Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Cahiliye devrinin en karanlık zamanlarında dünyayı nuruyla aydınlatan Allah Resulü (s.a.v), “İlim öğrenmek müslüman her erkek ve kadına farzdır” (İbn Mâce, Mukaddime, 17) buyurmuştur.

Burada kastedilen ilim, her ne kadar dinî ilimler olsa da insanın her türden faydalı bilginin peşinde olması gerekir. Çünkü insanın hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşması ilimle mümkündür. İlimden yoksun olan kimse, hedefe giden yoldan sapar. Yaptığı işlerde zarar görür. Girdiği mücadelelerde başarısız olur. Bununla birlikte insanı üstün kılan şey, sahip olduğu ilim ve o ilme uygun şekilde davranmasıdır.

Allah Teâlâ, ilme ve alime büyük kıymet vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de onları övmüş ve kendilerine tabi olunmasını emretmiştir. Hatta en mühim ilim olan “tevhid”e yani kendi birliğine, kendisinin yanı sıra O’nun bildirmesiyle meleklerin ve alimlerin de şahitlik ettiğini bildirmiştir. İlm-i yakin Allah Teâlâ’nın ilmindedir ve mahlukat kendi aklıyla hakiki tevhid bilgisine ulaşamaz. Ancak O’nun bildirmesiyle öğrenir ve O’nun eserlerine şahitlik eder. Âlemlerin Rabbi mealen şöyle buyurur:

“Allah, melekler ve ilim sahipleri, O’ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O’ndan başka ilah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Âl-i İmrân, 18)

Eşyanın ilmi, kendinden daha değerlidir

İnsanın kıymet addettiği birçok meta vardır: evler, arabalar, arsalar… Ancak ilmin aksine nesneler geçicidir. “Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek” metaforu bunu çok iyi ifade eder. Hiçbir dünya malı ilim kadar değerli olamaz. İlim, sahibini korur; ilimsiz mal ise sahibine yük olur. Alimin dostu çok, mal sahibinin düşmanı çok olur. Mal cahilce harcandıkça azalır; ilim paylaştıkça çoğalır. Kişiyi dünyaya bağlayan mal kulluğu unuttururken ilim kişiye kendini bildirir, onu Rabbine yaklaştırır. Cenab-ı Allah’ın rızasını en çok celbeden şeylerin başında ilim için çaba sarf etmek gelir. Hadis-i şeriflerde de buyrulduğu üzere “İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır” (Tirmizî, İlim, 2) ve “Melekler, ilim talebesinin yoluna kanat serer” (Tirmizî, İlim, 19).

Müslümanın ilimle bağı

Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Hikmet, müminin yitiğidir. Nerede bulursa almaya en layık olan odur.” (Tirmizî, İlim, 19)

Kur’an vahyi “Oku!” (Alak, 1) emriyle başlamıştır. Bu dinin mensubu olan her müslüman, sürekli ilmin ve bilginin peşinde olmalıdır. Eşyanın, kâinatın, hayatın ve ahiretin hakikatine ulaşmak için okumalı, ilim derslerine ve meclislerine bağlı kalmalıdır. Kaybettiği bir malın nasıl peşine düşüyorsa ilmin peşine de öyle düşmelidir. Gerekli olan her konuda bilgi sahibi olmalı, bilmediği konularda bir bilene sormalıdır. Zira ilmin yarısı sormaktır.

Şüphesiz her makam bir sorumluluk getirir. Ancak gerçek bir alim bu sorumluluğun bilincindedir. İlmiyle amel eder, kibirlenmez ve ilminin kıymetini önce kendisi bilir. Adaletli, insaflı ve dikkatlidir. İnsanların ilmini artırmak için elinden geleni yapar. Peygamberlerin vârisi olduğunu unutmaz, her adımını bu sorumlulukla atmaya gayret eder. Zira ilim iki tarafı keskin kılıç gibidir; hayra yönelmezse hem sahibine hem de topluma zarar verir. Allah Resulü (s.a.v) şöyle dua etmiştir: “Faydası olmayan ilimden Allah’a sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73)

İlim emek ve sabır ister. Meşakkati olsa da fırsat olunca hemen değerlendirmek ve cehalete razı olmamak müslümana yakışan bir davranıştır. Yüce Allah ilmimizi artırsın. Rabbani alimlerini de başımızdan ve meclisimizden eksik eylemesin. Âmin.