Tefekkür
İnsanlarla İmtihan Oluruz
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 90)
İçinde bulunduğumuz dünyanın imtihanlarından biri de insanların çeşitli tıynetlerde yaratılmış olmasıdır. Fiziksel özellikleri gibi insanların ahlak ve fikir dünyaları da birbirinden tamamen farklıdır. Her doğan İslam fıtratı üzerine doğmuş olsa da aile, arkadaş grubu, toplumsal yapı gibi pek çok faktör fıtrattan, dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu ahlaktan uzaklaşmaya sebep olabilir. Nefis zamanla kötüye doğru meyledebilir. İnsanın görevi bu kötü meyli düzeltip iyiye, doğruya ulaşmak için çaba göstermektir.
Tıynet farklılıklarının bu dünyanın imtihanlarından biri olmasının gerekçelerinden biri de her insanın diğerleriyle imtihan ediliyor olmasıdır. Başkalarıyla olan etkileşimi, kişinin sevap veya günah hanesine yazılabileceği gibi başkalarından gördüğü muamelelere karşı tutumu da imtihanın bir parçasıdır. İnsanın kendini düzeltme yükümlülüğü yanında diğer insanlarla iletişimi onun ahlakının yönünü belirler.
Güzel ahlak için
İlahi bir hudut olmadan insanlığın kendi başına ahlak kurallarının temelini atması ve yürürlüğe koyduğu kurallara uyarak yüzyıllarca yaşaması mümkün değildir. Muhakkak ki insanın tüm nefsaniliğine karşılık onu güzel ahlaka yönlendirecek yegâne ilim, onu yaratıp her haline vâkıf olan Allah Teâlâ’ya aittir. İnsana ahlakı öğreten Cenab-ı Allah’ın hikmetlerinden biri olsa gerek, Son Peygamber’ini (s.a.v) kusursuz bir ahlakla bezemiştir. Onun kutlu hayatından izler dünyanın göreceği son güne kadar her döneme yön verebilir meziyettedir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmiştir:
“Sen elbette üstün bir ahlaka sahipsin.” (Kalem, 4) Resulullah (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:
“Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (İmam Mâlik, Muvatta, Husnü’l-hulk, 8)
Efendimiz (s.a.v) güzel ahlakı aile bağları ve din kardeşliği üzerinden tesis etmeyi murat etmiş, teşvikleri genelde bu yönde olmuştur. Çünkü İslam toplumunun güçlü bir yapıya sahip olması bu unsurların Kur’an ve sünnet çizgisinde ilerlemesine bağlıdır. Asr-ı saadet bunun en güzel misalidir.
Buzları eriten selam
Ahir zamanın getirdiği zorluklarla uğraşan müslümanlara Efendimiz’in (s.a.v) tavsiyeleri ilaç olacaktır. Sevgi ve saygı temelinde yükselen ilişkilerle sosyalleşmenin ve samimiyetin yaşattığı tecrübe “uzaktakiler” için ne kadar kıymetlidir! Bunun için atılacak ilk adım, selamlaşmadan geçmektedir. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:
“Ey insanlar! Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalık bağını gözetin, insanlar uyurken gece namaz kılın; cennete selam (selamet) ile girin.” (İbn Mâce, Et‘ime, 1)
Selam insanlar arasında ülfet ve muhabbet oluşturur. Var olan kızgınlık ve kırgınlığı giderir. Toplumsal faydaları yanında dünyanın neresinde olursa olsun İslam’ın selamı ile selamlaşmak artık bir şiardır. Müslümanın tarafını belli eden selam, hem bir güvence hem de dua mahiyetindedir.
Selam veren insan sevilir. İnsanların ünsiyet kurabileceği bir tıynete sahip olmak da imanın getirilerinden ve insanı cennete götüren sebeplerdendir. Kabalık, kibirlenmek diğer insanların nefretini çekmeye sebep olur.
Birlik ve beraberlik
Efendimiz’in (s.a.v) toplum ahlakını düzeltmede sıkça üzerinde durduğu bir diğer mesele olan akrabalık bağlarını asgari seviyede bile olsa devam ettirmek Cenab-ı Allah’ın emridir. Bu hukuku gözetirken kişi hem bakmakla yükümlü olduğu ailesini hem de diğer akrabalarını belli bir düzeyde tutmalıdır. Bir tercihte bulunması gereken durumlarda bile “asgari” seviyeyi hiçe saymamalıdır. Zira hadis-i şerifte şöyle buyurulur:
“Birbirinizden alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin ve Allah’ın size emrettiği gibi ey Allah’ın kulları, kardeş olun.” (Müslim, Birr, 9)
Sıla-i rahim ailelerin birlik ve beraberliği, dağılmaması, güçlü olması için önemli bir bağdır. Çünkü güçlü aile bağlarının korunduğu toplumlar geleceğe güçlü bir şekilde yön verebilir. Aksi halde tefrika ile toplum parçalanır. Tefrikanın afeti gücün elden gitmesidir. Gücü elinden giden bir toplum, başlarına gelecek musibetleri bertaraf etmeye muvaffak olamaz. Bu manada birlik beraberliğin getirisi önce zararı def etmek sonra da iyiliğin içtimai hayata sirayet etmesidir. Yüce Allah’ın razı olduğu ahlakla bezenmek, toplumsal bir şahlanışın ve sonrasında da birliğin ilk adımını oluşturur.
Değişim kendinden başlar. İnsan sürekli başka insanlarla meşgul olursa kendisiyle ilgilenmeye fırsat bulamaz. Kardeşlik hukukunu ve toplumsal ahlakı korumak, ayıp gözlemek ve araştırmak ile değil bilakis affedicilik ve öz muhasebe ile olur.
Allah Teâlâ cümlemize güzel ahlak nasip eylesin.
Tefrikanın afeti gücün elden gitmesidir. Gücü elinden giden bir toplum, başlarına gelecek musibetleri bertaraf etmeye muvaffak olamaz.