Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

“(Habibim!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Şanını yükseltmedik mi? Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.” (İnşirâh, 1-8)

İnşirâh suresi Cenab-ı Allah’ın yardımının, bizim gayretimizin içinde saklı olduğunu ortaya koymaktadır.

İnşirah, Arap dilinde açmak ve genişletmek manasına gelen şerh kelimesinden türeyerek bu kelimeye ait manaların edilgen halini ifade etmektedir. Bu anlamda inşirah, yaşanan bazı sıkıntılı durumların ardından genişlik ve ferahlığın meydana geleceğini müjdeleyen surenin adı olmuştur.

Sebeb-i nuzül

İmam Süyûtî’nin (rah.) aktardığına göre putperestlerin Mekke’de müslümanları aşağılamaları ve fakirliklerini dillerine dolamaları neticesinde hem Hz. Peygamber’e (s.a.v) hem de müslümanlara bir teselli olarak İnşirâh suresi nazil olmuştur.

İnşirâh suresi Kur’an tertibine göre hemen ardında yer aldığı Duhâ suresinden sonra nübüvvetin ilk yıllarında müslümanların siyasi ve iktisadi yönden çok zayıf olduğu bir dönemde Mekke’de nazil olmuştur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) özellikle nübüvvetin ilk yıllarında oldukça meşakkatli bir süreçten geçmiştir. Bu süreçte nazil olan birçok ayet veya sure Hz. Peygamber’i (s.a.v) teselli ediyordu. Bu ayetler Cenab-ı Allah’ın lütfuna dikkat çekerek Hz. Peygamber’in (s.a.v) Allah yolunda katlandığı meşakkatlerin içinde saklı olan nimetlere vurgu yapıyordu. Ahir zaman nebisi kendisine gelen vahiy ile teselli oluyor ve yaşadığı sıkıntıların birçoğunda kendisine ortak olan ashabına da yaşanan bu zorlukların ilahi rahmetin vesilesi olacağını müjdeliyordu.

İnşirâh suresinin son ayetlerinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin şahsında bütün ümmete işe koyulmaları ve Allah yolunda ciddi bir mücadeleye girişmeleri emredilmektedir.

Zorluk ve meşakkatlerin içindeki saklı sır

Allah Resulü (s.a.v) bu surenin tefsirinde, -ayette de olduğu gibi- kesinlik belirten bir ifade kullanılmasıyla asla zorluğun kolaylığa galip gelemeyeceğini bize müjdelemiştir. Şüphesiz bu ifadenin gayesi Allah yolundaki zorluklara talip olmaları ve onların içindeki nimetlere erişmeleri için ümmete yapılan açık bir teşviktir. Aynı zamanda bu teşvik Hz. Peygamber’in (s.a.v) ümmetine olan düşkünlüğünü, onun şefkat ve merhametinin enginliğini de yansıtan bir ifadedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bu sözü ile ümmetinin içinde bulundukları sıkıntılara takılıp kalmamalarını öğütlemektedir. Aynı şekilde Allah Teâlâ’nın rahmetine ve O’nun vaadine güvenildiği takdirde Allah yolunda sarf edilen hiçbir çabanın boşa gitmeyeceğini, üstelik bu çaba ve zahmetin büyük nimetlerin de habercisi olduğunu müjdelemektedir. Yüce Allah, Necm suresinde insanın gayret ve çabasından başka bir kazanımı olmayacağını açıkça bildirmiştir. Aynı şekilde İnşirâh suresinin son ayetlerinde Hz. Peygamber’in (s.a.v) şahsında bütün ümmete işe koyulmaları ve Allah yolunda ciddi bir mücadeleye girişmeleri emredilmektedir. Ayrıca İnşirâh suresinde müminlerin Allah’ın rızasından ve vaadinden başka hiçbir gaye ve maksada kapılmadan bütün işlerinde yalnız Rablerinin rızasını gözetmeleri gerektiği vurgulanmaktadır.

Ümmetin işe koyulması meselesini biraz daha açıklayalım. Ne yazık ki, günümüzdeki seküler anlayış ve modernizmin yaldızlı boyası altında gizlenmiş, görünüşü itibarıyla medeniyet ve hürriyet vadeden ancak edepten ve merhametten yoksun, bir o kadar da vicdansız yaşam fikri, bütünü ile dünyayı esareti altına almış bir durumdadır. Bu gidişat çocuklarımızı ve gençlerimizi hakikatten yoksun, yalnız eğlenceden ibaret bir hayat anlayışına sürüklerken ardı arkası kesilmeyen şehvetlerin de esareti altına alarak karanlık bir hayata mahkûm etmektedir. Bu acı tabloda, gelecek kuşakların önceki nesillere yabancılaşması hatta onları bağnaz görüp kınaması, nihayetinde köklerinden koparak farklı dallarda aşılanması ve beslendiği dala göre de kötü meyveler vermesi kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Bu vesile ile dinimiz ve kültürümüze ait -basit dahi görünse büyüğünden küçüğüne- geleneklerimizi ve örfümüzü korumanın gerekliliğine dikkat çekmeliyiz. Ahmed b. Hanbel’in (rah.) “Terk edilen her sünnetin yerini muhakkak bir bidat doldurur” sözünü dikkatlerinize sunmak istiyorum. Müslüman aileler veya cemaatler, İslam dininin temel inanç esasları şöyle dursun, İslam toplumunun güzellikleri olan kültür ve geleneklerinden tavizler vermeye devam ederse milli ve manevi toplum bütünlüğünü koruyamayacağımızı, nihayetinde farklı bir topluma entegre olma riskiyle karşı karşıya kalacağımızı unutmamamız gerekiyor.

Surede öne çıkan mesajlar

•Allah’ın dinine sımsıkı sarılan ve Allah yolundaki mücadelenin (hizmetin) doğurduğu sıkıntılara inanarak katlananların şanı, Allah Teâlâ tarafından kalıcı bir şekilde yüceltilecektir. Bu uğurda yaşanılan zorlukların ve darlıkların ardından muhakkak Cenab-ı Allah’ın yardımı gelecek, zorluk ve darlığın yerini muhakkak kolaylık ve genişlik alacaktır.

•İnşirâh suresinde, Allah yolunda davetçi olmanın birtakım sorumluluklar ve yetenekler yanında fedakârlık da gerektirdiğini anlıyoruz. Bunlardan en önemli olanı insanlara karşı şefkatli olmak ve Cenab-ı Allah’ın rahmetini yansıtan âdeta pürüzsüz ve tertemiz bir ayna gibi olup ümmetin menfaat ve zararını kendi menfaati ve zararı ile eş değer gören engin bir yaklaşım sergilemektir.

•Ekonomik veya siyasi açıdan müslümanların zayıf olduğu dönemlerde Allah Teâlâ’ya itimat ederek daha çok çalışmak ve gayret etmek müslümanların önemli görevleri arasındadır.

•Faydası az veya çok, müslümanların mutlaka bir meşguliyet içinde olmaları, bunun için de malayani (dünya ve ahiret için faydası olmayan) işlerden yüz çevirmeleri gerektiği surenin önemli mesajları arasındadır. Bu manada büyük küçük, kadın erkek her müslümanın “Ben Allah’ın dinine nasıl bir hizmette bulunabilirim?”, “Ben ümmetin herhangi bir işine yarıyor muyum?” gibi soruları aklından çıkarmaması gerekmektedir.

•İnsanın elde etmek için uğrunda pek çok şey harcadığı huzur ve ferahın çoklukta değil aslında sadelikte saklı olduğu anlaşılmaktadır. İnsanın gönlünü genişletmeye vesile olan, feraha ve huzura ulaşmasını sağlayan şeyler, doğru bir maksatla hakkı verilerek yapılan hayırlı işlerdir.

Rûhu’l-Beyân tefsirinin sahibi İsmail Hakkı Bursevî kuddise sırruhu İnşirâh suresinde, kolaylığın zorluğun ardında değil aksine beraberinde zikredilmiş olmasına dikkat çeker.

Müminler her işi Allah için yapmalı

Meşgul olunacak en hayırlı iş farz olan ibadetlerle birlikte yine, şekil bakımından ibadet gibi olmasa da insanın ferdî ve içtimai yükümlülüklerini yerine getirdiği sair görevlerdir. Nitekim dinimize göre şeri dairede olup maksadı şer olmayan müminin, güzel niyetle her anı ibadet sayılmaktadır. Bireysel ve toplumsal vacipler yerine getirildikten sonra meşru dairede olan her halin ibadet sayılması müminler için büyük bir ayrıcalıktır.

İslam’a göre ilk farz ilimdir. Zira yukarıda zikrettiğimiz bu sorumluluk sahası, kişinin yeteneği ve konumuna göre değişebilmektedir. Bu değişkenliğin arasındaki ayrımı Kur’an ve sünnetten öğrenilen şeriat ilmi ortaya koymaktadır. Bu yönü ile ilim oldukça kapsamlı bir kavramdır ve sadece formül veya metin ezberlemekle sınırlı değildir. İslam’da ilmin önemli bir amacı, sosyal hayatın çeşitli noktalarında ortaya çıkan yanıltıcı heveslere veya fikirlere kapılmamak için şüphesiz bir inanç ve sağlam bir duruş öğrenmektir. İlim, insanları doğru yola yönlendirirken aynı zamanda toplumu da temelleri sağlam ve faydalı hedefleri olan bir yapıya dönüştürmektedir. Bu sebeple müslüman toplumların bütün fertleri kapsayacak şekilde imkân ve seviyelere göre tertip edilmiş ilim, sohbet, zikir gibi halkaları genişletmeleri önem arz etmektedir. Zira ancak bu şekilde dünya hayatının ardı arkası kesilmeyen gailelerini unutmak ve yaratılış gayesini canlı tutmak mümkün olur.

Rûhu’l-Beyân tefsirinin sahibi İsmail Hakkı Bursevî (k.s) İnşirâh suresinde, kolaylığın zorluğun ardında değil aksine beraberinde zikredilmiş olmasına dikkat çeker. Yani surede aslında kolaylıkların bizzat zorlukların içinde saklı olduğuna işaret edilmektedir. Bu itibarla müslüman toplumlar olarak Allah’ın dinine dair birtakım zorlukları göğüslemeyi göze almadan İslam’ın üstünlüğünü hayatımızda ve çevremizde hissedilir bir şekilde yaşamayı beklemek Allah Teâlâ’nın sünnetine aykırı bir durumdur. Beled suresinde insan hayatının zorluk ve meşakkat içeren bir yapıda takdir edildiği beyan edilmektedir. Şüphesiz bu zorluklardan biri insanın beşerî ihtiyaçlarını gidermek için verdiği geçim mücadelesidir. Zorluğundan dolayı hiç kimsenin geçim mücadelesinden vazgeçtiği görülmemiştir. Ancak şartlara göre bu mücadelenin yalnız şekil değiştirmesi söz konusudur. Öte yandan Allah yolunda mücadele etme anlayışımıza baktığımızda sanki Allah Teâlâ’nın bizlere yüklediği kulluk vazifesindeki zahmet ve meşakkati bizim yerimize Allah Teâlâ’nın, meleklerin, peygamber veya velilerin üstlenmesini istiyormuşuz gibi bir manzara ile karşılaşmaktayız. İşte İnşirâh suresi Cenab-ı Allah’ın yardımının, bizim gayretimizin içinde saklı olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak İnşirâh suresi, içinden çıkılmaz gibi görünen sıkıntıların baş gösterdiği dönemlerde müslümanların Cenab-ı Allah’tan başkasına yönelişlerine son vermek ve bütün maksatlarını sadece Yüce Allah’ı tazim ve O’nun rızasını elde etmeye yöneltmeleri gerektiğini göstermektedir.

Yüce Rabbim dini ve rızası uğrunda fedakârlığı benimseyen bahtiyarlardan eylesin.