Tefekkür
Nefsini Bilen Rabbini Bilir
“Yemin olsun, nefse ve ona düzen verene; ona kötü ve iyi olma yeteneklerini yerleştirene ki nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere boğan da ziyan etmiştir.”
(Şems, 7-10)
Rabbülâlemîn’in kelamında üzerine kasem edilen nefis, bir şeyin zatı ve kendisi demektir. Ruh ve kalp manasına da gelir. Ayette geçen bir diğer kavram olarak fücur; haktan sapmak, hak yoldan çıkarak kötülük ve isyana düşmektir. Kötü ve günah olan fiillere de fücur denir. Takva ise fücurun zıddı olarak, nefsi kurtarmanın, Allah Teâlâ’nın koruması altında fenalıktan sakınmanın adıdır.
“Ona iki yolu gösterdik” (Beled, 10) ayetinde buyurulduğu gibi nefis hem şerre hem de hayra uygun yaratılmıştır. Nefsin tezkiyesi insanın en önemli görevlerindendir. Nefsi tezkiye etmek onu küfür, şirk, cehalet, batıl itikat, kötü ahlak gibi kirlerden temizlemektir. Onu iman, düzgün itikat, irfan, güzel ahlak ve takva ile terbiye etmektir.
Hz. Âişe'den (r.anha) nakledildiğine göre Resulullah (s.a.v) secdesinde şöyle dua etmiştir: “Rabbim, nefsime takvasını ver ve onu temizle. Çünkü onu en iyi temizleyen sensin. Sen onun sahibi ve Mevlasısın.” (Ahmed b. Hanbel, 32/61)
Nefsi bilmek
Yüzyıllardır ilme çeşitli isimler verilip ilmin çeşitli tarifleri yapılagelmiştir. İlim kelime anlamıyla bilmek demektir. Peki neyi bilmek? Bilmenin ne kadarı ilim sayılabilir?
İlim önce nefsini bilmektir. Nefsini bilmek zıtlıklar ve ihtişamlı bir ahengin eseri olan benliğini ve bu benliği oluşturan unsurları tanımaktır. Ruh ve nefis örgüsünde oluşan bu ahenk, azalara sirayet münasebetiyle iyi ve kötü kavramlarını ortaya çıkarır. Kendini tanımadan mana sahiline adım atmak olacak iş değildir.
Nefsin mertebeleri
Arifler nefsin farklı mertebelerinden bahsetmişlerdir. Buna göre nefsin ilk mertebesi olan nefs-i emmâre, Kur’an-ı Kerim’de mealen “Muhakkak ki nefis, daima kötülüğü emreder” (Yûnus, 53) şeklinde geçer. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s) bu nefsi şöyle açıklamıştır: “Nefs-i emmâre, kulu helake çağıran, (şeytan ve dünya) düşmanlarına yardım eden, hevâsına uyan ve her çeşit kötülükleri yapmaya hazır olan nefistir.”
Nefsin ikinci mertebesi olan nefs-i levvâme Kur’an-ı Kerim’de mealen “Çokça kendini kınayan nefse yemin olsun” (Kıyâmet, 2) şeklinde geçer. Bu nefis de kötülüğe meyyaldir ancak yanlış yapınca hemen pişman olup kendini kınar. Nefsi levvâme zayıftır ve zikirle olgunlaşması gerekir.
Nefsin üçüncü mertebesi olan nefs-i mülhimeye Kur’an’da, “Ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham edene yemin olsun” (Şems, 8) mealindeki ayet işaret eder. Bu nefis zikrullah ile aydınlanmıştır.
Nefsin dördüncü mertebesi de nefs-i mutmainnedir ki Kur’an-ı Kerim’de mealen “Ey mutmain olan nefis! Rabbine dön, sen O’ndan razı, O da senden razı olarak. Artık kullarımın arasına gir. Ve cennetime gir” (Fecr, 27-30) şeklinde geçer. Bu mertebedekileri sevmek, onları örnek almak gerekir.
İyi olmak, iyi kalmak
Bazen insan bir iyilik yapar. Bu iyilik vesilesiyle birçok kötülüğü örter. Bazen de bir kötülük yapar ki iyilik namına bir şey kalmaz. Kişi karşı koyamayacağı şekilde sürüklendiği bu zaman girdabında iyilerden olmaya çalışmalı ve yapabildiği kadar bu uğurda gayret etmelidir.
Bu dünya hayatında pek çok güzellik olduğu gibi çeşitli tehlikelerin de olduğunu bilmek gerekir. Bu yüzden insan nefsin hilelerine kanmadan, onu tezkiye ederek ilerlemelidir. Nefsi tanımaya özel ihtimam göstermelidir. Zira büyüklerden Yahya b. Muaz’ın (k.s) ifadesiyle nefsini bilen Rabbini bilir, Rabbini bilenin ise (nimetleri saymaktan) dili yorulur.
“Ona iki yolu gösterdik” (Beled,10) ayetinde buyurulduğu gibi nefis hem şerre hem de hayra uygun yaratılmıştır.