Yakub-i Çerhî (k.s) mürşidi Şâh-ı Nakşibend (k.s) hazretlerini şöyle anlatmıştır:
Altın Silsile
“Şâh-ı Nakşibend hazretlerini daha fazla ziyaret etmek istiyordum. Çünkü onu her görüşümde, şefkatinin tesirini kalbimde hissediyordum. Ona olan sevgim, bağlılığım ve bu yoldaki samimiyetim artıyordu. Bu durum, bende öyle bir hale geldi ki artık şuna kesin olarak inandım: Bu zamanda Şâh-ı Nakşibend (k.s) hazretlerinden daha faziletli bir mürşid-i kâmil yoktur.”
Hikmet
İbn Atâullah İskenderî hazretleri (k.s) şöyle buyurur: “Edepsizlik yapıp manen cezası geciktirilince ‘Eğer bu yaptığım şey bir edepsizlik olsaydı ilahi yardımlar kesilirdi de kalbî uzaklık olurdu’ demesi müridin cahilliğindendir. Nice zaman ilahi yardımlar ve himmet kesilir de mürid hissetmez. Manevi ilerleyişten mahrum kalmak bile ceza olarak yeter. Yine hiç hissetmese de kalbî uzaklık gerçekleşebilir. Seni isteklerinle baş başa bırakması da uzaklık için yeterlidir.”
Râbia el-Adeviyye’ye (rah.) “Her kulun bir ibadet şekli vardır; senin yüce Allah’a kulluk şeklin nasıldır?” diye soruldu, o da şu cevabı verdi: “Ben yüce Rabbime ancak O’nu sevdiğim ve O’na kavuşmak istediğim için ibadet ederim.”
Haller ve Makamlar
İmam Kuşeyrî hazretleri hayâ hakkında şöyle buyurur:
“Hayâ çeşit çeşittir. Bunlar; suçluluk hissinden doğan hayâ, Hz. Âdem’in (a.s) ‘Bizden mi kaçıyorsun?’ denildiğinde ‘Bilakis, senden hayâ ediyorum ya Rabbi’ demesi gibi. Eksiklik hissinden doğan hayâ, meleklerin yüce Allah’a ‘Sana hakkıyla ibadet edemedik’ demeleri gibi. Cömertlikten doğan hayâ, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) evine misafirliğe gelen ashabına ‘Çıkın’ diyememesi gibi. İstihkar (istediği şeyi hakir görme) hayâsı, Hz. Musa’nın (a.s) ‘Dünyada ihtiyaç duyduğum bazı durumlar olsa da bunları senden istemekten hayâ ediyorum ya Rabbi’ duası gibi. Son olarak in’am yani nimet vermekten doğan hayâ ise Allah Teâlâ’ya mahsustur. Kulu sıratı geçtikten sonra ona kapalı bir kitap verir. O kitabın içinde ‘Her ne yaptıysan yaptın, bunları yüzüne vurmaya hayâ ettim. Cennete git, şüphesiz seni bağışladım’ yazılıdır.”
Kalpten Kalbe
Merhum Dr. Ahmet Çağıl anlatıyor:
“Mürşid-i kâmil manevi doktordur. Müridleri ise tedaviye muhtaç olan kişilerdir. Tıp doktorlarının verdiği ilaçlar gibi mürşidler tablet vermezler. Onların terbiyesi zaman içinde anlaşılır. Bir kâmil mürşidin tedavisini mürid hemen idrak edemez, zamanla fayda görür. İstifade ancak mürşidin dedikleri uygulanırsa mümkün olur. Tedavi esnasında, hatmede, zikirde, ziyaret sırasında bunu hemen fark edemezsin. Hemen üzerinde değişiklik hissedemezsin. Ziyaretten sonra zaman içinde değiştiğini, kötü ahlakın iyiye doğru gittiğini anlarsın. Kendindeki değişikliği işte o zaman görmeye başlarsın.”
Velilerden Dualar
Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî hazretleri (k.s) şöyle dua etmiştir:
‘Allah’ım! Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) seninle aramızda şefaatçi kılıyoruz. Çünkü o şefaat edenlerin sana en yakınıdır. Sana onunla yemin ederiz ki o, hakkıyla sana yemin edilenlerin en yücesidir. Sana onunla tevessül ederiz. Zira o, vesilelerin sana en yakın olanıdır. Kalplerimizin karalığını, günahlarımızın çokluğunu, tûl-i emellerimizi, amellerimizin bozukluğunu, ibadetlerdeki tembelliğimizi, günahlara dalmamızı sana şikâyet ediyoruz ya Rabbi! Kendisine şikâyet arz edilen sen, ne güzelsin! Düşmanlarımıza ve nefsimize karşı senden yardım diliyoruz.”
Sözün Özü
“İnsan ahiretteki evini dünyada inşa eder.” Hz. Ali (r.a)
“İsyanınız nefsinize, itaatiniz Rabbinize olsun.” Abdulkadir-i Geylânî (k.s)
“Kardeşlerimin mübah olan işlerini ve hareketlerini niyetleriyle ibadete dönüştürmeleri gerekir.” Gavs-i Sânî Şeyh Seyyid Abdülbâki Elhüseynî (k.s)