Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Mazlumların Sesi Kısılmadan

Geçen ayki yazımıza “İslam dünyasında üzerine konuşulacak pek çok hadise yaşanıyor. Ama Gazze’de öyle bir trajedi var ki gözümüz gönlümüz Gazze’den başka bir yere odaklanamıyor” diye başlamıştık. Bu ay da durum farklı değil. Ateşkes konusu gündeme geldiğinde, kendilerini dünyanın efendisi zanneden birileri kamuoyu baskısı karşısında geri adım atmaya, diğerleri de onları bu konuda teşvik etmeye çalışırken, üzülerek ifade edelim ki bütün ümitlerimiz suya düştü. İsrail ramazan-ı şerifte bile zulümd

7 Ekim’de Hamas tarafından başlatılan operasyonlar bahane edilerek yapılan kıyım neticesinde 45 kilometrekarelik Gazze, açık hava hapishanesi olmanın da ötesine geçerek dünyanın en büyük mezarlıklarından birine dönüşüyor. Ölümü hayatlarının merkezine koyan ve neredeyse şehit olmak için doğup şehadet için hayata tutunan Gazzeli kahramanlar için bunun bir önemi yok. Bölgeden gelen görüntüler, ekranları başında olan biteni izleyen ve şu an yapabilecekleri sınırlı olan bizleri son derece mahzun etse de Gazzeli müslümanlar ölümü, sevgiliye kavuşma anı gibi görüyorlar. İsrail, Allah için canını ortaya koyan ve bunu bir ödül olarak kabul eden Filistinli müslümanların bu tavrı karşısında aciz kalıyor.

Yapabileceklerimiz gerçekten sınırlı mı?

1900’lü yılların başından itibaren plansız bir şekilde, 1948’de İsrail terör devletinin resmen kuruluşuyla birlikte de sistematik olarak sürdürülen katliamlar gündeme geldiğinde hep aynı sual ile karşılaşıyoruz: “İslam dünyası neden harekete geçmiyor?” Kuşkusuz bu soru, meselenin ontolojik çözümü için son derece önemli. Cevabı da İslam dünyasının içerisinde bulunduğu durumu resmetmesi açısından kritik. Gönül ister ki Tel Aviv’den kalkan uçaklar, daha Gazze hava sahasına girmeden müslümanlar tarafından indirilsin. Devasa büyüklükte bir İslam ordusu kurulsun ve işgalciyi yerle yeksan etsin. Fakat gerçekler içimizi acıtsa da bazen elimizi kolumuzu bağlıyor.

Bugün neredeyse yetmiş fırkaya ayrılmış İslam ümmeti, birlikten çok uzak. Hilafetin ilgasıyla başsız kalmış ümmet lider eksikliğini derinden hissediyor. Omuz omuza mücadele etmek şöyle dursun, kendi arasında bile birliği ve beraberliği tesis edememiş bu topluluk, neticede masaya yumruğunu vuramıyor, düşmanın karşısına çıkamıyor.

Bazen İleriye Gidemezsiniz

Bazen korumaya çalıştığınız insanları daha fazla sıkıntıya sokmamak ve altından kalkılamayacak zararlarla muhatap olmamak için ileriye gidemezsiniz. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin yaptığı gibi. Nazi ordusunun kendi arasındaki iletişimin gizli kalmasını sağlamak üzere kullandığı bir kripto makinesi Enigma’nın şifreleri İngiliz ordusu tarafından çözülüyor. Uzmanlar, Almanların bir sonraki saldırısını bu şifrelerden öğreniyorlar ve eğer talimat verirse saldırıyı engelleyebileceklerini başbakan Winston Churchill’e iletiyorlar. Churchill, “Şayet kripto makinesini çözdüğümüz anlaşılırsa ileride yapacakları daha büyük hamlelerin önüne geçemeyiz.” diyerek “Hayır” cevabını veriyor. Böylece Almanlar planladıkları saldırıyı gerçekleştiriyor. Lakin devlet aklıyla alınan bu zor karar ilk başta aleyhe olsa da İkinci Dünya Savaşı’nın iki yıl daha erken bitmesine ve 14 milyon insanın hayatının kurtulmasına zemin hazırlıyor.

O gün gelecek

Peygamberimiz (s.a.v), “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin ki bu imanın en zayıf derecesidir” (Müslim, İman, 78) hadisiyle, her halükârda yapmamız gereken bir şeyler olduğuna işaret buyuruyor. İsrail’de yaşanan vahşeti elimizle düzeltemiyor ve bunun eksikliğini yaşıyoruz. Ne var ki kalbimizle her daim buğzediyoruz. Buğzumuz gün geçtikçe alevleniyor. Âlemlerin Rabbi, “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz üstün olan sizlersiniz” (Âl-i İmrân, 139) buyuruyor. Müslümanların içerisinde bulunduğu vaziyet, bizi asla yeise sürüklememeli. Zamansız açan çiçeğin, solmaya mahkûm olduğunu bilerek bekleyeceğiz. Hazırlanarak ve sabır tezgâhında kederle, elemle törpülenerek tabii ki. Müslümanlar elbet ayağa kalkacak ve yeryüzünde İslam’ın nuru, masumların üzerine güneş gibi doğacak inşallah.