Muhabbet Olsun
Nasıl Olacak Bu İşler?
Onlar hem yaptıkları işleri hakkını vererek, kâmilen yapıyorlar hem de emir ve tavsiyelerine karşı sevenlerinden böylesi bir dikkat ve özen bekliyorlar.
Vakitlerden bir vakit. Köyde inşaat var. Allah dostu, görevlilerin birinden bilgi alıyor. Sıra cami ile alakalı detay diyebileceğimiz bir meseleye geliyor. Soruyor: “Orayı nasıl yapacaksınız?” Cevap: “Oraya da bir şey uydururuz kurban!” O vakte kadar tebessüm eden, yapılan işlerden duyduğu memnuniyet her halinden belli olan Allah dostunun birden yüzü değişiyor. Sert denebilecek bir ses tonu ile buyuruyor: “Biz uydurma iş istemiyoruz!” Sonra öğrendik ki bir anlık gafletle böyle cevap veren o sofiden vazife alınmış, bir başkası bitirmiş işin geri kalanını.
İnsan kendisi nasılsa kendisini sevenlerin de öyle olmasını ister. Hassas, disiplinli, usule riayetkâr, söz dinleyen, her işini hakkını vermeye gayret ederek yapan bir Allah dostu, sofilerinin de böyle olmasını istiyor. Savsaklamaya, geciktirmeye, ihmal etmeye, unutmaya, uydurmaya yer yok!
Doktor ne dediyse o!
Gavs-ı Sânî (k.s) hazretlerinin doktorların verdiği reçete, perhiz ve egzersizlere ne kadar dikkatli bir şekilde uyduğunu gördüğümde çok şaşırmıştım. İlaçlar gayet dikkatle bir kutuya yerleştirilir, hepsinin yeri bellidir. İlacın alınacağı saatin dakikasına kadar kayıt altındadır. Hiçbir şekilde ihmal edilmez, geciktirilmez. El yahut ayaklarla alakalı bir egzersiz ihtiyacı var diyelim. Doktor dedi ki: “Günde iki kez yüzer defa bu hareketi yapmanız gerekiyor kurban!” Bakarsınız, tam on iki saat arayla, doktorun tarif ettiği gibi ve dediği adetle o egzersiz yapılır. Saate halel gelmesin diye gerekirse uykudan uyanılır ve yapılır. Ne bir eksik ne bir fazla; doktor ne dediyse o!
Ben O’nu görmesem de O beni görüyor
Bu zatlar, Allah Teâlâ ve Resulü’nün (s.a.v) emirlerine büyük bir hassasiyetle riayet ede ede en alelade meselelerde bile bu kadar büyük bir ihtimam sahibi oluyorlar. Meleke oluyor, isteseler de başka türlüsünü yapamaz hale geliyorlar. İhsan sırrından nasibi olan bir insan hangi işi ‘uydurma’ yapabilir ki zaten! Her bir anında “Ben O’nu görmesem de O beni görüyor” idrakine eren insanın, bir işi savsaklaması yahut ihmal etmesi düşünülebilir mi? Onlar hem yaptıkları işleri hakkını vererek, kâmilen yapıyorlar hem de emir ve tavsiyelerine karşı sevenlerinden böylesi bir dikkat ve özen bekliyorlar.
Gel gör ki -sizi tenzih ederim- bizde de durum tam tersi. En önemli meselelerde bile lakayıt davranabiliyoruz. Çok acelemiz var diye namazlardan sonra bazen tesbihat yapamıyoruz mesela. Akşam namazından sonraki iki “estağfirullah”ın arası iki üç dakikayı bulmuyor çoğu zaman. Çok yorgun olduğumuz bazı gecelerde tespih ve örtü mahzun kalıyor bir köşede. Hatm-i Hâcegân haftada bir iki defa yapıldı mı yeter zannediyoruz. Hizmet var diyorlar, “Birisi yapar nasıl olsa” deyip yorgunluğa gelemiyoruz. Sonra da soruyoruz birbirimize: Yârin gönlüne nasıl gireceğiz kurban?
Doğru olacak, dosdoğru!
Lütfeder, kerem eyler, liyakatsizliğimize bakmaz buyur ediverir gönül kapısından içeri, orası ayrı. Ama bir de sünnetullah var, âdetullah var, gayretsiz olmaz! “Bir işi başarmak için dört şey lazımdır” buyurmuşlardı: “İlim, akıl, gayret, güç.” Sonraki bir zamanda aynı bahis açılınca iki madde daha ilave ettiler: Tecrübe ve istikrar! Bunlar olmayınca olmaz!
Gönle girme dertlileri biraz daha yaklaşsın da onlar için bir hatıra ile bitirelim yazıyı. Arabayı park ettim. Genişçe bir yer, bizden başkası da gelmez. Rahat hareket ettim, araba biraz eğri duruyor. Sordular: “Niçin öyle eğri bıraktın?” Efendim, gelen olmaz diye… “Olmaz” dediler, “Hiç kimse gelmeyecek olsa bile doğru olacak, dosdoğru!”
Arz edebildim mi erenler?
“Bir işi başarmak için dört şey lazımdır” buyurmuşlardı: “İlim, akıl, gayret, güç.” Sonraki bir zamanda aynı bahis açılınca iki madde daha ilave ettiler: Tecrübe ve istikrar!