Âlem-i İslam
İnan Ey Zulüm
“Bir topluluğu tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen ve şiddet içeren çok hususi bir terim.” Soykırım mefhumunu Holokost Sözlüğü böyle tanımlıyor.
“Bir topluluğu tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen ve şiddet içeren çok hususi bir terim.” Soykırım mefhumunu Holokost Sözlüğü böyle tanımlıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar literatürde bulunmayan bu sözcük, 1944’te Raphael Lemkin isimli Polonyalı bir yahudi tarafından yahudilerin imha edilmesine yönelik sistematik cinayetleri tanımlamak amacıyla kullanılmaya başlandı. “Kabile” veya “ırk” anlamına gelen yunanca “geno” ifadesiyle “öldürmek” demek olan “cide” kelimesinin birleşiminden oluşan “genocide” (soykırım), kavramın mucitlerinin torunları tarafından Gazze’de bizzat uygulanıyor. Netanyahu ve kabinesi, Gazzeli masumlara üç çeyrek asır önce yahudilerin başına gelen felaketin yüz mislini yaşatıyor.
Refah gazaba dönüştü
Vaziyet öyle bir hale geldi ki zulmün boyutlarını tam olarak karşılayacak söz bulmak mümkün değil. Açıkçası, Gazze’de insanlığın onuru ayaklar altına alınmışken başka meseleleri düşünmeyi, konuşmayı, tartışmayı da vicdanlar kaldırmıyor. Evet, hadise bugün başlamadı. Siyonist sapkınlar, yüz yıldan fazla bir süredir Filistin’de kan döküp can alıyor. Bir zamanlar Devlet-i Aliyye’nin nüfuzunda bulunan topraklar işgal ediliyor. Şimdi ise durum daha farklı. Dokuz aydır yaşanan kıyım, benzerine az rastlanacak türden. Savaşın bile bir hukuku ve şerefi olmalı. İsrailli canilerin gazabından sığınacakları bölgelere yerleşen Gazzelilerin üzerine bomba yağdırılıyor, içerisinde kaldıkları çadırlar ateşe veriliyor. Filistin’in Mısır’la sınır bölgesinde bulunan “en güvenli” şehri Refah, son derece büyük trajedilere ev sahipliği yapıyor. Mazisi binlerce yıl öncesine dayanan kentte, âdeta tarih tekerrür ediyor.
Tarihin tekerrürü
İsrail’in 14 Mayıs 1948’de bağımsızlığını ilan etmesinin ardından 15 Mayıs günü Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’tan oluşan beş Arap ülkesinin askerî operasyonuna maruz kalması, meşhur Arap-İsrail Savaşı’nın fitilini ateşlemişti. Neticede İsrail harbin galibi olmuş, yüz binlerce Filistinli şehit edilmiş, komşu ülkelere kaçan Filistinlilerin geri dönüşlerine de izin verilmemişti. Büyük bir mülteci krizinin baş gösterdiği bu dönemde ülkelerinde kalan Filistinliler Refah’a yerleştirilmişti. Şu an, bu coğrafyada yeni bir “Nekbe” (felaket) yaşanıyor. Netanyahu’nun Refah’ın tahliye edilmesini söylemesiyle birlikte yaklaşık 450 bin kişi evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Ve bu insanlar, hayatı idame ettirebilmek için hiçbir insani koşulların bulunmadığı yıkılmış bölgelerde ölüm kalım mücadelesi veriyor.
“Görmem, duymam, konuşmam!”
Gelelim sadede. Dünya ne yapıyor, müslümanlar nasıl tepki veriyor? Bu soruyu, İsrail katliamları pervasızca ve küstahça sürdürürken sürekli gündemde tutmalıyız. Sivil tepkiler kuşkusuz mühim. Fakat yeterli değil. Uluslararası kuruluşların protesto etmek, lanetlemek ve tepki göstermenin ötesine gidip artık harekete geçmesi gerekiyor. Batı tavrı ise şöyle özetlenebilir: “Görmem, duymam, konuşmam!” Amerika Birleşik Devletleri önümüzdeki yıl başkanlık seçimlerinden dolayı ufak tefek cümlelerle Netanyahu yönetiminin yanlış yaptığını dillendirmeye başladı. Rusya ve Çin gibi devletler inisiyatif almıyor. Müslüman ülkelerden ise yeterince gür bir seda yükselemiyor. Zaten yükselmiş olsa Filistin, Doğu Türkistan, Suriye, Irak, Afganistan, Myanmar, Yemen, Sudan ve daha sayamayacağımız pek çok müslüman ülke için başka şeyleri konuşuyor olurduk.
Hak gelecek batıl zail olacak
Her şeye rağmen yeise kapılmamalıyız. Zira ayet açık: “Binasını Allah korkusu ve Allah rızasına uygun olarak yapan kimse mi daha hayırlıdır, yoksa dibi sel sularıyla oyulmuş ve her an çökmeye hazır bir uçurumun kenarına kurup, onunla beraber kendisi de cehennem ateşine yuvarlanacak kimse mi? Allah böyle zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Tevbe, 109) İsrail, binasını çoktan yıkılmaya mahkûm bir uçurumun kenarına kurdu. Ve hiç şüphe yok ki Allah’ın vaadi yerine gelecek. Merhum Necip Fazıl’ın yıllar önce Büyük Doğu dergisinde yazdığı gibi: “Öyleyse sen ey yanlış, sen ey küfran, sen ey zulüm, sen ey zulmet! Bir an gelip mutlaka yok olacağına ve yerine doğrunun, hakkın, hakikatin, nurun geçeceğine inan! Ve sen ey mahzun, sen ey mazlum, sen ey haklı, sen ey ağlamak! Ne diye kavruluyorsun? Hak gelecek ve batıl iptal olacak.” Zerre şüphemiz olmasın.