İlim Meclisi
İlim Meclisi
İnsanoğlunun fıtratında fâni olan dünyaya ve onun geçici nimetlerine düşkünlük vardır.
Ahlak: Kanaat niçin önemlidir?
İnsanoğlunun fıtratında fâni olan dünyaya ve onun geçici nimetlerine düşkünlük vardır. İnsanın dünya malına karşı olan bu hırsı kanaatsizliğe, dolayısıyla daha çok kazanma arzusuyla haram ve haksız kazanca meyletmeye sebep olabilmektedir. Cimrilik hastalığına yakalanmaya ve zekât gibi mali vecibeleri ihmale götürebilmektedir. Fâni olan dünya hayatını ebedî olan ahiret hayatına tercih etmeye yol açabilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) “İnsanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha ister” (Müslim, Zekât, 117) buyurarak bu mal hırsının sonunun olmadığı gerçeğini beyan etmektedir. Bir başka hadis-i şerifte de “Âdemoğlu büyürken beraberinde şu iki şey de büyür: Mal sevgisi ve uzun ömür (dileği)” (Buhârî, Rikâk, 5) buyurularak yaş ilerlese de dünyaya düşkünlüğün ihtiyarlamadığı ifade edilmektedir. Oysa dünya malı hayatın amacı olarak değil, hayatı kolaylaştıran bir araç olarak görülmelidir. Helal malın hesabının, haram malın ise cezasının olduğu unutulmamalıdır.
Siyer: Efendimiz (s.a.v) nerelere seyahat etti?
Resulullah (s.a.v) peygamber olmadan önce ticaret için bazı yolculuklara çıkmıştır. Bunlardan ilki on iki yaşındayken amcası Ebû Tâlib ile Suriye’ye, ikincisi de on altı yaşında iken amcası Zübeyr ile Yemen’e olmuştur.
Efendimiz’in (s.a.v) amcası Ebû Tâlib Şam’a gitmek üzere hazırlanan ticaret kervanına katılmak istiyordu. Ebû Tâlib, yeğenine:
— Sen de benimle birlikte gelir misin, diye sorunca Efendimiz’in (s.a.v) amcaları ve halaları bu teklife karşı çıktılar. Yaşı küçük olduğu için hastalığa yakalanabileceğini düşünüyorlardı. Ebû Tâlib, yeğenini Mekke’de bırakmaya karar verince, Peygamber Efendimiz:
— Amcacığım, beni kime bırakıyorsun? Benim ne babam ne de annem var, dedi. Bunun üzerine Ebû Tâlib, Efendimiz’i (s.a.v) yanında götürdü.
Yolculuk esnasında Busra kasabasına uğradılar. Orada Bahira adında bir rahip Tevrat ve İncil’de adı ve sıfatları yazılı olan Son Peygamber’in alametlerini bu mübarek yolcuda gördü. Ebû Tâlib’e onu Mekke’ye geri götürmesi gerektiğini, aksi takdirde yahudilerin Efendimiz’e (s.a.v) kötülük edebileceğini söyledi. Ebû Tâlib alışverişini burada tamamlayıp geri döndü.
Peygamberimiz (s.a.v) Busra’ya ikinci seyahatini ise yirmi beş yaşında Hz. Hatice’nin (r.anha) kervanını yönetirken yapmıştır.
Fıkıh: Namazı tadil-i erkânla kılmak niçin önemlidir?
Namazın rükû, rükûdan doğrulma (kavme), secde ve iki secde arasındaki oturuş (celse) gibi hareketlerin düzgünce, organların sükûnet bulacağı bir şekilde eda edilmesine “tadil-i erkân” denir. Kısaca tadil-i erkân namazdaki rükünlerin hakkını vermeyi ifade eder. Tadil-i erkânın ölçüsü rükünler arasında “sübhanallah” diyecek kadar beklemektir.
Resulullah (s.a.v) rükû ve secdeleri tam yapmayan kişileri uyarmıştır. Ahirette ilk sorgunun namazdan olacağını, namazı düzgün kılanın kurtulacağını, namaz konusunda başarısız olanın ise hüsrana uğrayacağını ifade etmiştir.
Hanefî mezhebinde tadil-i erkânın vacip olduğu kabul edilmektedir. Yani bilerek terk edilmesi halinde bu namazın iade edilmesi gerekmektedir. Unutarak terk edilirse sehiv secdesi ile bu noksanlık telafi edilebilir.
Yüce Rabbimiz, namazın kötülüklerden alıkoyacağını bildirmiştir. Namaz kıldığı halde ahlakı güzelleşmeyen, kötülükleri terk etmeyen insanların varlığı da bir gerçektir. Demek ki bu kişilerin kıldığı namazda eksik ve kusurlar bulunmaktadır. Bu eksiklerin başında da tadil-i erkâna riayet etmemek gelmektedir. Tadil-i erkân, namazda huşunun elde edilmesine de yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla huşu ile kılınıp kötülükten alıkoyan namazın tadil-i erkâna riayetle kılınan namaz olduğu anlaşılmaktadır.
Akaid: Peygamberlere iman ne demektir?
İnsanları sırf kendisine kulluk etsinler diye yaratan Yüce Allah, bu kulluğun nasıl yapılacağını göstermek, kendisini tanıtmak, emir ve yasaklarını bildirmek, ahiret ahvalini açıklamak üzere yine insanlar arasından seçtiği bazı kişileri peygamberlikle görevlendirmiştir. Yarattığı ilk insan Hz. Âdem’i (a.s) aynı zamanda ilk peygamber seçmiştir. İnsan aklı, temel ahlaki erdemlerin güzelliğini ve bazı ahlaki rezilliklerin kötülüğünü kavrayabilse de peygamberler olmadan Rabbini tam olarak tanıyamaz. O’nun nelere razı olduğunu, hangi davranışlara gazap ettiğini bilemez. Yüksek ahlak ile bezenmiş örnek şahsiyetler olan peygamberlerin rehberliğinden mahrum kalacağı için de dünya ve ahiret saadetini elde edemez. Nitekim tarih, peygamberleri inkâr eden kavimlerin başına gelen ibretlik hadiselerle doludur.
Kur’an-ı Kerim’de nübüvveti açıkça ifade edilen peygamberleri şöyle sıralayabiliriz: Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. İbrahim, Hz. Lut, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Eyyûp, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Zülkifl, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. İlyas, Hz. Elyesa, Hz. Yunus, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (aleyhimüsselam). Kur’an-ı Kerim’de zikredildikleri halde Hz. Üzeyir, Hz. Lokman ve Hz. Zülkarneyn’in ise peygamber mi veli mi olduğu ihtilaf vardır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v), bütün insanlığa gönderilmiş son peygamberdir.