Aile
Hanımlarıyla İstişare Eden Peygamber
Çeşitli müşküller, aşılamaz sanılan sıkıntılar, samimi istişareler sonucunda Allah’ın izni ve iradesiyle birer birer çözülmeye başlar.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), insanların en şefkatlisiydi. O yüce gönüllü büyük peygamber, ümmetinin fertleri olan ihtiyarlara, gençlere, hanımlara, çocuklara ayrı ayrı şefkat ve sevgiyle muamele ediyordu. Onun bu şefkatinden en fazla ev ahalisi nasibini alıyordu. Hanımlarına zaman ayırıyor, gerektiğinde onlara yardımcı oluyor, değer verdiğini çeşitli vesilelerle açıkça gösteriyordu. Bu vesilelerden biri de istişareleriydi.
Resulullah (s.a.v) “Onlarla (ashabınla) istişare et” (Âl-i İmran, 159) mealindeki ayet-i kerime mucibince pek çok koşulda ashabıyla istişare eder, onların görüşlerini alırdı. Bu, kendisi için son derece tabii bir şeydi. Ancak yaşadığı toplumda pek örneği olmayan bir davranışıyla ümmetini de buna yönlendirdiğini görmekteyiz. O da zevcesine danışmak…
İstişare eden pişman olmaz
Zaman zaman çıktığı seyahatlerde yanında bulunan hanımına karşılaştığı durumlar hakkında danışan Resul-i Ekrem (s.a.v) efendimiz, biz ümmetine şu hadis-i şerifiyle örneklik ediyordu: “İstişare eden pişman olmaz.” (el-Câmiu’s-Sağîr, Suyûtî, 2/271)
Hudeybiye Antlaşması esnasında yaşanan şu hadise, insanların belki yıllar sonra hikmetini anlayacağı ağır bir imtihanda ortaya çıkan zorluğun “hanımıyla istişare etmek” yoluyla aşıldığını gösteriyor:
İslam kafilesi Medine’den büyük bir ihtişamla yola çıkmıştı. Müslümanlar memleketleri Mekke’ye ve yalnız Allah Teâlâ’ya ibadet edilmesi gayesiyle bina edilen Kâbe’ye hasret kalmışlardı. Amaç umre yapmak ve özlem gidermekti. Fakat gelişen olaylar, Mekke’yi görmeden ve müslümanların aleyhine görünen bir anlaşmaya imza atarak geri dönmeyi gerektiriyordu. Müslümanların neredeyse hiçbiri Hudeybiye mevkiinde müşrikler ile yapılan bu antlaşmadan hoşnut değildi. Hz. Ebû Bekir (r.a) misali, “Aramızda bizim görmediğimizi gören, bizim bilmediğimizi bilen Resulullah var” diyerek teslimiyet gösteren birkaç sahabi dışında çoğunluk ihramlarından çıkmayıp Kâbe’ye yüz sürmek istiyordu. Bu konuda bir vahiy gelir de karar değişir, Mescid-i Haram’a gireriz düşüncesiyle bekliyorlardı.
Bu duruma çok üzülen Resul-i Kibriyâ (s.a.v) efendimiz, endişeli bir halde çadırından içeri girdi. Bu yolculukta kendisine refakat eden hanımı Hz. Ümmü Seleme (r.anha) validemize, “Kavmim, söylediklerimi yerine getirmiyorlar” dedi.
“İstişare eden pişman olmaz.”(el-Câmiu’s-Sağîr, Suyûtî, 2/271)
Efendimiz’i (s.a.v) çok iyi tanıyan ve ümmeti üzerine ne kadar titrediğini bilen validemiz, onun aldığı kararların mutlaka hayırla neticeleneceğine yakinen inanmaktaydı. Bir edep ölçeğinde nezaket ve zarafetle Allah Resulü’ne (s.a.v) şu öneride bulundu: “Ya Resulallah! Teklifim şudur ki siz hiç kimseye bir şey söylemeden tıraşınızı olarak ihramdan çıkın. Göreceksiniz ki ashabınız da sizi takip edecek.”
Nitekim bu feraset dolu teklifi değerlendiren Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ihramdan çıktı. Bu kararlılığını gören ashabın vahiy gelir beklentisi değişti ve teker teker tıraş olarak ihramlarından çıktılar.
Aşılmaz sanılan sıkıntılar
Bugün aile içi problemlerin bir kısmında istişare ahlakının eksikliğini görüyoruz. Eşler hem kendilerini hem ailelerini ilgilendiren hususlarda yanlış kararlar alabiliyorlar. Kimi zaman öfkeyle, kimi zaman çok düşünmeden verilen nefsani bir kararın bedeli ağır olabiliyor. Oysa istişare sünnetiyle Âlemlere Rahmet Efendimiz (s.a.v) aşamadığımız konularda bize bir çıkış yolu göstermiştir. Çeşitli müşküller, aşılamaz sanılan sıkıntılar, samimi istişareler sonucunda Allah’ın izni ve iradesiyle birer birer çözülmeye başlar. Yeter ki eşler, istişarenin gereğine ve önemine inansın. Yeter ki aile fertleri birbirlerinin fikirlerine değer versin.
Binlerce salat ve selam, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v), âlinin ve ashabının üzerine olsun.