Serlevha
Göz Aydınlığı Çocuklarımız
Çocuklarımızla ilgili tutum ve davranışlarımız ılımlı ve eğitici; sindirmeye değil sorumluluk duygusu kazandırmaya, şahsiyetini geliştirmeye yönelik olmalıdır.
Müberra dinimiz İslam’da çocuklar dünyanın en güzel ve en hayırlı fertleridir. Evin bereketi, cennet kokularından bir rayiha, Yüce Rabbimiz’in ikramıdır. Mevla’nın ihsanına şükretmek her anne ve babaya düşen önemli bir vazifedir. Bu mesuliyetin gereği olarak evlatlarımızı tertemiz muhafaza etmek, onları ebedî saadet için yetiştirmek gerekir. Çocuklarının terbiyesini ihmal eden, onlarla ilgilenmeyen ebeveynler hem Allah Teâlâ’nın indinde hem de toplum nazarında suçludur.
Evlatlarımızın topluma, vatana, millete ve bütün beşeriyete faydalı olmalarına çalışmak da başlıca vazifelerimizdendir. Bunun ifası ise ancak onları sevmek, en iyi surette terbiye etmek, en temiz, en kuvvetli bir şekilde istikbale hazırlamakla mümkündür. Fahr-i Âlem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınıza ikram ediniz, iyi bakınız, terbiyelerine çok dikkat ediniz.” (İbn Mâce, Edeb, 3)
Çocuğun altı yedi yaşına ulaşmasıyla anne ve babanın mesuliyeti artarak devam eder. Zira çocuğun istikbali bundan sonra daha hassas bir şekilde hazırlanacaktır. Bu merhalede çocuğun ahlaki terbiyesi üzerinde anne ve babanın çok mühim bir tesiri vardır. Bu devirde ebeveyn arasındaki muhabbet veya nefret hislerinden çocuklar fevkalade etkilenir. Anne ve babasından ne görürse gelecekte onu öylece taklit etme yolunu tutar. Bu merhalede çocuğun dimağı mükemmel bir kayıt cihazı gibi gördüğü ve duyduğu her şeyi kaydeder. Binaenaleyh anne ile babanın güzel ahlaka aykırı en ufak bir hareketi dahi çocukta derin bir iz bırakır ve bunun tesirleri sonradan ortaya çıkar. Bunun için evlatlara kötü örnek olmamalı, onları birbirinden ayırıp seçmemeli, birini nasıl seviyorsak diğerini de öylece sevmeli, birine nasıl davranıyorsak diğerine de aynı davranmalıyız. Hatırımızdan asla çıkarmayalım ki insanlığa faydalı yahut zararlı fertler yetişmesinden anne ve babalar olarak biz sorumluyuz.
Günümüzde ya ailesi olmadığı veya ailesi yanlış tutum ve davranışlarda bulunduğu için, çocukların önemli bir kısmının terbiyeden yoksun kaldığı görülmektedir. Bunun neticesinde de zamanında gerekli değeri verip ilgilenmediğimiz çocuklarımız gayrimeşru yollara bulaşmış vaziyette karşımıza çıkmaktadır. İleriki yaşlarda da aileyi saymayan, toplumla çatışan, tutarsız ve çelişkili davranışlar sergileyen fertler olmaktadırlar. Bizler belki de çoğu zaman bu tür davranışlarla haberlere konu olan gençleri acımasızca eleştiririz, onlara kin duygusuyla bakarız, bu davranışlarının sebeplerini düşünmeyiz. Halbuki bunların hangi şartlarda yetiştiklerine baktığımızda ilgi ve sevgiden mahrum bir çocukluk dönemi yaşayan, halk arasında “sokak çocuğu” olarak yaftalanan gençlerden oluştuğunu görürüz. Çeşitli sebeplerle sokakları mesken tutan ve nahoş davranışlar sergileyen çocukların bu halinin birçok sebebi olabilir. Bunların başında ise aile içi huzursuzluk, anne ve babanın evlatlarıyla gerektiği gibi ilgilenmemesi, baskıcı tutumlar, kuralsızlık ya da yanlış kurallar gelmektedir.
Evlatlarımızın başarılı, güvenilir ve yararlı birer insan olarak yetişmesini istiyorsak sevmeli, benimsemeli ve ilgilenmeliyiz. Sorunlara buyruklarla değil, konuşarak iyilikle çözüm bulmalı, onlara da kendilerini ifade edebilmeleri için söz hakkı tanımalıyız. Aile içinde herkesin uyacağı kurallar koymalı ancak çocukların bu kurallara uymalarını baskı kurarak, korkutarak değil samimiyetle benimseterek sağlamalıyız.
Çocuklarımızla ilgili tutum ve davranışlarımız ılımlı ve eğitici; sindirmeye değil sorumluluk duygusu kazandırmaya, şahsiyetini geliştirmeye yönelik olmalıdır. Böylelikle ilk içtimai uyumlarını gerçekleştirirler. Ayrıca yapıcı ve ilgili bir aile ortamında, sevgi ve güven içerisinde büyüyen çocuklarımıza istikbaldeki zamanlarında başarılı olmaları için gerekli zemini hazırlamış oluruz. Anne babalar olarak bunu başarırsak; çocuklarımız bize isyan değil itaat ederse onları ahiret azabından da muhafaza etmiş oluruz. Onların daha hayırlı ve ebedî olan mükâfattan istifade etmelerine vesile oluruz. Bu hususta Fahr-i Âlem (s.a.v) “Kendisine iyilik yapması hususunda evladına yardımcı olan babaya Allah merhamet etsin” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, nr. 25924) buyurmuştur. Bu minvalde hareket eder, böylece yaşar ve yaşatmaya gayret edersek dünya ve ahirette hem biz hem de göz bebeğimiz evlatlarımız saadete erer, hep birlikte selamete çıkarız Allah’ın izniyle.
Razı olduğu kullarından olmak temennisiyle Rabbime emanet olunuz…