Âlem-i İslam
Kapadokya'ya Kadar Kurulan Hüsranla Bitecek Bir Hayal
Mazlumların son sığınağı olan Türkiye, günü geldiğinde müslümanların liderliği görevini de bihakkın ifa edecek. Amin Maalouf’un tanımladığı "Her şeye üzülen ama hiçbir şey yapmayan" Ortadoğulu karakterinden sıyrılmış güçlü bir Türkiye var oldukça ve güçlendikçe İsrail’in Kapadokya’ya kadar olan hayalleri de Filistin işgali de hüsranla son bulacak inşallah.
Lübnanlı yazar Amin Maalouf, Ortadoğulular için “Her şeye üzülürler ama hiçbir şey yapmazlar” diyor. Bir darbımeseli andıran bu sözün ne anlama geldiğini şimdilerde daha iyi idrak ediyoruz. Kuruluşundan beri bölgeyi kan gölüne çeviren İsrail, 7 Ekim tarihinde Gazze’ye yeniden saldırdı ve orada büyük bir vahşete imza attı. Bu tablo karşısında sinip kalmış İslam dünyasının vaziyetini son bölüme bırakarak, mevzuyu daha iyi anlamak adına tarihte çok kısa bir yolculuğa çıkalım.
Hayalleri Kapadokya’daki dağlara kadar
Son zamanlarda ismini sıkça duyduğumuz ve artık pek çok kişinin bildiği bir karakter var. Bu şahıs; sıradan gazeteci profili çizse de İsrail’in temellerini atmada önemli rol oynayan isimlerden Theodor Herzl. Sultan 2. Abdülhamid’le görüşüp, Filistin’de yahudiler için toprak istediğine dair iddiaların merkezinde yer alan Herzl’i asıl önemli kılan olay 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde 29-31 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirdiği ve “Halkı olmayan ülkeyi, ülkesi olmayan halka devredin” mottosuyla yürütülen Siyonist Kongre. Herzl orada yaptığı konuşmada siyonizmin zihnindeki İsrail Devleti’nin sınırlarını şöyle çiziyor: “Kuzeyde Kapadokya'daki dağlara, güneyde de Süveyş Kanalı'na dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı’na. Sloganımız, Davud ve Süleyman’ın Filistin’i.”
Theodor Herzl ve onun başını çektiği kadronun hayali Devlet-i Aliyye’nin tarih sahnesinden çekilmesiyle gerçekleşmeye başladı. Ortadoğu, Britanya tarafından yeniden dizayn edilirken yahudiler için siyonizmin ideolojik arka planını oluşturduğu devlet fikrini hayata geçirmenin zamanı gelmişti. İngilizler yahudilere kalkan oldu ve yaklaşık otuz yıllık bir zaman diliminde bölgede işgalci bir yahudi devletinin kurulmasına zemin hazırladı. 1917’de Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un Filistin’de yahudiler için bir milli yurt kurulmasını uygun gördüklerini ilan ettiği deklarasyonla bizzat Britanya tarafından Afrika’nın kuzeyinden Arap yarımadasına kadarki toprakların ortasına fitne tohumu ekildi.
1948’den 2023’e
İsrail 1929’dan itibaren İngiltere’nin de desteğiyle Filistinlileri öldürmeye başladı. Bu cinayetler 2. Dünya Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler’in 1947’deki Filistin’i bölme planının uygulamaya konulması ve 1948’de resmi olarak İsrail devletinin kurulmasıyla adeta sistematik bir hal aldı. Diğer sınır komşularıyla 1967’de gerçekleştirdiği Altı Gün Savaşı'nda bazı stratejik yerleri kuşatıp sonrasında bir şekilde konuyu kapatan Tel Aviv yönetimi, Filistin topraklarını kanlı çatışmalarla hiçbir hukuk kuralını ve değer yargısını gözetmeksizin gasp ediyor. 1987’de başlayıp 1993’e kadar süren 1. İntifada’da, 2000’de başlayıp 2005’te sona eren 2. İntifada’da ve 2007’de Hamas’ın Gazze’nin kontrolünü ele geçirmesiyle başlayan olaylarda İsrail binlerce masum sivili katletti. 7 Ekim 2023’te ise İsrail, yeni bir işgal girişimi başlattı. Sayısı iki milyonu aşan Gazzeli müslümanlar, İsrail’in zulmü karşısında hayatta kalmaya çalışıyor.
Sessiz liderler, ayağa kalkan halklar
Gelelim asıl meseleye... İsrail nasıl bu kadar pervasız ve umarsızca saldırabiliyor? Çünkü karşısında kendisine olması gerektiği gibi dur diyebilen yok. İsrail’de bile olaylara “Artık yeter” deyip sokağa inen yahudiler varken bazı İslam ülkelerinin, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın Gazze ile ilgili toplantısında İsrail’e karşı alınan ambargo kararına uymayacağını açıkladığı bir zamanı yaşıyoruz. Ancak halklar böyle değil. Liderlerin sessizliğine rağmen, olan bitenden vicdanı kanayan milyonlar dünyanın her yerinde tepki gösteriyor. Elbette bu çabalar Ortadoğu’daki İsrail sorununu behemehal ortadan kaldırmaya yetmiyor. Ancak mevzunun çözümüne dair umutlarımızı yeşertiyor.
Türkiye’nin çabaları
Ülkemiz tarihin getirdiği sorumluluklarla her platformda ses çıkarmaya ve tavır koymaya çalışıyor. Bütün çabalarına rağmen Türkiye bugün İslam devletlerini, müslümanları bir araya getirmede ve harekete geçirmede yeteri kadar güçlü değil.
Şunu bilmekte yarar var: Bugün dahi mazlumların son sığınağı olan Türkiye, günü geldiğinde müslümanların liderliği görevini de bihakkın ifa edecek. Amin Maalouf’un tanımladığı her şeye üzülen ama hiçbir şey yapmayan Ortadoğulu karakterinden sıyrılmış güçlü bir Türkiye var oldukça ve güçlendikçe İsrail’in Kapadokya’ya kadar olan hayalleri de Filistin işgali de hüsranla son bulacak inşallah.