İslam Tarihi
Müderris Ve Hafız Seyyid Hatip Feyzi Efendi Rahmetullahi Aleyh
Seyyid olmaları münasebetiyle geçmiş sadatın âdeti üzere bazen de yeşil sarık saran Hafız Hatip Efendi uzun boylu, gür sesli, ciddi ve manevi bir heybete sahip bir zattı.
İlme ve ilim erbabına çok önem veren Hafız Hatip Efendi, alimlerin şiarı olan ilmî kıyafetlere çok dikkat ederdi.
Seyyid Osman Hulusi Efendi hazretlerinin;
“Ey veliyy-i nimetim, ey cânım baba.
Ey bakâ-yı devlet-i şânım baba.
Hep sayende geçti bu âna değin.
Âzâde hep dem-i devrânım baba…”
dizeleriyle vasıfladığı babası Hafız Hasan Feyzi Efendi, Şeyh Hamid-i Veli Medresesinde tahsil görmüş, müftü ve müderris olan Hacı Mahmud Efendi’den icazet almıştır. Seyyid Hasan Feyzi Efendi’nin babası, Halvetî tarikatı postnişini olan Ahmed Hilmi Efendi’nin iki oğlundan biridir. Lakin Osman Hulusi Efendi’nin nesep silsilesinde;
“Babam Seyyid Hasan Feyzi Efendi.
Ki nesli pak-i Ahmed Nakşibendi…”
beytiyle beyan edildiği gibi, kendisi Nakşibendî tarikatına müntesiptir.
İntisabı
Seyyid Osman Hulusi Efendi bir sohbetinde muhterem babası Seyyid Hasan Feyzi Efendi’nin intisabını şöyle anlatmaktadır: “Babam bir gün bunalmış; Somuncu Baba hazretlerinin türbesine varmış. Arzuhalde bulunmuş. Aradan birkaç gün geçmiş, rüyasında Sivaslı İhramcızade hazretlerini görmüş. Bir bahar mevsimi İhramcızade hazretleri birkaç müridiyle Sivas’tan Darende’ye hareket etmiş. Yolda gelirken ‘Gardaş! Gittiğimiz yer evlad-ı Resul, acaba adaplarına riayet edebilecek miyiz?’ diye buyurmuş. Babam bakmış ki rüyasında gördüğü zat. Koşmuş elini öpmüş, kucaklaşmışlar. İhramcızade hazretleri, ‘Hatip Efendi gardaşım rüyayı sen mi anlatacaksın, yoksa ben mi anlatayım?’ diyerek, manevi vazife ile geldiğini ifade etmiş. Babamın dersini tarif etmişler…”
İlmî kisvenin önemi
Hatip Hasan Efendi’nin mizacı celalli ve çok şecaatliydi. Darende’de ilim âdeta onunla ciddiyet buluyordu. Hulusi Efendi bu hususu şöyle anlatır: “Babam çok şecaatli idi. Sakalı ileriden baktığın zaman ışıl ışıl parlardı. Bir gün Sivas’a Hz. Pir İhramcızade İsmail Hakkı hazretlerini ziyarete gitmiş. Eskiden alimler sarık ve cübbesiyle gezerdi. Babam da sarığıyla ve cübbesiyle gitmiş. Öyle ki, Sivas caddelerinde yürürken halk kenara çekilmiş. Babama tazim etmişler. Diyanet Reisi zannetmişler.”
İlme ve ilim erbabına çok önem veren Hafız Hatip Efendi, alimlerin şiarı olan ilmi kıyafetlere çok dikkat ederdi. İlim ehlinden de kisve-i ilmiyelerinin hukunu muhafaza etmelerini isterdi. Buna dair bir hatırayı Hulusi Efendi şöyle anlatmaktadır: “Oğul, rahmetli babam bir gün bakmış ki, caminin muezzini cübbesinin eteğine buğday doldurmuş, bir elinde bağırsak, sürüyerek gidiyor. Babam önünü keserek ‘Ne yapıyorsun böyle, sen bu kisve-i ilimle dini temsil ediyorsun’ demiş. Müezzin de, ‘Hatip emmi, buğdayı tavuklara vereceğim, şu bağırsakları da kedilere götürüyorum’ demiş. Babam hiddetlenerek ‘Şu haline bir bak, başında sarığın, sırtında cübben, bir din adamı olarak yaptığın doğru mu? Gardaşım (ilim ehline) kibir haram, vakar şarttır. Bırak onları. Kedileri, tavukları kim yemlerse yemlesin’ (Sen bu kisvenin gereklerini yap) diye kızmış. Önceden hocalar, cübbe ve sarıklarıyla gezerlerdi. Babam o kıyafetiyle o hareketleri yapmasına çok celallenmiş.”
Seyyid olmaları münasebetiyle geçmiş sadatın âdeti üzere bazen de yeşil sarık saran Hafız Hatip Efendi uzun boylu, gür sesli, ciddi ve manevi bir heybete sahip bir zattı.
Hatip Hasan Efendi’nin mizacı celalli ve çok şecaatliydi.
Vefatı
Hasan Feyzi Efendi, Şeyh Hamid-i Veli Camii’nin imamı Mustafa Efendi’nin vefatından sonra mütevelli ehli tarafından Şeyh Hamid-i Veli Camii imam hatipliğine getirilmişti. Bu dönemde Hasan Efendi, evlatları ve torunlarının Kur’an-ı Kerim ilimlerini bizzat kendi vermekteydi. Onun vefatında torunları “Eli kalemli, dili Kur’anlı dedem” diyerek ağlamışlardı.
1945 yılına kadar Şeyh Hamid-i Veli Camii imam hatipliğini devam ettiren, Seyyid Hafız Hasan Feyzi Efendi, Darende’de bir salgına yakalanarak 1945 yılında âlem-i cemale intikal etmiştir. Şeyh Hamid-i Veli Camii haziresinde Osman Hulusi Efendi’nin başucunda metfundur. Kabir taşı kitabesinde “Sadat-ı kiram ve Şeyh Hamid-i Veli Ahfadından Hatip Hasan Efendi ruhu için el-Fatiha. 1365” kaydı mevcuttur. Manzum kabir kitabesi şöyledir:
“Ey kabrimi hürmetle ziyaret eden insanBak hâlıma bu âlemin encâmını fikretİhlas ile ruhuma kılıp Fâtiha ihdâKarşunda hayâl eyle beni hayr ile zikret…”
Seyyid Osman Hulusi Efendi hazretleri muhterem babalarının vefatı için buyurdular ki:
“Pir Efendimiz (İhramcızade hazretleri) babamın, validemin ve ağabeyimin vefatından sonra zaviyeye gelmişti. ‘Oğlum Hulusi üzülme, onlar ölmediler. Kısa zamanda çok hal kesbetti gittiler. Bizi de yaktı gittiler’ diye buyurmuştu.”
Seyyid Osman Hulusi Efendi hazretleri babası Seyyid Hafız Hasan Feyzi Efendi hazretlerinin kendisinin yetişmesindeki tesirini ifade etmek için mektubatında; “Okutup dersini bana mürebbi olmuştu o peder” demektedir.
Mevla Teâlâ makamlarını ali kılsın, cümlemizi bereketlerine mazhar eylesin. Âmin.
Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî’de yer alan bir mektupta Seyyid Osman Hulusi Efendi hazretleri babası Seyyid Hafız Hasan Feyzi Efendi hazretlerine muhabbetini şöyle izhar etmektedir:
“Sebeb-i hayatımın huzûr-ı saâdetine!
Ey cân-ı dilimin safâsı pederim, hâk-i pâyinize yüzüm sürerim. Bir seherdir iştiyakınızla alevler saçan sîne, tâkat-u ihtiyârımı elden gidermiş ve semt-i dildâre bir yol açmıştı. Ol fırsatı ganimet bilüp hâk-i pâ-yi dildâre yüz sürüp niyaz ettim ki ey dildâr, men-ü zaif bî-çare senin dostluğun kâfidir.
Gerçi taksiratım büyük lakin şefkat-u kereminiz benim masiyetime nazaran bir katreye nisbetle bir deryânın misâlidir. Ve şimdiye kadar ol perverde-yi derd ü elemin hoşuna gidebilecek bir hizmetim de sebkat etmedi.”
*(Dünyaya gelmeme vesile olan zatın saadetli huzuruna!
Ey gönlümün neşesi babam, ayağının tozuna yüz süreyim. Seher vaktinden beri yüreğim size olan özlemimden alevler saçıyor. Hasretin bende takat bırakmadı, sevgilinin yoluna uzanan bir yol açtı. O fırsatı ganimet bildim ve sevgilinin ayağının tozuna yüz sürüp yalvardım; “Ey yar! Bu çaresiz zayıf kula senin dostluğun yeter” dedim.
Kusurum çok lakin sizin kerem ve şefkatiniz benim günahıma nispetle bir damlanın denize olan nispeti gibidir. Şimdiye kadar dert ve elemle beslenen size karşı hoşunuza gidebilecek bir hizmetim olmamıştır. )*