İlim Meclisi
İlim Meclisi
Hasbilik, güzel davranışlarda dünyevi bir karşılık beklemeden, sadece Allah rızasını gözetmek demektir.
Ahlak: Hasbi olmak niçin önemlidir?
Hasbilik, güzel davranışlarda dünyevi bir karşılık beklemeden, sadece Allah rızasını gözetmek demektir. Hasbi olan bir mümin, yaptığı hiçbir iş için şahsi çıkarını gözetmez, insanların takdirini beklemez, çevresine şirin görünme kaygısı taşımaz. Yaptığı bütün işleri sadece Allah rızası için gönüllü olarak ve mükâfatını yalnız Hak Teâlâ’dan bekleyerek yapar. Hasbilik peygamber ahlakıdır. Nice peygamberler, “Buna (tebliğ görevime) karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.” (Şuarâ, 145) demek suretiyle hasbi davranmışlardır.
Hasbilik Cenab-ı Allah’a imanın kemale erdiğinin göstergesidir. Nitekim Efendimiz (s.a.v) “Kim Allah için sever, Allah için nefret eder, Allah için verir, Allah için (kötülüklere) engel olursa, imanını kemale erdirmiş olur” (Ebû Dâvûd, Sünne, 15) buyurmuştur.
Toplumsal ilişkilerin şahsi çıkarlar üzerine kurulu olduğu günümüz dünyasında “hesabi” değil, Peygamberleri ve Allah dostlarını örnek alarak “hasbi” olmak icap eder. Hasbi davranışlar sergileyenlerle arkadaşlık etmek ve onların varlığını nimet bilmek gerekir.
Siyer: Efendimiz’in doğduğu gece ne gibi hadiseler yaşandı?
Efendimiz’in (s.a.v) doğduğu gece bazı mucizeler belirmiş, kavmi arasında bir bolluk ve bereket meydana gelmişti. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) dedeleri arasında nesilden nesile geçen bir nur vardı. Bu nur sonunda Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) geçti ve onun mübarek yüzünde parlamaya başladı. Efendimiz’in (s.a.v) doğduğu gece gökyüzünde parlak bir yıldız doğdu. Yahudi bilginler bu yıldızdan ahir zaman peygamberinin dünyayı teşrif ettiğini anlamışlardı.
Peygamberimiz’in (s.a.v) doğduğu gece dünyada olağanüstü hadiseler meydana geldi. Kâbe-i Muazzama içinde bulunan müşriklere ait putlar, yüzleri üzere yere düşmüştü. O gece İran kisrasının sarayının on dört sütunu yıkıldı. Sâve (Taberiye) gölü kurudu. Semâve vadisi taşan seller altında kaldı. Bin yıldır yanan ve mecûsîlerin tapındıkları ateş birdenbire söndü. Bu olaylar gelecekte İran saltanatının yıkılacağına, Bizans İmparatorluğu’nun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına, dünyanın tevhid nuruyla aydınlanacağına işaret ediyordu. Ve öyle de oldu.
Fıkıh: Özür sahibi kişiler nasıl ibadet eder?
Devamlı burun kanaması gibi abdesti bozan bir durumun tam bir namaz vakti kesintisiz devam etmesine özür, bu hale mübtela olan kişiye de fıkıh dilinde mazur (özür sahibi) denilir. Özrün sabit olması için abdesti bozan durumun tam bir namaz vakti boyunca, abdest alıp namaz kılmaya imkân tanımayacak kadar kesilmeden devam etmesi gerekir. Özrün devamı için sonraki vakitte özrün bir kere görülmesi yeterli olur; kesintisiz devamı şart değildir. Özrün sonlanması için de tam bir namaz vakti abdesti bozan halin hiç görülmemesi lazımdır. Özür sahibi kişiler abdest aldıktan sonra -Hanefî mezhebine göre- bir namaz vakti içerisinde diledikleri kadar farz, nafile veya kaza namazı kılabilirler. İmam Şafiî’ye (rah.) göre ise özürlünün her namaz için ayrı ayrı abdest alması gerekir. Çünkü abdesti, kıldığı namazın sona ermesi ile bozulur.
Özür ile ilgili hükümler, fıtrat dini olan İslam’ın getirdiği kolaylıklardandır.
Akaid: Kitaplara iman ne demektir?
Yüce Rabbimiz, biz kullarına ilahi bir lütuf olarak hem peygamberler hem de hidayet rehberi olarak emir ve yasaklarını bildirdiği kutsal kitaplar ve sahifeler göndermiştir.
10 sahife Hz. Adem’e (a.s), 50 sahife Hz. Şit’e (a.s), 30 sahife Hz. İdris’e (a.s) ve 10 sahife de Hz. İbrahim’e (a.s) verilmiştir. Bunlardan hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.
Tevrat Hz. Musa’ya (a.s), Zebur Hz. Davud’a (a.s), İncil Hz. İsa’ya (a.s) ve Kur’an-ı Kerim Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) indirilmiştir. İlk üçünün asıl nüshaları kaybolmuş ve var olan halleri insanlar tarafından yazılmıştır. Bu yüzden bu kutsal kitaplar tahrif edilerek asıllarından uzaklaştırılmış, bozulmuştur. Buna rağmen bir mümin bu kitapların aslına iman eder.
Kur’an-ı Kerim ise son ilahi kitap olarak önceki kitapları hem tasdik eder hem de nesheder (yürürlükten kaldırır). Kur’an, Yüce Rabbimizin özel taahhüdü altında kıyamete kadar en küçük bir değişimden dahi muhafaza edilerek insanlığa yol gösterecektir.