Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

“Şüphesiz biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh o gece Rablerinin izniyle (takdir edilmiş) her bir iş için inerler. O gece tan yeri ağarıncaya kadar süren bir selamettir.” (Kadir, 1-5)

Ramazan ayı bir bütün olarak Kadir gecesinin nuru ve bereketi ile süslenmiştir.

Bu sureye Kadir suresi denildiği gibi Kadir gecesini anlattığı için “Leyletü’l-kadr” suresi de denilmiştir. “Kadir” şeklinde Türkçemize geçen “kadr” kelimesi Arap dilinde şeref, hüküm, güç ve tazyik gibi anlamlarda kullanılır. Alimler bu manaların her birine yönelik çeşitli açıklamalar yaparak surenin ismi ile içeriği arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışmışlardır. Tabiîn hadis alimlerinden Zührî’ye (rah.) göre surenin ilk ayetinde, Kur’an-ı Kerim’in Kadir gecesi nazil olmaya başladığı bildirilerek bu gecenin kazandığı şeref ve kıymete dikkat çekilmiştir. Taberî’nin Mücâhid’den (rah.) aktardığı rivayete göre, Kadir gecesi, “ezelde takdir edilen ilahi emirlerin o yıl içerisindeki kısımlarının ilgili meleklere neşredilmesi” manasında hüküm gecesidir. Bu tefsire göre “O gecede hüküm ve hikmet konusu olan bütün işler ayrılır” (Duhân, 4) mealindeki ayet-i kerime de Kadir gecesi ile ilgilidir. “Kadr” kelimesinin yoğunluk ve sıkışıklık anlamındaki “tazyik” manasının ise meleklerin Kadir gecesinde kalabalık gruplar halinde dünyaya inişleri ve müminleri selamlamaları ile ilgili olduğu rivayet edilmiştir.

Nüzul sebebi

Çoğunluğun görüşüne göre Mekke döneminin son yıllarında nazil olan Kadir suresinin sebeb-i nüzulü hakkında birbirine yakın pek çok rivayet mevcuttur. İmam Mâlik’in (rah.) Muvatta adlı eserinde naklettiği rivayet şöyledir: Hz. Peygamber’e (s.a.v) eski ümmetlerin bin yıla kadar uzayan ömürleri bildirilmişti. Hz. Peygamber (s.a.v) kendi ümmetinin 60-70 yaş ortalamasında bir ömür süreceğini biliyordu. Dolayısıyla amellerinin az olup diğer ümmetlerden geri kalacağını düşünerek kendi ümmeti adına çok üzülmüştü. Bunun üzerine Yüce Allah, Kadir gecesini idrak edenleri, 83 küsur yıla tekabül eden bin aylık bir süreden daha fazla ibadet etmiş gibi kabul edeceğini müjdeleyerek habibini sevindirmiştir. (Zürkanî, Şerhu’l-muvatta; 2/292)

Kadir gecesini idrak etmek ve faziletinden istifade etmek için diğer zamanlardan çok daha özenli bir yöneliş, daha içten bir yakarış ve samimi bir talep gerekmektedir.

İlahi rahmetin tecellisi

İlahi rahmetin tecelli etmesine vesile olan birçok sebep vardır. Ancak içinde nefsani menfaat barındırmayan halisane bir duygu ile bir başkası için üzülmek ve başkasının iyiliğini istemek ilahi rahmeti en çok celbeden vesilelerdendir. Özellikle bu iyilik duygusu ebedî saadete ve ilahi marifete yönelik bir içeriğe sahip ise... Hz. Peygamber’in (s.a.v) ümmetine düşkünlüğü ve onların kurtuluşu için ortaya koyduğu diğerkâmlık ve fedakârlık bu konunun en bariz örneğidir. Yüce Allah Kur’an-ı Hakim’inde Hz. Peygamber’i (s.a.v) üstün bir ahlaka sahip olması ile methetmekte ve onun ümmeti için canlarından öte bir yakınlığa sahip olduğunu belirtmektedir. Bu sevginin derecesini de Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadisinde şöyle ifade etmiştir: “Canım kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki ben bir kimseye kendinden, servetinden ve çocuğundan daha sevgili olmadığım sürece o, gerçek manada iman etmiş olmaz.” (Müslim, İman, 69-70)

İmam Kurtubî (rah.), Duhâ suresinin tefsirinde şöyle demiştir: “Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsa’nın (a.s) ümmetlerine şefkatlerini ve şefaatlerini anlatan ayetleri okuyunca ellerini kaldırıp ‘Allah’ım, ümmetim! Ümmetim!’ diye yakarıp ağlamaya başlamıştı. Allah Teâlâ Cebrail’i (a.s) göndererek ‘Rabbin sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın’ (Duhâ, 5) haberini müjdeledi. ”

İnsanlara acımak ve onların gerçek manada iyiliğini istemek, peygamberlerde ve vârislerindeki İslam ahlakı ile ahlaklanmak kavramının çok açık göstergesidir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Hz. Peygamber (s.a.v) kendi ümmetinin diğer ümmetlerden geri kalması konusunda içerleyip üzülerek ilahi rahmetin büyük bir tecellisine daha vesile olmuştur. Bu şekilde Efendimiz’in (s.a.v) ümmeti kendilerine armağan edilen Kadir gecesi aracılığıyla bütün ümmetleri geride bırakacak büyük bir sermayeye sahip olma imkânı elde etmiştir. Ramazan ayının sırrı olan Kadir gecesi, her yıl tekrar eden ramazan ayına özel bir boyut kazandırarak gelişi hatta yaklaşması ile müminlerde farklı bir heyecana sebep olmaktadır. Ramazan ayı bir bütün olarak Kadir gecesinin nuru ve bereketi ile süslenmiştir. Bu ay, müminlerin Cenab-ı Allah’a yakınlık kazanmak ve dünyevilikten arınmak için kendilerini ibadete adamaları gereken özel bir fırsat olarak kendilerine sunulmuş ilahi lütuflardan biridir.

Bulanlar hep arayanlardır

Surenin takip eden ikinci ve üçüncü ayetlerinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu geceye mahsus bir tecelliden haber verilmesi insanların rağbetini artırmak içindir. Bu geceyi idrak etmek ve faziletinden istifade etmek için diğer zamanlardan çok daha özenli bir yöneliş, daha içten bir yakarış ve samimi bir talep gerekmektedir. Sadat-ı kiramdan Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s) bir mektubunda, Allah yolunda şevklenmenin gıpta edilecek bir nimet olduğunu belirtmektedir. Hazret (k.s), ilahi rahmetin kapılarını açan sırrın insanın gönlündeki istekte saklı olduğunu ifade eden şu sözleri sarf etmiştir: “Herhangi bir şey için kıskançlık duymam. Hatta falan kimse, zamanın en büyük velisi; gavsı/kutbu oldu deseler o iki makamı da kıskanmam. Lakin falan adamın (Allah yolunda) şiddetli bir arzusu (gayreti) vardır denilse ona ettiğim gıptadan dolayı kalbim yanar.”

“Herhangi bir şey için kıskançlık duymam. Lakin falan adamın (Allah yolunda) şiddetli bir arzusu (gayreti) vardır denilse ona ettiğim gıptadan dolayı kalbim yanar.”

Hazineyi yol üstünde bulan nerede görülmüş?

İmam Gazâlî (rah.) mübarek gecelerdeki manevi kazancı, tüccarların büyük kazanç elde ettiği özel mevsimlere benzetir. Mesela, Kurban bayramı arifesinde hayvanlarını pazara çıkarmayan hayvan satıcısı veya mallarını satışa açmayan bir esnaf böyle bir günü ihmal ederek o seneyi büyük bir kârdan mahrum olarak geçirir. Bunun gibi mümin de Cenab-ı Allah’ın özel lütuflar bahşettiği bu gecelerden gafil kalıp Rabbine yönelmezse, O’nun keremine ve lütfuna olan ihtiyacını arz etmezse büyük bir zarara uğramış olur.

Mübarek ramazan ayında, son on günün tek sayılı günlerinde saklandığı bildirilen bu yüce rahmet aslında pek de gizli değildir. Kulluğun üsve-i hasenesi olan Peygamber Efendimiz (s.a.v) Kadir gecesini ramazanın son on gününün tek sayılı günlerinde aramamızı tavsiye etmiştir. Bu fazileti elde etmenin yolunu da bizzat kendisi ortaya koymuştur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) ramazan-ı şerifin son on gününde bütün vaktini ibadete hasrederek itikâfa girerdi. Beşerî ihtiyaçları dışında mescidden ayrılmaz, son on günün tamamında ibadet ve tefekkürle meşgul olurdu.

Hadislerde belirtildiği üzere ilahi lütfa denk gelmeyi temenni etmek yerine onu aramak ve istemek gerekir. Büyüklerimiz “Bulanlar, hep arayanlar olmuştur” derler. Kadir gecesinin önemli bir özelliği, o gece yapılan ibadetlerin ve duaların kabul olmasıdır. Surenin son ayetlerinde zikredilen selamet hakkında bazı müfessirler, selametin Kadir gecesinde şeytanın musallat olma yetkisinin kaldırılması olduğunu söylemişlerdir. Bu da yapılan dua ve ibadetin halis olmasına, dolayısıyla kabul edilmesine vesile olur. Buradaki kabulden maksat Cenab-ı Allah’ın hoşnutluğu ve rızasının tecelli edeceği bir kabuldür. Böyle bir fırsatı kaçırmamak adına; ramazan-ı şerife ciddi bir gayretle başlayıp son on günde ibadet ve zikirleri çoğaltmak ve malayani işleri terk etmek gerekir. Özellikle cemaatle namaza, Kur’an-ı Kerim’i tertil üzere bolca okumaya, namazların tesbihatını ve diğer evradı gafletsiz yapmaya ve imkân nispetince infak etmeye gayret edilmelidir. Bir hadisinde Hz. Peygamber (s.a.v) ramazan ayında özellikle akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılanların Kadir gecesinden daha çok istifade edeceklerini belirtmiştir. (bkz. Beyhakî, Şuabü’l-îman, 12/221)

“Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet” duası ile Yüce Rabbimden cümlemizi Kadir gecesine ve içindeki hayırlara kavuşturmasını niyaz ediyorum. Âmin.