Tefsir Halkası
Kevser Suresinin Tefsiri
“Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyle ise Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olan sana buğzeden, senin düşmanın olan kimsedir.”
(Kevser, 1-3)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Kevser’i sütten daha beyaz, baldan daha tatlı, kardan daha soğuk ve miskten daha hoş kokulu bir su olarak tarif etmektedir.(bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 33/41)
Bu sure, ismini ilk ayette geçen Kevser kelimesinden almaktadır. Kevser Arapça “kesret” kelimesinden türeyip çokluğu ifade eden, çok kıymetli ve değerli şeyler manasında kullanılan bir kelimedir. Ayrıca Kur’an’da tekrar edilmeyen, bir defa zikredilen kelimelerdendir. Surenin diğer bir adı ikinci ayette zikredilen (çoğu alime göre kurban kesme manasına gelen) “Nahr” kelimesidir. Bu sure aynı zamanda üç ayet olup Kur’an-ı Kerim’in en kısa suresidir.
Nüzul sebebi
Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber’in (s.a.v) İslam’ı tebliğe başladığı ilk dönemlerde ona eziyet etmekten ve her fırsatta ona sataşmaktan geri durmuyorlardı. Aslında bu şekilde onu davasından döndürmeyi umut ediyorlardı. Maddi gücü de ellerinde tutan Mekke’nin ileri gelenleri sapkınlığa batmış nefislerinden başka hiçbir hakem tanımıyorlardı. Mekke ve civarında nam salan bu statüko grubu Allah Teâlâ’nın peygamberine eziyet ettikleri gibi ona yaklaşanlara da eziyet ediyorlardı. Özellikle Mekkeli zayıfların ve Kâbe’yi ziyarete gelen Arapların Hz. Peygamber’e (s.a.v) yaklaşmalarına engel oluyor, onunla sohbet edip göklerden gelen hakikatleri dinlemelerine de engel oluyorlardı. Şanı yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v) hakkında en çok sarf ettikleri söz; onun aklını yitirmiş olduğu ve ne dediğini bilmediği iddiası idi. Kimi zaman ondan duydukları sözlerin (Kur’an’ın) karşı konulamaz güzelliğine hiçbir cevap veremediklerinden onun bir sihirbaz veya kâhin olduğunu ileri sürüyorlardı. İşte Mekke’nin ileri gelenlerinden biri olan Âs b. Vail, Hz. Peygamber’in (s.a.v) oğlu Abdullah’ın vefat etmesi üzerine böyle bir günü fırsat bilip Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında üçüncü ayette konu edilen sözü söylemişti. Âs b. Vail, Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında “Onu kendi haline bırakın, artık onunla uğraşıp mücadele etmeye gerek kalmadı. Onun soyu kesildi, artık davası da yok olup biter bir gün” demişti. İşte bu hadiseler üzerine Yüce Rabbimiz bu sureyi indirerek habibini teselli etmiş ve davası yolunda hiçbir engele aldırmadan insanları irşad etmeye devam etmesini dilemiştir.
Bitmez tükenmez ilahi bir lütuf: Kevser
Hz. Peygamber’e (s.a.v) bahşedilen “bitmez tükenmez hayırlar” anlamına gelen Kevser kelimesindeki hayrın ne olduğu hakkında birçok söz söylenmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir: Taberî (rah.) bu hayrın öncelikle Kur’an-ı Kerim ve içinde barındırdığı ilimler olduğunu ifade eder. Yine Taberî’ye (rah.) göre buradaki hayır; İslam, peygamberlik, Makam-ı Mahmud, cennetteki bir nehir veya havuz, ümmete tanınan kolaylıklar olabileceği gibi Hz. Peygamber’in (s.a.v) ümmeti için kullanacağı özel şefaati de olabilir. Ayrıca Hz. Peygamber’e (s.a.v) verilen mucizeler veya onun pak nesli ve ümmetinin çokluğu da olabilir. Kelimenin kök manasından hareketle burada sayılan lütufların hepsinin “Kevser” manasının içeriğindeki birçok lütuftan yalnızca bazıları olduğu kabul edilmektedir.
Nitekim büyük müfessir Fahreddin Râzî (rah.) de Kevser kelimesi hakkında on beş ayrı söz zikretmektedir. Taberî’nin (rah.) saydıklarına ilaveten Kevser; Hz. Peygamber’in (s.a.v) düşmanlarından korunacağını ve kendisine büyük zaferlerin ihsan edileceğini ifade ettiği gibi bunun yanı sıra dünya ve ahirette de büyük lütuflara mazhar olmakla müjdelendiğini de ifade etmektedir. Râzî (rah.) on beşinci sözünde ise müfessirlerin öncüsü İbn Abbas’tan (r.a) naklederek “Bazıları Kevser’in (yalnızca) cennette bir ırmaktan ibaret olduğunu söylüyorlar. Halbuki kelimenin manasından da hareketle; hem büyük hem de çok miktarda hayırlar anlamına gelen Kevser dünya ve ahiret nimetlerini kapsamaktadır. Kevser havuzu da bu nimetlerden biridir” der.
Hz. Peygamber’e (s.a.v) lütfedilen Kevser’in; ahirette mahşer yerinde bir havuz, cennette de bir ırmak olarak iki şekilde var olacağı rivayet edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) Kevser suyunu sütten daha beyaz, baldan daha tatlı, kardan daha soğuk ve miskten daha hoş kokulu bir su olarak tarif etmekte (ve kıyametin zorluğu sırasında) bu sudan bir defa içenlerin cennete girene kadar asla susuzluk yaşamayacaklarını bildirmektedir. (Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 33/41)
Surede öne çıkan mesajlar
Kevser suresinde öne çıkan bazı hakikatleri şöyle sıralayabiliriz:
•Allah Teâlâ yolunda olanlar muhakkak birtakım can sıkıcı olaylarla karşılaşmıştır ve bu durum peygamberlerin ortak sünnetidir.
•Hak yolunun davetçisi olanları bizzat Yüce Allah teselli edip onları büyük nimetlerle müjdelemiştir.
•Yüce Allah’ın müminlere lütfettiği nimetler onların başına gelen her türlü sıkıntıdan katbekat daha büyüktür. Dolayısıyla müminin güzel düşünmeyi ve her şeyin hayırlı yönüne teveccüh etmeyi öğrenmesi önem arz etmektedir.
•Hak yolunda olanların dünyaya ait birtakım kayıpları aslında kayıp değil büyük nimetlerin birer vesilesidir.
•Hak yoluna engel olmaya çalışanlar bir köpük misali sönmeye mahkûmdurlar.
•Allah Teâlâ’ya davet etme yolunda sığınılacak en sağlam kale ibadetlerdir.
Namaz ve kurban ibadeti
Yaşadığı ağır hadiselerin neticesinde Hz. Peygamber’e (s.a.v) teselli olarak nazil olan Kevser suresinde dikkat çeken diğer bir husus Yüce Allah’ın habibini teselli ederken dahi kendisine ibadeti hatırlatmasıdır. Hz. Peygamber’e (s.a.v) büyük nimetler verildiğini ifade eden ilk ayetin hemen sonrasında “Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve (bu nimetlere şükür olarak da) kurban kes” mealindeki emir yer almaktadır. Zira namaz, inanarak alnını secdeye koyan mümini dünyanın her türlü gailesinden alıp ötelere götürdüğü gibi müminin en ulvi gayesi olan Yüce Rabbinin huzurunda bulunma nimetini günde en az beş defa ona yaşatmaktadır. Sahabe-i kiram Hz. Peygamber’i (s.a.v) anlatırken özellikle kendisini üzen kötü bir şey ile karşılaştığında hemen namaza durduğunu ifade ederler. Hatta bu durumun bütün peygamberlerin ortak sünneti olduğu da rivayet edilmektedir. Abdullah b. Selam (r.a) da Hz. Peygamber’in (s.a.v) hane-i saadetinde bir sıkıntı yaşandığında ailesine namaz kılmalarını emrettiğini rivayet eder. Bakara suresinde de Yüce Rabbimiz namaz ve sabırla Allah’ın yardımına mazhar olacağımızı bildirmektedir. (bkz. Bakara, 153)
Yüce Allah’ın müminlere lütfettiği nimetler onların başına gelen her türlü sıkıntıdan katbekat daha büyüktür.
Müfessirler Kevser suresinin bir önceki sure ile ilişkisini inceleyerek şu değerlendirmeyi kaydetmişlerdir: Maûn suresinde gösteriş için namaz kılanlar kınanırken bu surede ise Allah için kılınan namaz büyük nimetlerle birlikte zikredilmiştir. Aynı şekilde Maûn suresinde; inkârcıların amellerini gösteriş için yaptıkları gibi yetime ve yoksula karşı kötü tutumları vurgulanmaktadır. Buna karşılık Kevser suresinde müminlerin farkı ortaya konarak; onların kurban ibadetini sırf Allah Teâlâ için yaptıkları gibi yine O’nun rızasını gözeterek yetim ve yoksullarla kurbanlarını paylaştıklarına işaret edilmiştir.
Yüce Rabbimiz halis bir niyet ile ona ibadet eden ve ahirette Kevser havuzuna davet edilen bahtiyarlar zümresinden eylesin. Kurban bayramınız mübarek olsun.