Hasbihal
Hacı Aziz Kılıç: Sofilere Hayırlı Olsun
Gavs kuddise sırruhu hazretleri camiden geliyordu. Önünde durmuşum. Kurban tapular tamamdır, Cenab-ı Allah size hayırlı etsin, dedim. “Oğlum” dedi, “Size hayırlı olsun.”
~Kıymetli abim, kısaca kendinizden ve ilk intisabınızdan bahseder misiniz?
~Adım Hacı Aziz Kılıç, esnafım. Kahta’da yaşıyorum. Kahta’nın Ballı köyünde doğdum. Gavs-ı Kasrevî (k.s) hazretlerine evvela annem, ardından babam gitti. Daha öncesinde dayım, adı Hacı Üzeyir Oğuzbey, Siirt Veyselkarani’de askerlik yapmıştı. Orada bir karakol varmış. Bir gün Gavs (k.s) hazretleri atının üstünde geliyormuş. Dayım da nöbetteymiş. Bir bakmış ki bir güzel zat geçiyor, herkes ziyaret ediyor… O da gidip ziyaret etmiş. Gavs (k.s) hazretleri dayıma sormuş: “Siz nerelisiniz?” Dayım, “Ben Adıyamanlıyım” deyince mübarek “İznini alın, bu Kasrik’e gelsin” buyurmuş. Dayım nihayet Kasrik köyüne gitmiş. Oraya gidince dayım cezbelenmiş. O zamanlar kimse cezbenin ne olduğunu bilmiyor. Öteki dayım Üzeyir dayımı delirdi sanmış. Üzeyir dayım demiş ki: “Ben o zata Gavs diyorum. Gelin sizi oraya götüreyim. Siz Gavs değil derseniz ben de Gavs değil diyeceğim.” Beş altı kişi ayarlayıp beraberce gitmişler. Dayım camiye girince kendini sağa sola vurmaya başlamış. Bir yandan da “Vallahi Gavstır, billahi Gavstır” diye bağırıyormuş. Ondan sonra annemle babam da gitti Kasrik’e.
~Gavs-ı Kasrevî (k.s) hazretlerini ilk görüşünüzü anlatır mısınız?
~Babamın tavsiyesi üzerine ziyarete gittim. Yedi yaşındaydım, Gavs-ı Kasrevî (k.s) hazretlerinin odasına girdim. Tam karşıda oturuyordu. Ama tabii küçüğüm, elimi de böyle bağladım, gittim karşısına. Dedi ki: “Benim başım ağrıyor.” Ben de dedim, kurban benim de her gün başım ağrıyor, ikindide başlıyor, gece yarısına kadar devam ediyor. Eliyle başıma dokundu. O gün bugündür ben o ağrıyı daha görmedim.
~Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleriyle ilk karşılaşmanız nasıl oldu?
~Bir zaman Seyda (k.s) hazretlerini Gökçeada’ya götürdüler. Seyyid Abdülbaki (k.s) hazretleri her iki dayımı da çağırmış, bir görev vermiş. Bu görevin üç kişi tarafından yapılması gerekiyor. Hacı Ramazan dayım demiş: “Kurban, sofiniz olan bir yeğenimiz var. Bu işi o yapabilir.” Gelip bana seyyidim seni çağırıyor, dedi. Tabii halife o zamanlar Gavsımız (k.s). İlk defa karşılaşacağım. Gittim karşısına, dayım dedi: “Kurban, yeğenim bu.” Mübarek yukarıdan aşağıya bir baktı. Üç sefer beni tepeden tırnağa süzdü. Dayımla beraber avluya gittiler. Ben orada kaldım. Geldi dayım dedi ki: “Müjde sana! Bizim ortağımız sensin.” O iş hallolduktan sonra bizi çağırdılar. Gittiğimizde Gavs (k.s) hazretleri bana şunu söyledi: “Bundan sonra araya adam koyma, direkt yanıma gel.”
Önemli bir konu olursa kendi mürşidinin dışında hiç kimseye izah etmemek lazım, denir.
~Bu vesileyle Gavs (k.s) hazretleriyle daha sık görüşmeye başlamışsınızdır. Bir anınızı daha anlatır mısınız?
~Tabii, “Bundan sonra araya kimseyi koyma, direkt benim yanıma gel” dedi ya, artık sık sık gidip geliyordum. Bursa’ya gitmeye niyetlendim, izin isteyeceğim. Gavs-ı Sânî (k.s) o zaman halifeydi, şu kolumdan tuttu, “Hayırdır ne diyeceksin?” dedi. Önemli bir konu olursa kendi mürşidinin dışında hiç kimseye izah etmemek lazım, denir. Bu yüzden söylemedim. “Bana anlatabilirsin, izin var” dedi. Dedim “Kurban diyorum ki Siverek’ten çıkayım.” Derken içimden diyorum, Kahta demesin. Adana desin, İstanbul desin, Bursa desin… “Git hanımını, bir kız kardeşini, bir erkek kardeşini al Kahta’ya gel” dedi. Hayal kırıklığına uğradım. E tabii emir emirdir. Kış günü Kahta’ya geldik. Burada dükkânı açtık.
~En imtihanlı hizmetlerinizden birini dinlesek sizden? İbret alsak, muhabbet olsa…
~Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri bir gün beni çağırdı, “Aziz, sana bir görev vereceğim” dedi. “Bir ben bileceğim, bir Allah bilecek bir de sen bileceksin. Biz köy alacağız” dedi. Arazi sahipleriyle altı ay uğraştım, olmuyor bir türlü. Bir gün baktım onların iki arabası arka arkaya köye girdi. “Biz satmaya karar verdik” dediler. Çok yüksek meblağ istediler. “Bu çevrede 40 bin liraya arazi var mı?” dedim. Sesler yükseldi. Biraz sakinleşti ortam. Gavs (k.s) hazretleri “Hacı Aziz haklıdır” dedi, “Burada en fazla 15 bin olsun. Siz 40 bin lira diyorsunuz. Böyle bir şey olmaz. Ben yarın Hacı Aziz ile size haber vereyim” dedi.
Ertesi gün Gavs (k.s) hazretleri fedakârlık etti. Üç katı fiyatına onun emriyle araziyi almaya gittim. Sonra onlar kendi aralarında bir şey uydurdular. “Biz damlarımızı vermedik” dediler. Bu sefer evleri bir daha on katı fiyata satmaya kalktılar. Ben bunu nasıl Gavs (k.s) hazretlerine söyleyeceğim? Düşündüm taşındım, o zaman halife olan Seyyid Saki hazretleriyle birlikte tekrar gittik. Bunlar imza atmada sıkıntı çıkardılar.
Gavs (k.s) hazretleri Seyyid Saki hazretlerini görevlendirdi. Gavs’ın (k.s) adına ben imza atacaktım. Bende 28 sene boyunca, mübareğin vefatına kadar o yetki vardı. İmzalar atılıp iş bitince hemen Gavs (k.s) hazretleri Seyyid Saki hazretlerini aradı. Sultanımız tuttu telefonu bana verdi. Gavsımız (k.s) “Seyyid Saki’yi tek gönderme!” dedi. “Kurban ben nasıl tek gönderirim bugün?” dedim. Dört araba gittik.
Ertesi gün tapuları aldım, bir dosyaya koydum. Gavs (k.s) hazretleri camiden geliyordu. Önünde durmuşum. Kurban tapular tamamdır, Allah size hayırlı etsin, dedim. “Oğlum” dedi, “Size hayırlı olsun. Sofilere hayırlı olsun.”
~Sultan (k.s) hazretleri ile ilgili bir anınızı anlatır mısınız?
~Bir gün torunum için Gavs (k.s) hazretlerinden isim isteyecektim. Yahu bir türlü lafa giremedim. Sultanımız (k.s) dedi ki “Hacı Aziz sen ne diye bu kadar bocalıyorsun?” Kurban bir torun olmuş bir isim isteyeceğim, dedim. “E ben söyleyeyim” dedi. Ramazan ayıydı. Gavs (k.s) hazretleri “E biz ramazandayız” deyince Sultanımız (k.s) hemen “Kurban, bunun dayısı Ramazan, öteki Ramazan… Başka isim olsun” dedi. Tam camiye girecekken durdu. “Abdurrezzak olsun” dedi. Bunu niye anlattım? Onlar sana imkân vermedi mi senin konuşma şansın yok.
~Kahta’dan daha sonra ayrılmak istediniz mi?
~Bir gün yine Bursa’ya gitmek istedim. Gavs (k.s) hazretlerine böyle yanaştım. Neden gitmek istediğimi sordu. Büyük fabrika kurayım, diyemedim. “Gün gelir, Menzil’i ararsın, Menzil bir daha eline geçmez. Allah senden razı olsun. Bir seyyide bir bardak çay ikram etmenin feyzi, bereketinin ne olduğunu sen bilmez misin? Seyyidlerin hangisi senin dükkânına uğramamış? Hangisine çay ikram etmemişsin, sofra kurmamışsın? Ben dâhil. Sen gidersen seyyidlerden kim gelip senin dükkânda çay içecek? Biz kesinlikle sana izin vermiyoruz” dedi.
Gavs (k.s) hazretlerinin annesi bir miktar para vermiş, “Götürün bunu, Hacı Aziz çalıştırsın” demiş. Şimdi ben de ertesi gün dükkânın önünde oturuyorum, benim hayallerim yıkıldı ya. Baktım biri öteden geldi. Biri arsa satıyor gel sana arsa alalım, dedi. Gittik, satıcıya “Aziz dört tane arsa istiyor” dedi. Adam “Ben dört arsa satmam. Elli arsa istiyorsan size vereyim” dedi. “Sen kiminle bizi karıştırdın? Ben buranın zengini miyim? Biz dört tane istiyoruz, veriyorsan ver!” dedim. “Almıyorsan alma!” dedi. “Tamam, alıyorum. Fiyat söyle” dedim. “Metrekaresi sana 4.500 olur” dedi. Elli tarla birden olunca, epey pazarlık oldu. Tabii sadatın himmeti ve bereketidir. 2.800’e anlaştık. Ama bu kadar param yok! Düştük tuzağa sanki.
Sana tuzağa düştün gibi geliyor ama aslında öyle bir yere sürükleniyorsun ki haberin yok. Neyse. Geceleyin dua ettim, ya Rabbim, Allah’ım bu adam pişman olsun, vazgeçsin diye.
Ertesi gün annesini, kız kardeşini getirdi. Biz de gittik, on arsayı düşürdüm. Kırk arsayı kendi adımıza aldık. “Bak bir kısmı üç ay sonra, bir kısmı altı ay, bir arsa parası satış anında” dedim. Annenin verdiği para vardı. Yarısını da ben vereceğim, bir arsa oluyor.
Bir arsa parası verdik... Sonra Hicaz’a gittim. geldim ki bizim yer 8.500 olmuş. Hatta insanlar “Sen sağlam adamsın, seninki 9.000 olsun gene senden alacağız” diyor. Gavs (k.s) hazretleri vesilesiyle, o büyüklerin hürmetine arsa da geldi, ev de geldi.
~Başınızdan bir fabrika kazası geçmiş. Onu da sizden dinleyebilir miyiz?
~Benim nefsim durmadı. Yahu, dedi, sen buralarda kaldın. Yine fabrika arzusu beni tuttu mu! Gittim bir fabrika satın aldım. Ondan sonrası sıkıntı… Ortak şu bu… Sonra bir kar yağdı fabrikaya. 4.500 metrekaresi yerle bir oldu. Birkaç sene sonra fabrika yandı. Gavsımız (k.s) iki yüze yakın da adam göndermişti. “Gidin, Hacı Aziz’in fabrikası yanıyor, onu kurtarın” diye. Gözümün önünde her şey yandı gitti. O zamanın parasıyla 5 trilyon 790 milyar zarar. 18 sene önce. Tam ölüyorum, Gavs (k.s) hazretleri telefon etti.
“Hacı Aziz” dedi, “Fabrika yandı mı?” Yandı, dedim. “Biz dua ederiz eskisinden iyi olur, inşallah” dedi. Gavs (k.s) hazretleri arayınca bir kan, bir can geldi bana.
İnanın zaman geldi beş altı sene sıkıntı çektik. Gavsımız (k.s) da hep bizi idare ediyordu. Hani bir çocuğun kolundan tutup yürümeyi öğretirsin. Yürü, yürü, yürü… Bakıyorum, şimdi eskisinden iyidir. Sadat-ı kiramın himmeti bereketiyle.
Onlar sana imkân vermedi mi senin konuşma şansın yok.