Tefsir Halkası
Kâfirûn Suresinin Tefsiri
Rahman ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla
“De ki: Ey kâfirler, sizin taptıklarınıza ben tapmam (tapmıyorum ve tapmayacağım). Siz de benim taptığım ilaha tapmıyorsunuz. Bundan önce sizin taptıklarınıza tapmadığım gibi bundan böyle de tapacak değilim. Siz de benim taptığım ilaha tapacak değilsiniz. Artık sizin dininiz size, benim dinim de bana.” (Kâfirûn, 1-6)
Kâfirûn suresinin, içerdiği hakikatler açısından Kur’an’ın dörtte birine denk olduğu da rivayet edilmektedir.
Bu sure-i celile adını birinci ayette geçen “kâfirûn” kelimesinden almıştır. Arap dilinde kâfir kelimesi köken anlamıyla bir şeyi örten demektir. Bu manada Araplar ışığı örten geceye, tohumu ekip toprağın altına koyan çiftçiye de kâfir kelimesini kullanmaktadırlar. Dinî anlamda ise Yüce Allah’ın birliğini, peygamberlerini veya (ilmi temellere dayanmadan, asılsız, hakikatsiz fikirler öne sürerek) hak olarak indirilen din kurallarından herhangi birini inkâr eden ve bu yolla hakikatlerin üstünü örten kişilere kâfir denilmektedir.
Kâfirûn suresinde, Hz. Peygamber’in (s.a.v) ve ona tabi olanların kâfirler karşısında dinlerini korumaları ve onların din konusunda ortaya atacakları hiçbir fikre ve teklife açık olmadıklarını kararlı bir şekilde belirtmeleri istenmektedir.
Fazileti
Hz. Peygamber’in (s.a.v) yatarken muhakkak okuduğu ve okunmasını tavsiye ettiği sureler arasında olan Kâfirûn suresinin, içerdiği hakikatler açısından Kur’an’ın dörtte birine denk olduğu da rivayet edilmektedir. (bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kurân, 10) Hz. Peygamber’in (s.a.v) vitir namazında, sabah ve akşam namazlarının sünnetlerinde kimi zaman da akşam namazının farzında İhlas suresi ile birlikte bu sureyi okuduğu belirtilir. (bkz. İbn Mâce, İkâmetü’s-salât, 9) Ayrıca bu sureyi çokça okumanın imanı kuvvetlendirip münafıklığı gidermesi surenin faziletleri arasında zikredilmektedir.
Nüzul sebebi
Taberî’nin (rah.) İbn Abbas’tan (r.a) naklettiği rivayete göre Mekkeliler Hz. Peygamber’e (s.a.v) çeşitli tekliflerde bulundular. Zira Hz. Peygamber’in (s.a.v) hak din olarak getirdiği İslam, Mekke müşriklerinin tahakküm ve zulmüne son verip onların haksız üstünlüklerini kaldıracağını iyiden iyiye hissettirmişti. Öncelikle Hz. Peygamber’e (s.a.v) getirdiği İslam dinini yaymaktan vazgeçmesi karşılığında kendisini zengin kılacak kadar mal vermeyi teklif ettiler. Bununla birlikte istediği en güzel kızlarla evlendirmeyi kendisine vadettiler. Bu teklifler karşısında istedikleri cevabı alamayan müşrikler tekliflerini yenilediler. Buna göre bir müddet müşrikler Hz. Peygamber’in (s.a.v) dinine tabi olacaklar, bir müddet de Hz. Peygamber onların dininin gerekleri doğrultusunda ibadet edecekti. Neticede hangi dinin daha iyi olduğu düşünülürse onun üzerinde kalmaya karar vereceklerdi. Efendimiz (s.a.v), “Onlar bir müddet Allah’a ibadet ederlerse acaba kalpleri ısınır da şirkten vazgeçerler mi” düşüncesiyle bu konuda Cenab-ı Allah’tan haber bekleyeceğim şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Kâfirûn suresi nazil oldu. Böylelikle müşriklerin din konusunda Allah’a ve Resulü’ne (s.a.v) mutlak itaat dışında her türlü şart ve teklifleri reddedilmiş oldu.
Kâfirlere karşı bir duruş
Müfessirlere göre “Sizin dininiz size, benim dinim bana” ayeti asla bir çaresizlik ve kabullenme ifadesi değildir. Aksine bir manifesto hüviyetinde olup İslam’ın gelecek çağlarda da uygulayacağı tedricîlik yönteminin bir evresidir. Yüce Allah Mücâdele suresinin 21. ayetinde “Allah (Levh-i Mahfuz’da) ‘Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır” ifadesi ile İslam’ın muhakkak galip geleceğini ve ilahi irade karşısında bütün güç sahiplerinin hayrette kalacağını bildirmektedir. İsmail Hakkı Bursevî (rah.) bu ayetin tefsirinde zaman zaman peygamberler de dahil İslam’ın kâfirlere karşı güçsüz olduğu dönemler yaşandığını belirtir. Hatta kimi zaman mağlubiyet yaşadıkları görülmektedir.
Bursevî hazretleri şöyle der: “Şayet İslam davasını güdenler, hiçbir zorlukla karşılaşmadan, akıl ötesi bir kudretle desteklense ve attıkları her adım doğrudan başarıya ulaşsa bu durum imtihanın manasını ortadan kaldırır, insanları zoraki bir imana sürüklemiş olurdu. Bu nedenle dinimiz müminlerin zaferinin görünen yüzünü onların çaba ve gayretlerine tevdi etmiştir. Dolayısıyla İslam dini müminlere yönetimden ilme, ekonomiden orduya kadar her alanda çaba göstermeyi emreder. İşte müslümanlar bu gayretler vesilesiyle ve Cenab-ı Allah’ın vadettiği yardım ile zafere ulaşacaktır.”
Yıldırma politikalarının en yoğun olduğu bir dönemde nazil olan Kâfirûn suresi, müminlere imanlarını muhafaza etme ve kâfirlere karşı vakur bir duruş sergileme konusunda âdeta ilahi bir parola sunmaktadır. Bu ilahi düstur, görünürde hiçbir dayanağı olmayan müminlerin sarsılmaz teslimiyet iradesini de ortaya koymaktadır. Bu teslimiyet, kâfirlerin kalbine saplanan bir hançer gibi, gelecekteki zafere dair örtülü bir tehdit anlamı da taşımaktadır.
Surede öne çıkan mesajlar
Kâfirûn suresinin nüzul ortamı ve dönemin siyasi şartları dikkate alındığında bu sure müminlerin batıl karşısında takınmaları gereken tutum hakkında çok önemli mesajlar içermektedir.
- Bu manada müminler dinî faaliyetlerinde özellikle din eğitiminde İslam dışı menşelerden uzak durmalıdır. Bunun için de kendi inanç ve kültürleri doğrultusunda eğitim ve aktivitelerini yürütecek güce ulaşmalıdırlar. Bu uğurda gerekli olan çalışmaları el birliği ile ortaya koymaları müslümanların ortak sorumluluklarındandır.
- İlahi takdir gereği şartlar ve imkânlar doğrultusunda batıla karşı yaptırım ve alıkoyma gücü bulunmuyor olsa da hak ehli olanlar hakkın üstünlüğünden zinhar şüphe etmemelidir.
- Küfür ehlinin geçici zaferleri, hakikatin üstünlüğüne gölge düşürse de Allah Teâlâ’nın yücelttiği değerlerin mutlaka galip geleceğine olan inanç yüreklerden silinmemelidir. Bu hakikati dilimizden düşürmemeli ve her fırsatta konu etmeliyiz.
- İlahi yardımı beklerken ilmî faaliyetlere hız vermeyi ve ibadetlere sımsıkı sarılmayı ihmal etmemeliyiz.
Allah Teâlâ bu sure-i celilenin bereketiyle bizleri bereketlendirsin. Bu mübarek sureyi çokça okuyarak imanımızı kuvvetlendirmeyi, nifaktan korunmayı ve kâfirlerin karşısında kale gibi duran bir mümin olmayı bizlere ihsan eylesin. Âmin.