Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Ahirete iman; kıyametin kopacağına, öldükten sonra dirilmeye, mahşere, mizana, amel defterlerine, sırata ve cennet ile cehenneme iman etmek demektir. Bu dünyada işlenen suçların, yapılan zulümlerin kimi zaman yapanın yanına kâr kaldığı, mazlumun hakkının savunulamadığı görülmekte; aynı şekilde nice iyi insanlar çok zorlu bir hayat sürerken, nice azgın insanlar ise gayet rahat bir hayat sürmektedir.

Akaid: Ahiret gününe iman ne demektir?

Ahirete iman; kıyametin kopacağına, öldükten sonra dirilmeye, mahşere, mizana, amel defterlerine, sırata ve cennet ile cehenneme iman etmek demektir.

Bu dünyada işlenen suçların, yapılan zulümlerin kimi zaman yapanın yanına kâr kaldığı, mazlumun hakkının savunulamadığı görülmekte; aynı şekilde nice iyi insanlar çok zorlu bir hayat sürerken, nice azgın insanlar ise gayet rahat bir hayat sürmektedir. İşte insan aklı, insanların hesaba çekilip iyi iş yapanların mükâfatlandırılacağı, kötü iş yapanların cezalandırılacağı ve böylece Yüce Allah’ın adaletinin tecelli edeceği bir hayatın varlığına inanmayı gerekli kılar.

Öldükten sonra diriltilip dünyada yapıp ettiklerinden sorguya çekileceğini bilen bir insan, Yaradan’ın rızasına uygun amel işlemeye, günahlardan kaçınmaya ve kul hakkına girmemeye, böylece güzel ahlaklı olmaya özen gösterir. Bollukta nimetlere şükreder, darlıkta ise isyan etmeyip musibetlere sabreder. Yapacağı her işte doğruluktan ayrılmaz. Ahiret inancı olmayan kişinin tek derdi ve amacı ise bu dünyada uzun ve rahat yaşamaktır. Devamlı haz peşinde koşar. Sadece kendi menfaatini düşünerek yasak olan işleri yapar, gerekirse çıkarı uğruna hakka girer, insanlara zulmeder.

Fıkıh: Niyetin mahiyeti ve ibadetlerdeki yeri nedir?

Yapılacak işe kalben yönelmeye niyet denir. Bir kul, yapacağı ibadeti Yüce Allah’ın rızası için ihlasla eda etmeyi istemeli ve hangi ibadeti yapacağını bilmelidir.

Hanefî mezhebine göre abdest ve gusül gibi namaza vesile olan ibadetlerde niyet şart olmamakla birlikte teyemmüm, namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinde niyet gereklidir.

Namazın sahih olabilmesi için hangi vaktin namazını ve farz mı sünnet mi kıldığını kalben tayin etmelidir. Niyetin mahalli kalp olduğu için dil ile niyet şart değildir. Bununla beraber dil ile de niyet edilebilir.

Ramazan orucu, nafile oruç ve vakti belirlenmiş adak oruçlarına geceden niyet etmek şart değildir. Kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Kaza, kefaret ve vakti belirlenmemiş adak oruçlarına ise geceden niyet etmek gerekmektedir. Oruç için sahura kalkılması da bir niyettir. Ramazanın her günü için ayrıca niyet gerekir. Çünkü araya geceler girmektedir.

Zekâta niyet ya malı fakire verirken ya da zekât malını diğer mallardan ayırırken edilir.

Hac ve umreye ise “Allah’ım! Hac / umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur” şeklinde niyet edilir.

Siyer: Habeşistan’a hicret esnasında neler yaşandı?

Resulullah’ın (s.a.v) İslam davetine icabet edip iman nimetiyle müşerref olan ashab-ı kiramdan birçoğu, özellikle de köleler ve zayıf durumda olanlar, müşrikler tarafından eziyet ve işkencelere maruz bırakılmışlardı. Bu yüzden Efendimiz (s.a.v) “Orada ülkesinde hiç kimseye zulmedilmeyen bir hükümdar iş başındadır; gidin ve içinde bulunduğunuz durumdan Allah bir çıkış yolu gösterinceye kadar o doğruluk ülkesinde kalın” buyurarak müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerini tavsiye etti. Bunun üzerine 615 yılında dördü kadın olmak üzere on beş kişi Habeşistan’a hicret etti. Peygamberimiz’in (s.a.v) muhterem kızı Rukiye annemiz (r.anha) ile kocası Hz. Osman (r.a) da ilk hicret edenlerdendir. Bu ilk muhacirlerin Necâşî (Habeşistan hükümdarı) Ashame tarafından iyi karşılanmasıyla bir yıl sonra seksen üç erkek ile on sekiz kadın oraya gitmiştir. Kureyşliler, Habeşistan’a bir heyet göndererek Necâşî’den onları iade etmesini istemişlerse de Necâşî bu talebi geri çevirerek müslümanların misafirliklerinin devamına karar vermiştir. Bir müddet sonra Efendimiz (s.a.v) Necâşî’yi İslam’a davet etmiştir. Daveti kabul eden Ashame İslam’a girmiş ve muhacirleri iki yelkenli gemiyle ve Resulullah’a (s.a.v) verilmek üzere bazı hediyelerle Medine’ye geri yollamıştır.

Ahlak: Sıdkın (doğruluğun) önemi nedir?

Sıdk, sözünde doğru, işinde de dürüst olmaktır. Bu özellik Peygamber Efendimiz’de (s.a.v) öyle belirmişti ki peygamber olmadan önce dahi el-Emin (güvenilir) lakabıyla anılırdı. O’nun ümmetine de söz ve davranışlarında doğru olmak yaraşır.

Bir mümin her şeyden önce Rabbine karşı sadık olmalıdır. Yani O’nun birliğini tasdik etmeli, O’na karşı kulluk vazifelerinde niyetini halis kılmalı, sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) üzere sebat etmelidir. Sonra da diğer insanlara karşı doğruluktan ayrılmamalıdır. Yalana başvurmamalı, insanları aldatmamalıdır. Zira Efendimiz (s.a.v) yalan söylemenin münafıklık alameti olduğunu ifade etmiştir. Hatta birçok insanın önemsemediği, çocuklara yalan söylemeyi ve yalan söyleyerek şaka yapmayı da yasaklamıştır.

Dürüst davranmak ve doğruyu söylemek hayatın her anında gerekli olmakla beraber, ticaret hayatının da en önemli ilkesidir. Bu sebeple bir tüccar, malını onda olmayan vasıflarla övmemeli, maldaki kusurları gizlememeli, yalan yere yemin ederek malını pazarlamamalıdır. Ölçü ve tartıyı sağlam yapmalıdır. Aksi halde ticaretindeki bereketin kaybolacağını, ibadetlerinden haz alamayacağını, dualarının kabul olmayacağını, insanları kandırarak mallarını aldığı için kul hakkına girmiş olacağını, dolayısıyla da hem kendisine hem de ailesine haram yedirdiğini bilmelidir.