Mana ve İnsan
İnsan Nedir?
Akıl ve idrak sahibi olarak yaratılan insan; Hakk’ın varlığını ve birliğini, kendisini ve eşyayı aklıyla idrak edebilen ve bununla imtihan edilen bir varlıktır. Enfüsünde ve afakında, yani içinde ve dışında bunca nimet önüne serildikten sonra insan başıboş ve maksatsız bırakılmamıştır.
“İnsan”ın kelime manası olarak iki zıt yönü vardır: üns ve nisyan.
Akıl ve idrak sahibi olarak yaratılan insan; Hakk’ın varlığını ve birliğini, kendisini ve eşyayı aklıyla idrak edebilen ve bununla imtihan edilen bir varlıktır. Enfüsünde ve afakında, yani içinde ve dışında bunca nimet önüne serildikten sonra insan başıboş ve maksatsız bırakılmamıştır. Nitekim Allah Teâlâ, “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder” (Kıyâmet, 36) ayet-i kerimesinde bu hakikati açık bir şekilde beyan buyurmuştur. İnsan yetki ve sorumluluk sahibi kılınmıştır; kendisine büyük bir emanet verilmiştir. Hak ve batıl bildirilmiş ve ölüm gelene kadar mühlet tanınmıştır. O halde beşerî tarafının ötesinde ruhani bir varlık olarak insana düşen nedir?
İnsan: üns ve nisyan
Kur’an-ı Kerim’den anlıyoruz ki Rabbimiz insanı fıtrat itibarıyla en mükemmel biçimde yaratıp en şerefli konuma yerleştirmiştir. Ancak tüm bu mükemmeliyet ve şerefine rağmen insanın dünya âleminde nefis ve şeytan gibi düşmanların etkisiyle hemen değişebilen bir yönü de vardır. Nitekim “insan”ın kelime manası olarak da iki zıt yönü bulunur: üns ve nisyan. Üns, birbiriyle ve dolayısıyla Allah Teâlâ ile dost olmak demekken nisyanın Rabbinden gafil olma ve O’nun emirlerini unutma anlamı vardır. Yani insan iki kutbu olan, hem yükseklik hem de alçaklık yönünde istidadı bulunan müstesna bir varlıktır. Aşağı yönlü olan beşerî tarafı ile yukarı yönlü olan melekûti tarafı arasındaki tercihiyle başbaşa bırakılan insanoğlu, işte tam bu tercih hakkı nedeniyle ilahi teklife muhatap olabilmiştir. Esasında insanın beşerî tarafı asıl değildir. Bir başka ifadeyle insan aslını koruyabilirse âlâ-i illiyyîne (yücelerin yücesine) yükselebilecek, ikincil yönüne eğilirse esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) düşebilecek bir terkipten yaratılmıştır. Ne muazzam ve ne muhteşem bir yaratılış!
Günümüzde insanlık
Günümüzde insanlık dünyevi ihtiyaçları ve şehevi duyularıyla kandırılmakta, hayvanlarla ortak olan dertleri gerçek dertler olarak belletilmekte, bu dertlere deva bulanların ise gerçek huzura erenler olduğu iddia edilmektedir. Bugün özgürlük, istediğini satın alabilme özgürlüğüne, kurtuluş da yoksulluktan kurtuluşa indirgenmiştir. Halbuki sırf varlığımızın bitkiler ve hayvanlarla ortak olan taraflarına yönelmek ruhi ihtiyaçlarımızı karşılamaz. Bu durum insanın hakikatle olan ilişkisini olabildiğince baskı altına alır.
İnsanın gerçek derdi
İnsanın bu dünya hayatının ötesiyle ilgilenen bir varlık olması, onun derdinin de bu minvalde olmasını gerektirir. İnsanın gerçek dertleri ulvidir. İnsan, “nereden geliyorum, neredeyim ve nereye gidiyorum” sorularını sorandır. İnsan beşerî ihtiyaçları olan bir varlıktan daha çok manevi bir varlıktır. Mükellef bir varlık olarak insan Hak Teâlâ’nın muhatabı olma şerefine sahiptir. İnsan, modern hayatın dayattığı şekilde “tüketen canlı” değil, Hakk’ın bildirdiği “eşref-i mahlukat”tır. İnsan, sadece yaşayan değil çevresinin de güzel yaşaması için çaba sarf eden, sadece alan değil veren, sadece doğan değil olan, olgunlaşan bir varlıktır.
Nefsini tanıyan
“Nefsini tanıyan Rabbini tanır” düsturu çerçevesinde insanın kendini tanımasına önem veren tasavvuf ehli arifler, insanın bu idrak yolculuğuna öncü olmuşlardır. Onlar, öncelikle insana şerefini fark ettirip onu kendi içinde bir yolculuğa çıkarırlar. Şerefini fark ettirmek insanın bizzat kendisine kıymet verip büyük görme manasında bir şeref değildir. Hakikate ulaşma yolunda insanın önce kendini bilmesi ve tanıması manasında bir değer vermedir. Tasavvuf önderleri âdeta insana kapasitesini kullanmayı öğretirler. Onlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarının kıymetini bilenlerdir. Bu manada insan büyük bir âlemdir. Sufiler bu âlemi açmaya öncü olmuşlar ve halen de olmaya devam etmektedirler.