinin Hz. Zübeyr’in (r.a) bahçesinden önce sulanmasını istedi. Oysa bahçelerin konumu gereği su önce Hz. Zübeyr’in (r.a) bahçesine geliyordu. Bundan dolayı Hz. Zübeyr (r.a) bunu kabul etmedi ve birbirlerinden şikâyetçi olarak meseleyi Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) ilettiler.
Peygamberimiz (s.a.v) her ikisini de dinledi ve Hz. Zübeyr’e (r.a) önce kendi bahçesini sulamasını, sonrasında da suyu komşusuna göndermesini emretti. Adam bunu işitince Peygamberimiz’in (s.a.v), halasının oğlu olduğu için Hz. Zübeyr’e (r.a) iltimas geçtiğini iddia etti ve tepki gösterdi. Adamın bu sözü üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) öfkelendi ve yüzünün rengi değişti. Hz. Zübeyr’e (r.a) bu defa önce kendi bahçesini sulamasını hatta suyu duvarın seviyesine gelene kadar tutmasını, sonra komşusuna salmasını emretti. Bu olay üzerine Nisâ suresinin 65. ayeti indi. Rabbimiz mealen şöyle buyurdu: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (bkz. Buhârî, Müsâkât, 6)
Rıza ile itaat
Ayet-i kerimeye göre müminlerin temel özelliklerinden biri de aralarındaki anlaşmazlıklar konusunda Hz. Peygamber’i (s.a.v) kendilerine hakem kılmaları ve onun sünnetine başvurmalarıdır. Bundan sonra verdiği hüküm ya da sünnette buldukları çözüm karşısında herhangi bir itiraz ve hoşnutsuzluk duygusuna kapılmadan onun verdiği hükmü gönül rızasıyla kabul etmeleridir. Müminin bu rıza halini elde etmek için ortaya koyduğu çaba çok kıymetlidir. Bu çabanın temelinde derin bir sevgi ve güçlü bir teslimiyet duygusu vardır. Bu rıza hali sayesinde insan imanın lezzetini iliklerine kadar hisseder.
Şüphesiz ki Peygamberimiz’e (s.a.v) itaat Allah Teâlâ’ya itaat, onun sünnetine bağlılık ise Kur’an-ı Kerim’e ittiba demektir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) yüce bir ahlak üzeredir ve onun ahlakı Kur’an-ı Kerim’dir.
Peygamberimiz Cenab-ı Allah tarafından en mükemmel terbiye ile eğitilmiştir. Ayrıca o hevâsından konuşmaz. Onun verdiği hükümler ve söylediği sözler kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir (bkz. Necm suresi 3-4).
Ben yaşadığım müddetçe Kur’an’ın kölesiyim / Ben, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemin yolunun tozuyum.Hz. Mevlânâ kuddise sırruhu
Muhabbetullaha giden yol
Peygamberimiz (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde karşısında yahudi ağırlıklı bir ehl-i kitap toplumu buldu ve onlara İslam’ı tebliğ etti. Onlar da kendi kitapları ve peygamberleri olduğunu ve Allah’ı çok sevdiklerini öne sürerek Peygamberimiz’e iman edip uymayı reddettiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ -mealen- buyurdu ki: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân, 31) Yani Cenab-ı Allah’ı çok sevdiğini iddia eden bir kimse Allah Teâlâ’nın da kendisini sevmesini umuyorsa mutlaka Peygamber-i Zîşân (s.a.v) efendimizin sünnetine ittiba etmek zorundadır. Bu ayette açık bir şekilde görülüyor ki Hz. Peygamber’e (s.a.v) uymak insanı muhabbetullaha ulaştıran bir yoldur.
Kur’an-ı Kerim’in bütününden çıkan anlam şudur ki Peygamber’i (s.a.v) sevmek Cenab-ı Allah’ı sevmektir. Peygamber’e (s.a.v) uymak Cenab-ı Allah’a uymaktır (bkz. Nisâ, 80). Peygamber’e (s.a.v) biat, Cenab-ı Allah’a biattir (bkz. Fetih, 10). Peygamber’e (s.a.v) dost olmak Allah Teâlâ’ya dost olmaktır. Peygamber’e (s.a.v) düşmanlık ise Allah Teâlâ’ya savaş açmak anlamına gelir. Allah Teâlâ’ya ve peygamberine savaş açanlara ise dünyada alçaltıcı bir ceza, ahirette ise çok büyük bir azap vardır (bkz. Mâide, 33).
Mevlânâ (k.s) hazretleri diyor ki:
Men bende-i Kur’ânem, eger can dârem
Men hâk-i rehi Muhammed Muhtârem
Yani: Ben yaşadığım müddetçe Kur’an’ın kölesiyim / Ben, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) yolunun tozuyum.
Allah Teâlâ bu hakikate erebilmeyi, bu payeden nasiptar olabilmeyi, Peygamberimiz’in (s.a.v) sevgisine ve şefaatine mazhar olabilmeyi bize nasip ve müyesser eylesin.