Kıssadan Hisse
Mürşid-i Kâmilin Önemi
Şüphesiz ki tasavvuf yolları, akaiddeki iki mezhep ve fıkıhtaki dört mezhep gibidir.
Gavs-ı Sânî kuddise sırruhu
Kıssa
Bir emîr atına binmiş gidiyordu. Uyuyan birinin ağzına yılan girdiğini gördü. Var gücüyle birkaç kamçı vurdu. Adam acıyla sıçradı, bir ağacın altına kaçtı. Ağacın altına çürük elmalar dökülmüştü. Atlı “Bu elmalardan ye!” dedi. Adama o kadar elma yedirdi ki artık yedikleri ağzından geri gelmeye başladı. Elma yiyen adam, “Ey emîr! Ben sana ne yaptım ki bana böyle zulmediyorsun?” gibi sözlerle itiraz etti. Atlı “Şimdi de bu ovada koş bakalım” dedi ve adama durmadan vurmaya başladı.
Adam atlının korkusundan ve kırbaç acısından rüzgâr gibi koştu. Sonunda adamın safrası kabardı ve yediği her şey ağzından çıktı. O yemeklerle beraber yılan da dışarı fırladı. Ağzından çıkan kara ve iri yılanı görünce adam bütün dertlerini unuttu. Adam, atlıya “ Ey tertemiz ve övülmeye layık olan! Senin yüzünü görene ne mutlu...” gibi sözlerle iltifat etti.
Atlı, adama dedi ki: “Eğer sen, içindeki yılanı bilseydin, ne elma yemeye kuvvetin kalırdı, ne yol yürümeye, ne de kusmaya... Senden uygunsuz sözler işitsem de atımı sürüyor, seni koşturuyordum. İçimden de: ‘Ya Rabbi, yılanın çıkmasını kolaylaştır’ diye dua ediyordum. Seni kendi haline bırakmaya gönlüm el vermiyordu.” Yılandan kurtulan adam şöyle dedi: “Ey yüce kişi, bu zayıfın sana teşekkür etmeye takati yok. İyiliğinin karşılığını sana Allah versin.”
Hikâyedeki işaretler
Hz. Mevlânâ’nın (k.s) Mesnevî’sinde geçen bu hikâyede akıllı emîr, mürşid-i kâmili; uyuyan kişi dünyaya aldanan gafil insanı; yılan, insanın nefs-i emmaresini temsil eder. Akıllı emîrin adama yaptırdıkları ise kâmil mürşidin gafletteki insanı terbiye etmek için uygulattığı adap ve hizmetleri temsil etmektedir.
Adamın karnından yılanın çıkması, salikin nefs-i emmareden yani nefsin kötü vasıflarından kurtulmasıdır. Adamın emîre itirazları, kendi vaziyetinden gafil olan, cahil kimselerin Allah dostlarına itiraz etmesi gibidir. Emîrin bu itiraz ve kötü sözlere aldırmadan uğraşması ve dua etmesi, kâmil mürşidin kötü sözlere aldırmadan müridlerini kurtarma çabasıdır. Emîrin adama içine kaçan yılanı haber vermemesi, mürşid-i kâmilin bildiği ve gördüğü bütün hakikatleri müridine hemen haber vermemesidir. Yılan çıktıktan sonra adamın emîre teşekkür etmesi de nefs-i emmareden kurtulan müridin mürşidin gayesini ve değerini anlamasıdır.
Hisse
Allah Teâlâ, bir ayet-i kerimede mealen şöyle buyurmuştur:
“Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden; onlara (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları tezkiye eden (tüm kötülüklerden temizleyen), onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” ( Âl-i İmrân, 164).
Ayet-i celilede Hak Teâlâ, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) özelliklerinden ve vazifelerinden bahsetmektedir. Bunlar, Allah Teâlâ’nın kendisine indirdiği vahyi okuyup beyan etmesi, iman eden müminleri bütün kötülüklerden ve kötü ahlaktan temizlemesi, Kur’an-ı Kerim’i ve kendisine öğretilen hikmeti müslümanlara öğretmesidir. Aynı görevleri Allah Resulü’nden (s.a.v) sonra onun tam vârisleri olan hakiki alimler ve kâmil mürşidler devam ettirmişlerdir.
Bu konuda Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki tasavvuf yolları, akaiddeki iki mezhep ve fıkıhtaki dört mezhep gibidir. İnsan, Ehl-i sünnet ve’l-cemaat'e uygun, sağlam bir akideye sahip olmak için Eş’arî veya Mâtürîdî mezhebine; fıkha uygun bir amele sahip olmak için de dört muteber mezhep olan Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinden birine uyar. Yine Kur’an ve sünnetin emrettiği şekilde nefsini kir ve arzularından temizlemek için de gerekli şartlara sahip olan Nakşibendiyye, Kadiriyye ve Şazeliyye gibi tarikatlardan birine uyması gerekir.”
İmam Gazâlî kuddise sırruhu gibi alimler, nefsin kötü sıfatlarından kurtulmak, ahlakı güzelleştirmek, Allah Teâlâ’nın rızasını ve dostluğunu kazanmak için kâmil bir mürşide uyulması gerektiğini söylemişlerdir.
Sadat-ı kiram, tasavvuf yolunun büyükleri ve İmam Gazâlî (k.s) gibi alimler, nefsin kötü sıfatlarından kurtulmak, ahlakı güzelleştirmek, Allah Teâlâ’nın rızasını ve dostluğunu kazanmak için kâmil bir mürşide uyulması gerektiğini söylemişlerdir. Her mürşidin meşrebi, usulü ve terbiye metotları farklı olabilir. Bu sebeple müridin tam olarak istifade edebilmesi için mürşidine itiraz etmeden ihlas ve samimiyetle ona tabi olması önemlidir. Aksi takdirde mürid istenilen gaye ve faydaya ulaşamaz.
Allah Teâlâ bizlere kendi rızasına ulaştıran yolları kolaylaştırsın. Bu yolda yardımcı ve rehber olan sadat-ı kiramdan, hakiki alimlerden ve ariflerden tam manada istifade etmeyi hepimize nasip eylesin. Cehalet ve gafletle evliyaya itiraz etmekten bizleri ve neslimizi muhafaza buyursun.