Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Yüce Rabbimiz merhametinin bir tecellisi olarak, nasıl kulluk edileceğini öğretmek üzere her kavme peygamber göndermiştir.

Akaid: Fetret ehli imanla mükellef midir?

Yüce Rabbimiz merhametinin bir tecellisi olarak, nasıl kulluk edileceğini öğretmek üzere her kavme peygamber göndermiştir. İnsanlığın atası olan Hz. Âdem’i (a.s) de ilk peygamber yapmıştır. Bazen bir asırda birden fazla peygamber bulunduğu da olmuştur. Nitekim Hz. Harun (a.s) ile Hz. Musa (a.s) kardeşken Hz. Şuayb (a.s) da Hz. Musa’nın (a.s) kayınpederiydi. Hz. İsa’dan (a.s) sonra Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v) kadar beş yüz yıldan fazla bir süre peygamber gelmemiştir. Bu döneme fetret devri, bu dönemde yaşayan insanlara da fetret ehli denilir.

Fetret ehlinin dinî sorumluluğu açısından iki görüş ortaya çıkmıştır. Birinci görüşe göre fetret ehli Allah Teâlâ’ya iman ile sorumlu olup ibadetlerle sorumlu değildir. Zira akıl tek başına bir yüce yaratıcı fikrine ulaşabilir. İbadetin nasıl yapılacağı ise ancak bir peygamber vasıtasıyla öğrenilebilir. Bu görüş iki Ehl-i sünnet mezhebinden Mâtürîdîlerin görüşüdür. Diğer görüşe göre ise fetret ehli ibadetle sorumlu olmadıkları gibi Allah’a iman etmekle de sorumlu değillerdir. Bu görüşü de Ehl-i sünnet’in Eş‘ariyye kolu benimsemiştir.

Fıkıh - Hanefî: Özür nedir ve özür abdesti nasıl geçerli olur?

Abdesti bozan şeylerden birinin bir namaz vakti kesilmeden devam etmesine özür, böyle bir durumda olan birine de özür sahibi denir.

Vücudunun herhangi bir yerinden devamlı surette kan veya abdesti bozan başka bir sıvı akan kimse bu akıntıların kesilmesini bekler. Vakit içerisinde akıntı kesilince normal olarak abdest alıp namazını kılar. Kesilmezse vaktin sonuna doğru abdest alıp namaz kılar. Sonraki vakitte de şayet akıntı namaz vaktinin tamamında devam ediyor, abdest alıp namaz kılacak kadar kesintiye uğramıyorsa bu kişi özür sahibi sayılır. Namaz vakti girdikten sonra akıntı devam etse dahi abdestini alır ve vakit çıkana kadar farz, kaza veya nafile her türlü namazını kılabilir.

Devam eden akıntıdan başka abdesti bozan bir şey zuhur etmediği sürece özürlü kişinin abdesti vaktin çıkmasıyla bozulur. Diğer vakitte akıntının hiç kesilmemesi şart değildir, bir kere bile görülmesi özrü devam ettirir. Tam bir namaz vakti hiç akıntı olmaması özrü sona erdirir. Bu hükümler dinimizin özür sahibine gösterdiği bir kolaylıktır.

Ahlak: Yeme içmede edeben nelere dikkat etmek gerekir?

• Yiyecek ve içeceklerin helal olması,

• Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak,

• Yemeğe başlarken hatırlatmak amacıyla açıktan “Bismillah”; yemek bitince sofradaki herkes yemeğini bitirmişse açıktan, eğer henüz yemeğini bitirmeyen varsa sessizce “Elhamdülillah” demek,

• Yemeği kendi önünden almak ve sağ el ile yemek,

• Lokma ağızda iken konuşmamak,

• Yemeği soğutmak için yemeğin içine üflememek,

• Su içerken bardağın içine nefes vermemek,

• Başkalarını tiksindirecek söz ve davranışlarda bulunmamak,

• Yemeği israf etmemek, tabağa yiyebileceği kadar yemek koymak ve koyduğu yemeği bitirmek,

• Toplu yemek yenirken herkes yemeği bitirmeden sofradan kalkmamak,

• Yemeğe önce büyüklerin başlaması,

• Sokakta yememek.

Fıkıh - Şâfiî: Öşür hükümleri nelerdir?

Sulama çeşidine göre toprak mahsullerinden alınan onda bir veya yirmide bir oranındaki vergiye öşür denir. Öşür farz olan mali ibadetlerdendir. Arazi yağmur, nehir, kanal veya baraj gibi külfet gerektirmeyen sularla sulanıyorsa onda bir, taşıma suyla ve masraf edilerek sulanıyorsa yirmide bir oranında öşür verilir. Öşrün tahakkuk etmesi için çıkan mahsulün beş vesk (653 kg) miktarında ve bir yıl dayanabilecek türden olması şarttır. Ayrıca kût (gıda maddesi) olması da gereklidir. Dolayısıyla beş veska ulaşmayan mahsullerden öşür gerekmediği gibi, bir yıl bekletilemeyecek şekilde çabuk çürüyen sebze ve meyvelerden, kût sayılmayan kabuklu yemişlerden de öşür vermek gerekmez. Şâfiî alimlerin genel kanaatine göre öşür, arazi için yapılan tohum, gübre, tarlayı sürme, ekme, biçme, ayıklama gibi masraflar düşürülmeden verilmelidir.

Öşrü, hasat günü vakit geçirmeden vermek gerekir. Öşrü verilmeyen mahsulden yemek, hibe etmek ve satmak gibi yollarla yararlanmak doğru değildir.

Öşür mükellefi, iki bilirkişiye bağını veya bahçesini gösterip mahsulün ne kadar olacağını takdir ettirir. Sonra “Bu bağda ve bahçede bulunan fakirlerin şu kadar hissesini zimmetimde kabullendim” diyerek zimmetine geçirirse tahminî öşür miktarı dışında kalan mahsulü hem satabilir hem yiyebilir hem de teberru edebilir.