Ayın Konusu
Manevi Yakınlığa Vesile Hac Ve Kurban
Kurban, müslümanın kalbindeki takva hassasiyetini büyütür. Takva arttıkça kul Cenab-ı Allah’a yakınlaşır. Onun için Rabbimiz hac kurbanlarını nasıl keseceğimizi emir buyurduğu ayette kurbanların, aslında Allah Teâlâ’yı yüceltme ve O’na şükretme vesilesi olduğunu ferman ettikten sonra şöyle bildirmiştir: “(O kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.”
(Hac, 37)
Medine-i Münevvere’ye hicret edeli yirmi bir ay olmuştu. İki buçuk ay önce ise Ramazan’ın 17’sinde Bedir gazvesi yapılmıştı.
Resul-i Ekrem (s.a.v), ertesi günün bayram olduğunu ve bayram namazını da kuşluk vakti geniş bir alan olan musallada kılacaklarını sahabe-i kirama bildirdi. Çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek herkesin bayrama katılmasını istedi. Hatta âdet görmekte olan kadınların bile musallaya gelip kenarda durmalarını ve müslümanların hayrına şahit olmalarını emretti. (Buhârî, ‘Îdeyn, 15)
Zilhicce ayının onuncu günü bayram sabahı güneş yükselip kerahet vakti çıkınca Resulullah (s.a.v), bayram namazının kılınacağı musallaya geldi. Herkes toplanmıştı. Şöyle seslendi:
“Bugüne ilk olarak (bayram) namazı ile başlarız. Sonra dönüp kurban keseriz. Kim böyle yaparsa sünnetimize uymuş olur.” (Buhârî, ‘Îdeyn, 3)
Herkes namaz için saf tuttu. Efendimiz (s.a.v) biraz öne çıktı ve “Allahu Ekber” diyerek tekbir getirdi; orada bulunan en önde erkekler, peşi sıra çocuklar ve kadınlar ona uyup namaza durdu. Huzur ve huşu içinde bayram namazını kıldılar. Selamdan sonra Resulullah (s.a.v), kendisine uzatılan bir mızrağa veya bir asaya yaslandı; Allah’a hamd ve senada bulunarak hutbesini irat eyledi. (İbn Hanbel, 4/283)
“Bugüne ilk olarak (bayram) namazı ile başlarız. Sonra dönüp kurban keseriz. Kim böyle yaparsa sünnetimize uymuş olur.”(Buhârî, ‘Îdeyn, 3)
Kurbanlık hayvanın özellikleriKurbanlık hayvanlar sadece koyun, keçi, sığır, manda ve develerden oluşmaktadır. Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) gelen hadis-i şeriflere göre, sığır ve deve, yedi kişi tarafından ortaklaşa kurban edilebilir. Kurbanın en hayırlısının boynuzlu koç olduğu rivayet edilmiştir. (bkz. Müslim, Edâhî, 19) Kurbanlık koyunların bir yaşını doldurmuş olması gerekir. Sağlıklı olmayan, mesela topal olan, tek gözü kör olan, hastalığı iyice belli olan, zayıf ve cılız olan hayvanlar kurban edilmezler. Sütü için beslenen sağmal hayvanların da kurban edilmesi hoş görülmemiştir.
****Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünnetine sımsıkı bağlılığıyla şöhret kazanmış olan Abdullah b. Ömer (r.a), organları noksan veya yaşları elverişli hale gelmemiş olan hayvanları kurban olarak kesmekten sakınırdı. Hz. Âişe’nin (r.anha) yeğeni Urve b. Zübeyr (r.a) ise çocuklarına şöyle derdi: “Yavrularım! Hiçbiriniz şerefli dostlarınıza layık görmediğiniz hayvanları, hac (veya umre) kurbanı olarak kesmesin. Çünkü Allah, şereflilerin en şereflisidir ve her şeyin en iyisine layıktır.”
Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Kurban gününün bayram olmasıyla emrolundum; Allah, onu bu ümmet için bayram kılmıştır.” (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 1)
“Bayram günleri yeme içme günleridir.” (Müslim, Sıyâm, 144)
“Âdemoğlu kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha sevimli olan bir amel işlemez. Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla (sevap olarak) gelir. Kurban, henüz kanı yere düşmeden, Allah tarafından kabul edilir. Bu sebeple kurban kesme konusunda gönlünüz hoş olsun, (bu iş size zor gelmesin).” (Tirmizî, Edâhî, 1)
“Kim kurbanını bayram namazından önce kestiyse onun yerine bir kurban daha kessin. Kim de henüz kesmediyse (sünnetime uygun olarak bayram namazından sonraya bıraktıysa) kurbanını Allah’ın adıyla kessin!” (Müslim, Edâhî, 1)
Medine’de ilk kurban
Hutbeyi tamamlayan Resulullah (s.a.v), bayram namazını kıldırdığı yeri aynı zamanda kurban kesim mekânı olarak tayin etti. (Buhârî, Edâhî, 6) Hayvanların kesimi esnasında onlara eziyet edilmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasını tavsiye etti. Bu sebeple, bıçağın iyice keskinleştirilmesi, hayvana gösterilmemesi, kesim işinin hızlı yapılması ve böylece hayvanın fazla acı çekmeden can vermesinin sağlanması talimatını verdi. (bkz. Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10-11) Bizzat kendisi de iyi kesmesi için bıçağını bilettirdi. Sonra kendisine kurbanlık iki koç getirildi. Onları kıbleye doğru yatırdı. Keserken besmele çekti, tekbir getirdi (bkz. Müslim, Edâhî, 17, 19) ve şöyle buyurdu:
“Ben hanif olarak/Allah’ı bir bilerek, yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim. Allah’ım (bu kurban) sendendir ve Muhammed ile ümmeti tarafından senin (rızan) için sunulmuştur.” (İbn Mâce, Edâhî, 1)
Resul-i Ekrem (s.a.v), kâinatın içindekilerle birlikte Allah Teâlâ’ya ait olduğunu ve meydana gelen ne varsa her şeyin yaratıcısının Allah Teâlâ olduğunu yaşayarak sahabe-i kirama tebliğ ediyordu.
Kurban kesimi ve sonrasıKişi, kurbanını bizzat kesebileceği gibi vekil tayin etmek suretiyle başkasına da kestirebilir. Nitekim Allah Resulü (s.a.v) de hicretin dokuzuncu senesinde kurbanlık develerini hac emîri olarak tayin ettiği en yakın dostu olan Hz. Ebû Bekir (r.a) ile Mekke’ye göndermişti. Yine Hz. Ali (r.a), Peygamberimiz’in (s.a.v) yaptığı vasiyet gereği onun adına iki koç kesmişti.
****Asr-ı saadette kurbanlıkların etleri hem yenir hem de çokça dağıtılırdı. Bununla birlikte kurbanlıkların derileri, yünleri, develerin üzerindeki minder gibi değerli eşyalar da fakirlere tasadduk edilirdi. Kasap ücreti ise kurban etinden değil, sahibi tarafından ödenirdi.
****Ebû Hanîfe (rah.) ve talebeleri, dinen aranan şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesini vacip görürken; diğer fakihler ise bu ibadeti sünnet olarak değerlendirmişlerdir. Netice itibariyle kurban ibadeti, İslam dünyasında canlı bir şekilde uygulanmaktadır.
Kurban ve yardımlaşma
Medine’de ilk Kurban Bayramı’nda ciddi bir kıtlık yaşanıyordu. İhtiyaç sahibi çok insan vardı. Bu durumu dikkate alan Resulullah (s.a.v), kurban etlerinin ihtiyaç sahiplerine ikram edilerek üç gün içerisinde tüketilmesi talimatını verdi. Hatta kurban etlerinin üç günden sonra sahipleri tarafından dahi yenilmesini yasakladı. (bkz. Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 9-10) Böylece aç ve muhtaç müslümanların bayramı tam anlamıyla yaşamalarını sağladı. Hatta Hz. Peygamber (s.a.v), bayram namazından sonra hanım sahabilere sadaka vermelerini tavsiye etti. Onlar da muhtaçlar için bilezik, gerdanlık, küpe ve benzeri birçok ziynet eşyası verdiler. (bkz. İbn Hanbel, IV, 283)
Ertesi yıl sahabeden bazıları söz konusu uygulamanın devam edip etmeyeceğini sordu. Efendimiz (s.a.v), “Size kurban etlerini üç günden sonra tüketmek üzere ayırmanızı yasaklamıştım. Fakat Allah size bolluk verdi ve hayırlara kavuşturdu. Dolayısıyla o etlerden yiyebilir, sadaka olarak verebilir ve istediğiniz kadar da kendiniz için ayırabilirsiniz.” buyurdu. (Nesâî, Fer‘, 2)
“Kurban gününün bayram olmasıyla emrolundum; Allah, onu bu ümmet için bayram kılmıştır.”(Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 1)
Kurbanı, mali imkânları yerinde olan müslümanların yerine getirmesi gereken bir ibadet olarak bildiren Resulullah (s.a.v), yanında kendisine hediye edilmiş bir hayvandan başka malının olmadığını söyleyen ve “Onu kurban etmeyeyim mi?” diye soran fakir sahabiye şöyle cevap verdi: “Hayır. Fakat sen saçlarını düzelt, tırnaklarını kes, bıyıklarını kısalt, koltuk altlarını ve etek tıraşını yap. Bu senin Allah katında kurbanının tam anlamıyla yerine gelmesidir.” (Nesâî, Dahâyâ, 2)
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem, ihrama nasıl girileceğinden veda tavafını yapmaya kadar hac ve umre ibadetiyle ilgili yapılması gerekenleri bizzat ümmetine öğretti.
Kurban, Allah Teâlâ’ya yakınlaşma anlamındadır. Aynı kelimeden gelen “mukarrabûn” ismini Yüce Mevlâ kendine yaklaştırdığı kulları için kullanmıştır. Kurban, müslümanın kalbindeki takva hassasiyetini büyütür. Takva arttıkça kul Cenab-ı Allah’a yakınlaşır. Onun için Rabbimiz hac kurbanlarını nasıl keseceğimizi emir buyurduğu ayette kurbanların, aslında Allah Teâlâ’yı yüceltme ve O’na şükretme vesilesi olduğunu ferman ettikten sonra şöyle bildirmiştir:
“(O kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hac, 37)
İlk umre seferi ve Hudeybiye
Hicretin altıncı yılının Şevval ayı sonlarına doğru Resulullah’ın (s.a.v) görmüş olduğu bir rüya sonucunda bin dört yüz ile bin yedi yüz civarında sahabesiyle Resul-i Ekrem (s.a.v) Medine-i Münevvere’den ilk defa umre seferine çıktı.
Kafilenin Mekke’ye epeyce yakın olan Hudeybiye’ye ulaşmasına rağmen Mekke müşriklerinin müsaade etmemesi sonucu Hudeybiye Antlaşması yapılarak geri dönüldü. Bu antlaşmaya göre Hz. Peygamber (s.a.v) ve ashabı bu sene umre yapamayacaklardı. Ancak ertesi yıl gelebilecek ve üç gün Mekke’de kalabileceklerdi. Hz. Peygamber (s.a.v) ve ashabı, Kâbe-i Muazzama’yı ancak hicretin yedinci yılında ziyaret edebilmiş, Hudeybiye Antlaşması gereği Mekke’de toplam üç gün kalabilmişlerdi.
Hicretin sekizinci yılında Mekkeli müşrikler antlaşmayı bozunca Hz. Peygamber (s.a.v) büyük bir orduyla Mekke-i Mükerreme’yi fethetti. Hemen peşinden çevre kabilelere doğru fethi genişletti. Bu esnada Mekke’ye 30 kilometre kadar bir mesafede bulunan Cirâne’den bir umre daha yaptı.
Kâbe ile son buluşma
Hicretin dokuzuncu yılında Resul-i Ekrem (s.a.v) Medine-i Münevvere’de kaldı. Hac için Hz. Ebû Bekir’i (r.a) görevlendirdi.
Hicretten sonra onuncu yılın Zilkade ayında Resul-i Ekrem (s.a.v) hacca gideceğini ilan etti. Daha sonra Veda Haccı diye isimlendirilen bu hac, onun Kâbe’yi son ziyareti olacaktı.
Hz. Peygamber (s.a.v), hicretten sonra, Hudeybiye seferi sayılmazsa, iki umre yapmıştı. Şimdi hac için yola çıkıyordu. Yüce Allah ayetlerini nazil ediyordu:
“Yeryüzünde insanlar için konulmuş olan ilk ev, Mekke’de olandır. Mübarek kılınmış ve bütün âlemler için hidayet olmuştur. Orada apaçık deliller ve İbrahim’in makamı vardır. Beytullah’ı haccetmek, yoluna gücü yetmek şartıyla bütün insanlar üzerinde Allah’ın hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Âl-i İmrân, 96, 97)
“Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın!...” (Bakara, 196)
Resul-i Ekrem (s.a.v), ihrama nasıl girileceğinden veda tavafını yapmaya kadar hac ve umre ibadetiyle ilgili yapılması gerekenleri bizzat ümmetine öğretti. Hac ve umrenin nasıl yapılacağını kendisinden öğrenmemiz gerektiğine de şöyle dikkat çekti:
“Menâsikinizi (hac ve umre ile ilgili ibadetlerinizi) benden alın; bilemiyorum, belki de bu hacdan sonra hac yapamam.” (Müslim, Hac, 310)
Öyle de oldu; Resulullah (s.a.v) dedesi Hz. İbrahim’in (a.s) ilan ettiği haccı yaparak Kâbe-i Muazzama’ya ve şehirlerin anası Mekke-i Mükerreme’ye veda etti. Ertesi yıl da ahirete irtihal eyledi.
Umre ve hac yapanlar Allah Teâlâ’nın misafirleridir
Yeryüzündeki ilk mabed olan Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret ibadeti, ilk insan olan Hz. Âdem (a.s) ile başlamış, günümüze kadar gelmiştir, kıyamete kadar da devam edecektir.
Son peygamber olarak gönderilmiş olan Efendimiz (s.a.v), Allah Teâlâ’nın bildirmiş olduğu ölçüler çerçevesinde hac ve umre ibadetini yaşayarak insanlığa son kez ve mükemmel bir şekilde öğretmiştir.
Hac ve umre ayrı birer ibadettirler. Umre, arefe ve bayram günleri hariç senenin her zamanında, hac ise sadece hac mevsiminde yapılabilir. Hac mevsiminde sadece hac yapmak mümkün olduğu gibi önce umre yapıp peşinden hac yapmak da mümkündür. Yazımızı kadim bir dua ile bitirelim. Allah Teâlâ gidenlere tekrar, gitmeyenlere de en yakın zamanda helal mal ile hac ve umre nasip eylesin. Kurbanlarınız kurbiyyete, manevi yakınlığa vesile olsun.