Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

De ki, Allah tektir. Allah Samed’dir (yani O hiç kimseye muhtaç değil, aksine bütün varlıklar O’na muhtaçtır). O doğurmamış ve doğmamıştır. O’nun benzeri ve dengi hiçbir varlık yoktur.

İhlas suresinin içeriği, Allah Teâlâ hakkında her türlü yanlış inanç ve telakkileri ortadan kaldırmaktadır.

İçinde dünya ve ahiretle ilgili hiçbir şey zikredilmeden sırf Allah Zü’l-celal tanıtıldığı için (yalnız Allah Teâlâ’yı anlatan sure manasında veya inananlar için halis bir tevhid anlayışı meydana getiren manasında) bu sureye İhlas suresi denilmiştir. Ayrıca meşhur olmamakla birlikte sure hakkında Tevhid suresi, Marifet suresi, Necat suresi, Samed suresi ve Nur suresi isimleri de rivayet edilmiştir.

Nüzul sebebi

Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’e (s.a.v) “Senin rabbin nasıl bir şeydir? Onun nesebi nedir? (Bizim putlarımız gibi) altın mıdır, gümüş müdür?” demeleri üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) önce sükût etmiştir. Hemen ardından kendisinde bir titreme hali meydana gelmiş ve Hz. Cebrail (a.s) bu sure-i celileyi kendisine vahyedip muhataplara cevap vermiştir. Bu rivayetin bir benzeri Medine döneminde Yahudilerin aynı soruyu sormaları üzerine ikinci defa nazil olduğu şeklinde de mevcuttur. Ancak Kur’an ayetlerinin iki defa mükerrer nazil olduğunu kabul etmeyen alimlere göre bu türden rivayetlerin hiçbiri bir surenin (veya ayetin) ikinci defa nazil olduğunu ifade etmez. Belki de Hz. Peygamber (s.a.v) yaşanan benzer durumlar için daha önceden nazil olan sureyi (veya ayeti) muhataplara okuyup tekrar etmiştir.

Surenin başında geçen “De ki” emri, Yüce Allah’ın ne şekilde marifet edilmesi gerektiğini açıkladığı gibi bu hakikatleri tebliğ edip duyurma görevinin; önce peygambere sonra müminlere yüklenen bir sorumluluk olduğuna da işaret etmektedir.

Fazileti

İhlas suresinin fazileti hakkında da pek çok rivayet mevcuttur. Bunlardan en meşhur olanı, bu sureyi okumanın Kur’an’ın üçte birine denk gelecek kadar ulvi bir sırra sahip olduğu rivayetidir. (bkz. Buhâri, Fedâilü’l-Kur’an,13) Bir diğer rivayet de şöyledir: Ensardan bir sahabi namazlarında Fatiha’dan sonra önce İhlas suresini okur sonra başka bir sureyi de ilave ederdi. Bu durum Hz. Peygamber’in (s.a.v) kulağına gidince ona neden böyle yaptığını sordu. O da bu sureyi çok sevdiği için onu terk edemediğini söyledi. Hz. Peygamber (s.a.v) de “Bu sevgi seni cennete götürür” (Buhârî, Ezan, 105) sözü ile o sahabiyi müjdelemiş ve surenin de faziletini bildirmiştir.

Hz. Âişe’nin (r.anha) anlattığına göre Hz. Peygamber (s.a.v) İhlas, Felak ve Nas surelerini okumadan uyumazdı. Yine onun rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.v) her gece yatağa yattığında avuçlarını birleştirip Felak ve Nas sureleri ile birlikte İhlas suresini de okur ve avuçlarına üflerdi. Sonra ellerini başına, yüzüne sürüp elinin yetiştiği kadar da bütün bedenini mübarek elleri ile sıvazlardı. (Ahmed b. Hanbel, 41/347)

Müfessirler Kur’an’ın bazı bölümlerinin diğer bölümlerden farklı bir fazilete sahip olduğunu ifade eden rivayetler hakkında değişik yorumlar yapmışlardır. Kimileri İhlas suresi hakkında bunu şöyle açıklamıştır: Kur’an’ın içeriğindeki ana konular; itikat, ahkâm ve kıssalar şeklinde üç başlıktan oluşmaktadır. İhlas suresi itikadın temeli olan Cenab-ı Allah’ı marifet etme konusunda yeterli ve net bilgiler ortaya koyduğundan onlara göre buradaki fazilet, bu hakikatin veciz bir şekilde ifade edilmesidir. Diğer bir grup alim ise bu sureyi okuyanın bizzat Kur’an’ın üçte birini okuyan kişinin elde ettiği kadar sevap ve hayır elde edeceğini kabul etmiş ve bundan başka bir tevile gerek olmadığını belirtmişlerdir.

Bu fazilet ve kolaylığa istinaden Kur’an’ın diğer kısımlarının okunmama kaygısı söz konusu değildir ve olmamalıdır. Tabii ki bu faziletlere ulaşmak için bu sureleri daha çok okumak ve onlar hakkında belirtilen faziletlere önem vermek gerekir. Nitekim Allah Teâlâ’yı zikretmeye bir disiplin olarak önem veren tarikat usullerinde “Allah’ı çokça zikredin” (Ahzâb, 41) ayetinden hareketle -sünnette belirtilen fazilet ve sırlar doğrultusunda- çeşitli zikirler günlük vird haline getirilmiştir. İhlas suresinin hemen her tarikat usulünde; günlük belirli sayılarda bireysel veya toplu zikir halkalarında okunduğunu görürüz. Ancak iş bu noktada kalıp Kur’an’ın diğer kısımlarının terk edilmesine varmamalıdır!

Bu duruma tabiattan bir misal vererek daha kolay anlaşılmasını sağlayabiliriz. Gıdadan örnek verecek olursak, Allah Teâlâ bazı gıdaları diğerlerinden daha üstün bir kimyada yaratmıştır. Mesela muz meyvesinin içeriğindeki enerji birçok meyveden daha yüksek olduğu halde hiç kimse sürekli o meyve ile yetinmemektedir. Zira insan vücudundaki çeşitli kimya değerlerinin tamamlanması için farklı gıdalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Aynı şekilde İhlas suresinin içeriği de en önemli konu olan marifet ve tevhidi işlemesi yönüyle faziletlidir. Ancak diğer bütün sure ve ayetler içerdiği konu gereği kendine özgü bir sırra, hükme veya hikmete sahiptir. Bu durum Kur’an’ın manası hakkında geçerli olduğu gibi Kur’an’ın okunması hususunda da aynı şekilde geçerlidir.

Tevhid ve marifetin yolu ilim ve tefekkür

Dört ayetten oluşan İhlas suresinin içeriği, Allah Teâlâ hakkında her türlü yanlış inanç ve telakkileri ortadan kaldırmaktadır. “Allah tektir” (İhlas, 1) mealindeki ayet, müşriklerin sorusuna veya Cenab-ı Allah’ı tanımak isteyen her bir kişiye verilen ilk cevaptır. Bu ayetteki “Allah” lafzı sübûtî sıfatları, “ehad” lafzı da bütün selbî sıfatları içermektedir. Ayrıca “tek” manasındaki “ehad” kelimesi Allah Teâlâ dışında kullanıldığında hakiki ve kapsamlı değil yalnız sınırlı bir konudaki tekliği ifade eder. Örneğin “tek yetkili” dediğimizde buradaki teklik sonradan meydana gelmiştir ve sonsuza dek devam etmeyecek bir durumdan ibarettir. Üstelik burada, tek yetkili dediğimiz kişi birçok hususta diğer mahlukatla müşterek bir konumdadır. Cenab-ı Allah’a ait olan teklik ise O’nun varlığını, zatını, bütün sıfatlarını ve bütün fiillerini zaman ötesi bir şekilde kapsamaktadır. Nitekim ikinci ayette zikredilen Samed sıfatı bir önceki ayette belirtilen tekliği tefsir ettiği gibi adeta onu ispat etmektedir. Zira hiçbir şeye hiçbir konuda muhtaç olmayan aksine her şeyin kendisine muhtaç olduğu zat manasını ifade eden Samed sıfatı mecaz mana dışında Allah Teâlâ’dan başka hiçbir mahlukta bulunmayan kutsi bir sıfattır. Allah Teâlâ dışında her şey, var olmak için (anne baba, sistem, icat eden vb.) bir vesileye nispet edildiği gibi varlığını sürdürmek için de (yemek içmek, hava, su, mekân ve sağlık gibi) birçok şeye muhtaçtır.

Kâinattaki her varlık Yüce Allah’ın varlığının ve birliğinin bir nişanesidir. Mahlukatın sahip olduğu özellikler Allah Teâlâ’nın onlara verdiği sınırlı imkânlar dahilinde geçici nimetlerden ibarettir.

Yüce Allah teslis inancı güden hıristiyanlara -onların tanrı dediği Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsa (a.s) için- “(Onlar nasıl tanrı olabilir ki) yemek yerlerdi” (Mâide, 75) mealindeki ayetle cevap vermektedir. Aynı şekilde İhlas suresinin üçüncü ayeti, öncesindeki hakikatleri tefsir etmekte ve Allah Teâlâ’nın mahluklardaki gibi doğurma ve doğma özelliğinden münezzeh olduğunu vurgulamaktadır. Son olarak, akla gelebilen hiçbir şeyin O’na denk veya benzer olmadığı vurgulanarak tevhidin özeti ortaya konmaktadır.

Kâinattaki her varlık Yüce Allah’ın varlığının ve birliğinin bir nişanesidir. Mahlukatın sahip olduğu özellikler Allah Teâlâ’nın onlara verdiği sınırlı imkânlar dahilinde geçici nimetlerden ibarettir. Bu nimetlerin en temel gayesi, onlar üzerinden tefekkür edip nimetin sahibiyle bağ kurmak ve O’ndaki sonsuzluğu fark edip O’ndan başka hiç kimseye O’nun özelliklerini nispet etmeden yalnız O’na kulluk yapma duygusunu elde etmektir. Üzerinde Yüce Allah’ın sıfatları en çok tecelli eden mahluk olma özelliğine sahip insanoğlu bu şekilde eşref-i mahlukat unvanını elde etmiştir. Bunu sağlayan şey şüphesiz akıl nimetidir. Bu yüzden akıllı kimsenin Yüce Allah’ı marifet eden kimse olduğu ifade edilmiş ve “en akıllı kişi Cenab-ı Allah’ı en çok tanıyan kişidir” denilmiştir. Dolayısıyla Cenab-ı Allah’ın yüceliğini marifet etmeden kulluğun ihlası söz konusu olamaz. Marifet olmadan sadakat ortaya konamaz. Allah’ın yüceliğine tevekkül etmeden O’nun razı olduğu salih ameller meydana gelmez. Ve bu konuda herkes ancak marifet derecesine göre amel edebilir.

Tevhidin gayesi, şüphe duymadan ve ihlas ile Allah Teâlâ’nın razı olduğu bir söz söylemek, bir davranışta bulunmak, O’na karşı güzel bir edep ve sadakat ortaya koymaktır. Yüce Rabbimizden sadakat ortaya koymamıza vesile olacak marifet kapılarını bizlere açmasını niyaz ediyorum. Tevfik ve inayet yalnız O’ndandır.