Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

“Bir ulus ikinci bir ulusa, üçüncü bir ulusun toprağını vadetti…” Macar bir tarihçinin sarf ettiği bu cümle, İsrail terör devletinin nasıl kurulduğunu çok net bir şekilde özetliyor. Bugün insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından birine imza atan lanetlenmiş kavmin torunları, Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında İngilizlerden destek almamış olsaydı gücü bu kadar rahat ele geçiremeyecek, bugün Filistin’de Gazzeli masumları küstahça katledemeyecekti. Gelinen noktada İsrailli katiller öyles

2 Kasım 1917’de Britanya Savaş Kabinesinin Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, ülkesinin “En seçkin yahudi vatandaşı” Baron Lionel Walter Rothschild’e, Britanya hükümetinin Filistin’de bir yahudi vatanı kurulmasına olan desteğini ifade eden önemli bir mektup yazıyor. Balfour Deklerasyonu olarak kayıtlara geçen bu mektup, İngilizlerin Filistin topraklarını yahudilere vadetmesi anlamına geliyor. 1948’de resmî olarak devlet kurmakla devam eden bu süreç, şimdilerde “Batılı süper güçler”in İsrail katliamlarına sessiz kalıp örtülü olarak desteklemesi şeklinde tezahür ediyor. Ve artık Tel Aviv sokaklarındaki sözde siviller bile Gazzeli müslümanlara en azılı İsrail askeri kadar insanlık dışı davranışlar sergileyebiliyor.

Terör devletinin sözde sivilleri

Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıların sonrasında işgalci askerlerin Gazze’yi abluka altına alması ilk başlarda Tel Aviv’de ciddi bir tepkiyle karşılanmamıştı. Ancak Gazze şeridine kaçırılan 251 askerin rehin alınması sonrasında ortalık karıştı. Yakınlarının serbest bırakılmasını sağlaması için Netanyahu hükûmetine baskı yapan aileler sokaklara döküldü, hatta hükûmetin sırf bu nedenle düşürülebileceği de günlerce konuşuldu. Ateşkes görüşmelerine de konu olan rehine takasının ardından gerginlik biraz olsun duruldu. Anlaşıldı ki Gazze’deki soykırım, terör devleti İsrail’in sınırları içerisinde yaşayan kitlelerin umurunda bile değildi. Geçen ay Haaretz gazetesinde yayınlanan bir anketin sonuçları bu hakikati bir kez daha gözler önüne seriyor ve “Acaba daha ne kadar alçalabilirler?” sorusunu akıllara getiriyor.

“Hepsini öldürün”

Kudüs’teki İbrani Üniversitesi mayıs ayında 1.112 kişiye bazı sorular soruyor. Çıkan sonuç ürkütücü. Katılımcıların yüzde 64’ü Gazze’de masum kimsenin bulunmadığını düşünüyor! Mevcut terör kabinesini destekleyenler arasında bu oran yüzde 84’e çıkıyor! Yine ankete katılanların yüzde 64’üne göre medya kuruluşları Gazze’de yaşanan insanlık dramına yeterince yer veriyor. Yüzde 69’u, uluslararası basının yaşananları “Gazzelilerin lehine” olacak şekilde servis ettiğine inanıyor! Aslına bakılırsa 18 yaşını doldurmuş erkek kadın herkesin eline silah vererek 2 ve 3 yıl askerlik yaptıran, çatışmaya hazırlayan sözüm ona bir devlette ve ellerinde taşıdığı pankartlara “Kill them all! (Hepsini öldürün!)” yazacak kadar gözü dönmüş sözde sivillerden oluşan bir ülkede böylesi bir tablonun ortaya çıkmasına şaşırmamak lazım!

Defolup gitme zamanı geldi

Tüm olan bitene rağmen siyonist katillerin asırlar önce yüreklerine salınan korku, onları bugün bile titretmeye yetiyor. Güya dünyaya meydan okuyan Netanyahu, ortada hiçbir şey yokken “Osmanlı’nın yakın zamanda geri döneceğini düşünmüyorum, dönmeyecek…” açıklamasını yapıyor. İşte hâlâ zalimin korkulu rüyası olan o ruh, Gazze’deki mazlumların sığınağı olacak. Yeryüzünde yüzlerce yıl adaleti tesis eden o cevher, İslam dünyasını yeniden ayağa kaldıracak. Ve Mahmud Derviş’in deyişiyle katil İsrail Filistin’in taşından toprağından, denizinden karasından, buğdayından tuzundan; dini, vatanı, namusu ve bayrağı için canını, malını, evlatlarını seve seve feda eden kahraman bir milletin anılarından defolup gidecek, inşallah. Çünkü kumdaki minik ayak izleri, İsrail füzelerinin ve tanklarının izlerinden daha kalıcı…