Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Cennetin anahtarı olan namaz, şu fâni dünyanın ebediyete uzanan kârıdır. Namaz nurdur, yolumuzu aydınlatır. Kalkandır, günahlardan korur. Sırat-ı müstakimde müminlerin kılavuzudur. Hikmetleriyle insanı kötülükten alıkoyan en büyük ibadettir namaz.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın varlığını, birliğini ve Hz. Peygamber’in (s.a.v) hak olduğunu tasdik ettikten sonra farzların en büyüğü ve en önemlisi namazdır. Namaz imanın alameti, kalbin nuru, ruhun kuvveti, müminin miracıdır. Mümin, namaz vesilesiyle Âlemlerin Rabbi’nin huzuruna yükselir. O’na yalvararak manevi yakınlığa erer. Rabbimiz bütün peygamberlere ve ümmetlerine namaz kılmalarını emretmiştir. Fahr-i Âlem (s.a.v) de peygamber olarak gönderilişinden itibaren namaz kılmakla yükümlü olmuştur. Ümmetine de Miraç gecesinde beş vakit namaz farz kılınmıştır.

Cenab-ı Hak ayet-i celilede mealen şöyle ferman buyurmaktadır: “...Şüphesiz ki namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” (Nisâ, 103) Namaz Allah Teâlâ’nın müminler üzerine kesin emridir. Bu sebeple akıllı olan ve büluğ çağına ulaşan her müslüman namaz kılmalıdır. Zira namaz Cenab-ı Hakk’a teslim olmaktır. Namaz Yüce Allah’tan başka hakim-i mutlak olmadığının idrakine varmaktır. Namaz müminin nuru ve miracıdır. Namaz, Fahr-i Âlem’in (s.a.v) beyanıyla “Dinin direği, hayrın anahtarıdır.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îman, 3/39)

Namaz, tekbiriyle rıza-i Bârî’den başka her şeyi terk ediştir. Diller “Allahu Ekber” derken; ellerle dünya âdeta arkaya atılıp manevi bir yolculuğa çıkılır. Namaz, kıyamıyla bir diriliş, Mevla’nın huzurunda duruştur. Kıraatiyle O’na en içten sena ve yakarıştır. Rükûsuyla yalnızca Yüce Allah’a teslim oluş, secdesiyle kulluğun zirvesine varıştır. Namaz dünyanın türlü hengâmeleri içinde kaybolmaya yüz tutan benliğimizi, gönlümüzü yeniden ihya ve inşa etmektir. Çoğu zaman kalabalıklar içinde yalnızlaşan ruhumuzun sırdaşıdır.

İki cihanda huzur ve saadet isteyen her müslüman, ruhunu Kur’an-ı Kerim’le, kulağını ezanla, hayatını namazla disiplin altına almalıdır. Aksi takdirde üzüntü, sıkıntı, ızdırap, kötülük ve bunalımlardan kurtulamayacaktır. Zira adap ve erkânına riayet edilerek, emredildiği gibi huşu içinde kılınan namazın, mümini her çeşit sıkıntı ve kötülükten alıkoyacağını bizzat Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de haber vermiştir (bkz. Ankebût, 45). Allah Teâlâ’nın bildirdiği her şey haktır. Kıldığımız namaz bizi dinimize ve edebe uymayan kötü işlerden alıkoymuyorsa kıldığımız namazlarda mutlaka eksiklik ve kusurlar vardır.

Fahr-i Âlem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namaz, insan ile şirk ve küfür arasında bir perdedir. Namazı terk etmek bu perdeyi kaldırmaktır.” (Müslim, İman, 35) Bu sebeple müslüman asla namazını terk edemez. Namazını terk eden müslüman imansızlık çukuruna düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Namazı terk eden müslüman Rabbini unutmuş, Fahr-i Âlem’in (s.a.v) yolundan uzaklaşmıştır. Müslüman için bundan daha büyük felaket düşünülemez.

Başta Fahr-i Âlem (s.a.v) olmak üzere ashab-ı kiram namaz hususunda çok hassas davranmışlardır. İbn Abbas (r.a) anlatıyor: “Gözlerim kör olmuştu. Bana ‘Eğer birkaç gün namaz kılmaz ve hareketsiz kalırsan gözlerini tedavi ederiz, inşallah iyi olur’ dediler. Bense şöyle dedim: ‘Hayır, namazımı bırakamam. Bu zaman zarfında ölürsem ben ne yaparım?’ (Hâkim, el-Müstedrek, nr. 6319) Çünkü Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: ‘Namazı terk etmiş olduğu bir zamanda ölen kimseyi Allah Azîmüşşan gazabıyla karşılar.’ (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, nr. 1632)”

Müslümanlar olarak alnı secde iziyle nurlanan kullardan olmalıyız. Çocuklarımızı küçük yaşta namaza alıştırıp onlara namazı sevdirmeliyiz. Büyük bir mâni olmadıkça cami cemaatine katılmaya gayret etmeliyiz. Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Okunan her ezan iman seferberliğinin ilanı demektir. Nasıl olur da bir müslüman Yüce Rabbinin davetine, imanın mihverine, Kur’an’ın gölgesine koşmaz? Cemaatten uzaklaşan, kendi nefsinin doğrultusunda giden ve namazı muhafaza konusunda dikkat etmeyen kimseler saadetten, felahtan mahrum olurlar.

Rabbimiz kullarını başıboş bırakmamıştır. İki müslüman bir arada bulunsa biri diğerine imam olur. Nasıl ki trenlerde diğer vagonları çeken bir lokomotif bulunur da hepsi onun ardınca gider; aynı şekilde müslümanların da bir rehberi, önderi olmalıdır ki menzile varabilsin. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Kurtlardan daha tehlikeli olan şeytanların cirit attığı bir zamanda cemaatten ayrılmamak elzemdir.

Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…