Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Kitabımız Kur’an-ı Kerim

Mücella kitabımız Kur’an-ı Kerim, sözün en hayırlısı, hikmet ve marifetin kaynağıdır. Zamanlar onu eskitemez, onun hikmetleri bitmez, onun irfan pınarı asla kurumaz. Onda müminler için şifa ve deva vardır. Onun hükmü kıyamete kadardır.

Müberra dinimiz İslam’a göre inanılması zaruri olan esaslardan biri de ilahi kitaplara iman etmektir. Zira Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’a, meleklerine, peygamberlerine ve ahiret gününün yanı sıra kitaplarına inanmak da emredilmiştir. Rabbimiz bu kitapları vahiy yoluyla göndermiştir. Kitaplara inanmak Yüce Allah’a, meleklerine, peygamberlerine inanmanın bir gereğidir.

Âlemlerin Rabbi insanoğlunu mahlukatın en şereflisi olarak yaratmıştır. İnsanı akıl, irade, düşünme, konuşma, iyiyi kötüden ayırma gibi üstün vasıflarla bezemiştir. Ayrıca kâinatı eşref-i mahlukat olarak bildirdiği insanın hizmetine vermiştir. Yüce Rabbimiz nimetlerini bunlarla da sınırlandırmamış, insanoğlunun dünya hayatının karanlıklarında yürürken yolunu, önünü aydınlatmak için uyacağı iman, ibadet ve ahlak kurallarını da bildirmiştir. Bunca nimeti biz kullarına bahşeden Yüce Rabbimize nasıl kulluk edeceğimizi, niçin yaratıldığımızı, nerede ve ne diye bulunduğumuzu, yolculuğumuzun nereye doğru gittiğini, ahirette nelerle karşılaşacağımızı gönderdiği peygamberler ve bizlere ulaştırdığı ilahi kitaplar vasıtasıyla bildirmiştir.

Yüce Rabbimiz ilk insan Hz. Âdem’i (a.s) peygamber olarak göndermiştir. Fahr-i Âlem (s.a.v) ise son nebi ve resuldür. Peygamberlik onunla tamamlanmıştır. İnsanoğluna bu iki peygamber arasında hayat verecek emir ve fermanlarını beyan edecek birçok kitap da göndermiş fakat ne yazık ki -sonuncusu hariç- bu kitaplar yine insanoğlu tarafından tahrif edilmiştir.

Yüce Rabbimiz “O zikri (Kur’an’ı) biz indirdik ve biz onu muhafaza edeceğiz” (Hicr, 9) mealindeki fermanıyla bizzat izzet-i celali tarafından Kur’an-ı Kerim’in kaybolmaktan muhafaza edileceğini beyan buyurmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın muradı böyle iken biz müminlere düşen vazife, Yüce Rabbimizin gönderdiği bu mukaddes kitaba edep ve hürmetle davranarak onun gereğince amel etmektir.

Kur’an-ı Kerim’de bizden öncekilere ve sonrakilere ait haberler vardır. En güzel kıssalar, en derin manalar ondadır. Hayatın aydınlığı, kâinatın düzeni, ahlakın devamı, meleklerin duası, Cebrail’in (a.s) selamı onunladır.

Yüce Rabbimiz ayet-i celilede mealen şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! İşte size rabbinizden bir nasihat, kalplerdeki dertlere bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet (olan Kur’an) geldi.” (Yûnus, 57) Bu ayet-i celileyle, insanlığı irşad ve aydınlatmak için indirilmiş olan Kur’an-ı Kerim’in barındırdığı çok yüce vasıfları bildirilmekte, insanlık âlemi hakkında Cenab-ı Mevla’nın bir fazlı, rahmeti, keremi olan böylesi kutsi kitaptan istifade edilmesinin gerekliliğine işaret edilmektedir. Buradaki hitap bütün insanlaradır.

Kur’an-ı Kerim çoğu kez ölümü ve sonrasını hatırlatır. “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyâmet, 36) diye sual eder. Yüce Rabbimizin sonsuz kudretini, nihayetsiz rahmetini, sayı ve hesaba gelmeyen nimetlerini tefekkür etmemizi ister. Ölümün hak olduğunu, ecelin insanı amansız bir avcı gibi beklediğini, dünyanın fâniliğini, ahiretin ebedîliğini bilen biri artık nankörlükte ve kötülükte karar kılar mı?

Kur’an-ı Kerim’in aydınlattığı gönüller Hak aşkına kanat açmaktadır. Ondan mahrum olan her şeyden mahrum demektir. Kevser havuzunun sahibi Fahr-i Âlem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde Kur’an’dan hiç ayet ve sure bulunmayan kimse, harap bir ev gibidir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 18) Böyle bir yere hiçbir hikmet katresi düşmez. Kurumuş imanlı sinelere gaibî inciler yağdıracak sadece Kur’an-ı Kerim’dir.

Kur’an-ı Kerim okumak en büyük zikirdir. Kulun Rabbine münacaatıdır. Kur’an-ı Kerim’i okumanın en faziletli şekli; tane tane, ağır ağır, manalarını düşünerek okumaktır. Çünkü bu, emredilen ve teşvik edilen okuyuş şeklidir. Ayrıca bu şekilde okuduğunu düşünme ve anlama imkânı bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in düşünerek ve anlayarak okunacağı en faziletli yer namazdır. Denilmiştir ki: “Namazdaki tefekkür, namazın dışındakinden daha faziletlidir. Zira bu durumda iki amel birden yapılmış olur. Biri namaz ibadeti, diğeri ise tefekkürdür. Namazdaki tefekkür, okunan ayetlerdeki ilahi müjde ve tehdidin manasını, emir ve yasakların hikmetini anlamak, kullarını azabıyla korkutan ve onlara emirler veren Âlemlerin Rabbi’ni yüceltmektir.”

Yüce Rabbimiz bir ayet-i celilede mealen şöyle buyurur: “Allah onların kalbine imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir.” (Mücâdele, 22) Denilmiştir ki: “Ayette zikredilen ruhtan maksat Kur’an-ı Kerim’dir. Yani Allah Teâlâ Kur’an ilmiyle onların imanını kuvvetlendirmiştir. Zira Kur’an-ı Kerim imanın ruhudur. Onların Kur’an ile desteklenmeleri demek, Kur’an’ı yaşamada muvaffak kılınmaları demektir.”

Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…