Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Müslüman bir erkek, hanımına ve çocuklarına ayırdığı zaman dilimlerine sahip olmalı, birlikte ibadet, seyahat ve ziyaret ortamları oluşturmalıdır.

Yoğun gündemlerle her günü dolu dolu geçen günümüz müslümanı, ailesine ve özellikle de hanımına zaman ayırma hususunda gereken hassasiyeti göstermemekte ve bu konuda sürekli olarak ailesinden fedakârlık beklemektedir. Halbuki, peygamberlik gibi büyük bir manevi vazife yanında devlet başkanlığı, muallimlik, ordu komutanlığı gibi her biri farklı sorumluluklar gerektiren görevleri üstlenmiş olan Resul-i Ekrem (s.a.v) efendimiz böyle değildi…

Hanımlarına karşı yardımsever ve zarifti

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) genellikle sabah ve ikindi namazlarından sonra mutlaka zevcelerini ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorar, dertlerini ve varsa şikâyetlerini dinler, gönüllerini alırdı. Kısaca onlara “değer verdiğini” hissettirirdi. Zaman zaman bu ziyaretlerinde zevcelerine ev işlerinde yardımcı olurdu.

Eve girişinde mutlaka hanımına selam veren Peygamberimiz (s.a.v), geceleyin geç geldiği takdirde uyuyanı uyandırmayacak fakat uyanık olan bir kimsenin duyabileceği bir sesle yine selam vererek içeri girerdi.

Hz. Enes’in (r.a) aktardığı bilgi ise dikkat çekicidir. O, Resul-i Ekrem (s.a.v) efendimizin, zevcesi Hz. Safiyye’nin (r.anha), bineğine rahatça binsin diye ellerinden tutarak dizlerine basmasına müsaade ettiğini aktarmaktadır bizlere. Bu hatıraya binaen, merhamet ve şefkat dolu bu zarif davranışı iyi okumak ve şunu sorgulamak gerekiyor:

Bu davranış biçimleri, günümüz müslümanı olan bizler için acaba ne kadar yer alıyor hayatımızda? Muhasebesini takdirlerinize bırakarak şunları ifade etmek istiyoruz:

Günümüzde bir müslüman, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) örnek alarak evinde hanımına karşı nazik ve mütebessim olmayı başarabiliyorsa eğer; herhangi bir vasıtaya binerken yardımcı oluyor veya benzeri nezaketlerde bulunabiliyorsa hiç şüphesiz bu tavırlarının ve davranışlarının hepsi ona bir “sünnet-i seniyye” sevabıyla geri dönecektir. Beyi tarafından böylesi bir ilgiye mazhar olan hangi müslüman hanımefendi bundan yana mutluluk duymaz ve kendisini ona karşı şükran borçlu hissetmez?

Zarafet ve nezaketin zirvesinde bulunan Şefkat Peygamberi (s.a.v), bir başka hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Eşinin ellerini avuçlarına alarak yüzüne bakan ve bu esnada birbiriyle bakışanlara Allah da rahmet nazarıyla bakar ve onların günahları parmaklarının arasından dökülür, gider…” (Süyûti, el- Câmiu's-sağir, 1/122)

Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) bu müjdeli tavsiyesi sonrasında diyebiliriz ki, Resul-i Ekrem (s.a.v) eşler arasındaki muhabbetin fizikî temasla da hissettirilmesini murat etmektedir. Böylece eşlerin, kendi hanelerinde birbirlerinin ellerinden tutması, muhabbetle bakışmaları bile, sünnet-i seniyyeyi ihya sadedinde kendilerine sevap kazandıran salih bir amel hükmüne dönüşebilir.

Zevcelerine zaman ayırırdı

Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v), zevceleriyle birlikte geçirmek için tahsis ettiği zaman dilimleri vardı. O, aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme gibi ihtiyaçlarını karşılar, meşru eğlencelerden onları da yararlandırmaya çalışırdı. Ramazan ve Kurban Bayramı merasimlerine kızlarını ve hanımlarını da götürürdü. Bir bayram günü mescidde Habeşlilerin sergiledikleri kılıç gösterilerini seyretmek isteyen Hz. Âişe’ye (r.anha) de bu hususta imkân hazırlamıştı. Yine çeşitli vesilelerle yaptığı latifelerle zevceleri için hayat sevinci olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), bu konuda da ümmetine en güzel örnek olmuştur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bakınız ne buyuruyor: “Nefsinizin, ailenizin ve her hak sahibinin, üzerinizde hakları vardır. O halde, her hak sahibine hakkını verin!..” (Tirmizî, Zühd, 63)

Bu bağlamda diyebiliriz ki müslüman bir erkek, hanımına ve çocuklarına ayırdığı zaman dilimlerine sahip olmalı, birlikte ibadet, seyahat ve ziyaret ortamları oluşturmalıdır. Böylesi zaman dilimlerinin, bir eğitim öğretim ortamı olması da sağlanabilir. Zira Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) özel vakit ayırarak eğittiği hanımlarının, sonunda birer muallime haline gelmelerini sağlamıştı. Sözgelimi, Hz. Âişe’nin (r.anha), ashab-ı kiramın fakihlerinden biri olmasında ve iki bini aşkın hadis-i şerifi aktarmasında, onun için ayrılan vakitlerin önemli bir rolü olsa gerektir. Resulullah Efendimiz’e, onun kıymetli âline ve yüce ashabına salat ve selam olsun.

“Nefsinizin, ailenizin ve her hak sahibinin, üzerinizde hakları vardır. O halde, her hak sahibine hakkını verin!..”(Tirmizî, Zühd, 63)