Fıkıh ve Hayat
Namazın Hakkını Vererek Kılalım
Fatiha ile birkaç kısa surenin manasını öğrenmek için günde on dakika ayırdığımız takdirde üç hafta gibi kısa bir sürede hedefe ulaşmamız mümkündür ve bu hayatımızda ulaşacağımız en kıymetli işlerden biri olacaktır, Allah Teâlâ’nın izniyle.
Alimlerimiz rükünlerine riayet ederek huzur içinde namaz kılınmasına tadil-i erkân demişlerdir. Namazda tadil-i erkâna riayet etmek, aklımızı ve kalbimizi namaza tam olarak vermek için yaptığımız amellerin farkında olmak gerekir.
Öncelikle hepimiz Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle namaza kalkarız. Malum, niyetsiz amel olmaz. Bir de hangi namazı kıldığımızın farkında olarak ellerimizi kaldırırız.
Arkasından tekbir getiririz. Niyetsiz namaz olmadığı gibi tekbirsiz de namaza başlanmaz. İftitah tekbirinden sonra her bir rekâtta beş sefer tekbir getirilir. Her tekbir getirdiğimizde büyüklüğün tamamen Allah Teâlâ’ya ait olduğunu düşünmeliyiz. Bunu yaptığımızda kıldığımız namazın yaklaşık beşte birinin manasını anlayarak kılmış oluruz.
Allah Teâlâ’nın huzurunda ayakta durmak anlamında olan kıyamda genellikle bilinçli bir şekilde dururuz. Rabbimize kullukta ve O’na imanda sözümüzün arkasında dimdik durduğumuzu ifade ederiz âdeta…
Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) “Kur’an’dan iyi bildiğin yerleri kıraat et!” (Buhârî, Tevhid, 53) emri gereği kıyamda tesbihten sonra Fatiha suresini okuruz ve arkasından ezberimizde olan sure veya ayetlerden ekleriz. İşte bu konuda genellikle gaflete düşmekteyiz.
Rükû ve secde ile yaratıcı olarak bir tek Yüce Mevla’nın huzurunda eğildiğimizi ortaya koyar, O’nu tesbih eder, her türlü noksanlıktan münezzeh olduğunu hatırlarız. Tesbih ederken de manasının farkında olmamız gerektiğini bildiğimiz halde çoğu zaman gaflete düşeriz.
Tahiyyât, Rabbimize tazim ve Resulullah (s.a.v) ile bir nevi selamlaşmamızdır. Namazın sonunda Tahiyyât’ı okuma miktarı otururuz. Bu farzdır. Tahiyyât’tan sonra ise sünnet olarak kendimize ve bütün müminlere dua ederiz. Bu oturuşlarımız esnasında Tahiyyât, Salli-Bârik ve Rabbenâ dualarını anlayarak okumamız esastır.
Kendimizi hesaba çekelim
Namaz ibadetimizin rükünleri olan kıyam, rükû, secde ve Tahiyyât miktarı ka‘de / oturmak genellikle farkında olarak yapabildiğimiz amellerdir. Bu rükünlerden tekbir ile kıraate ve okuduğumuz diğer tesbihler ile dualara gelince, onlarla ilgili aynı şeyi söylemek mümkün gözükmemektedir. Biraz ihmalkârlık, biraz da mana bilmemek maalesef bu konuda önümüzde bir engel gibi durmaktadır. Bunu imkân nispetinde aşmalıyız.
Manaları öğrenmek için
Malumdur ki namaz, huzura çıkmaktır. Resul-i Ekrem (s.a.v) “Mümin kişi, namaza durduğu zaman Rabbiyle görüşmektedir” (Buhârî, Salât, 36) buyurmuştur. Kıraat ise Allah Teâlâ’nın huzuruna çıktığımızı fark ederek O’nun kelamı Kur’an-ı Kerim’den bir miktar okumaktır. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.v), namaz kılarken kıraat etmiş ve “Kıraatsiz namaz olmaz” (Müslim, Salât, 42) diye ikazda bulunmuştur.
Allah Teâlâ murad ettiği manaları Arapça cümlelerin içerisine koyarak bize indirmiştir. Yüce Mevla, inanarak ayetlerini okuyanlara rahmet eder. Kıraat esnasında okuyan müminin gönlünde iki mana tecelli eder. Birincisi şudur: “Ben Rabbimin indirdiği kelamını okuyorum. Rabbimin bu kelamına koymuş olduğu bütün manalara iman ediyor ve tasdik ediyorum.” İkincisi ise okunan ayetlerin manasını öğrenip o mananın farkında olarak kıraat etmektir. En azından Fatiha ile birkaç kısa surenin manasını öğrenmemiz için günde on dakika ayırdığımız takdirde üç hafta gibi kısa bir sürede hedefe ulaşmamız mümkündür ve bu hayatımızda ulaşacağımız en kıymetli işlerden biri olacaktır, Allah Teâlâ’nın izniyle.
Hülasa, “Rabbim beni görüyor, kıraatimi işitiyor ve kalbimden geçenleri dahi biliyor” anlayışı içinde manasını öğrendiğimiz tekbir, tesbih ve ayetleri bilinçli bir şekilde okuyup namazlarımızı kıldığımızda inşallah namazlarımız huşu üzere olacak. Bu gayretimize her gün bir cümle daha ekleyip ilerlemeyi de ihmal etmeyelim. Yüce Mevla gayretlerimizi bereketlendirsin ve bizleri beş vakit, hakkıyla namaz kılanlardan eylesin.
Rükû ve secde ile yaratıcı olarak bir tek Yüce Mevla’nın huzurunda eğildiğimizi ortaya koyar, O’nu tesbih eder, her türlü noksanlıktan münezzeh olduğunu hatırlarız.