Serlevha
Gafletten Uyanış: Zikir
Müberra dinimiz İslam, Rabbimizin buyruğu üzere eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanın terbiyesine azami derecede ehemmiyet vermiştir. Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye düsturlarıyla terbiye olan ve ona göre yaşayan insan, meleklerden daha üstün mertebelere yükselir.
“Bir kalp ancak Yüce Allah’ın muhabbetiyle dirilir. Sevgisiyle hayat bulur. Zikriyle huzura erer.” İmam Fahreddin Râzî rahmetullahi aleyh
Müberra dinimiz İslam, Rabbimizin buyruğu üzere eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanın terbiyesine azami derecede ehemmiyet vermiştir. Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye düsturlarıyla terbiye olan ve ona göre yaşayan insan, meleklerden daha üstün mertebelere yükselir.
Mükellef olan akıllı insan, büluğ çağından ölünceye dek Âlemlerin Rabbi’nin emir ve yasaklarıyla belirlenmiş olan hükümlerine karşı sorumludur. Meleklerden daha üstün mertebelere ulaşmak, kulun hakiki manada kulluğunu icra etmesiyle mümkündür. Bunun başında da halisane bir biçimde Rabb’ini zikretmesi gelir. Hakiki manasıyla zikir; Âlemlerin Rabbi’nden gayrı her şeyi gönülden çıkarmaktır, kalbin sadece O’nunla itminan olmasıdır. Kulun kalbini masivadan kurtaran, Allah Teâlâ sevgisini kalbe yerleştiren, zikirdir.
Güzel ahlak ve övülmüş vasıflar kalpteki zikirle ortaya çıkar. Bundan dolayı zikir devamlı olarak teşvik edilmiş ve rabbani alimler tarafından tövbeden sonra ilk sıralara alınmıştır. Hak yoluna revan olmuş kulun en önemli amellerinden biri zikirdir. Zira Hak yolcusunun gayesi ibadetlerin özüne ulaşmak, ihlasla nefsini ıslah etmektir; yaptığı ibadetlerin doğrudan kalbine tesir etmesidir. Kul yıllarca ibadet ettiği halde kalbi düzelmiyorsa yaptığı ibadetlerden bir menfaat elde edememiş demektir. İbadetlerin semeresi nefsin dünya sevgisinden ve malayaniden kurtularak Âlemlerin Rabbi’ne dönmesidir. Tasavvuftaki ana gaye de kalbi gafletten uyandırıp Yüce Mevla’ya bağlayarak ebedî huzuru elde etmektir. Gönül aynasını parlatan, insanoğlunu meleklerin fevkine çıkaran, Rahmân’ın rızasına erdiren, zikirdir. Allah Teâlâ’yı hatırlamak, O’ndan gafil kalmamak bütün ibadetlerin özü ve aslıdır. Kalbi uyanmayan kul gafletten ve taklitten kurtulamaz. Gafletten kurtulmayan kalp ibadetlerin gerçek lezzetini tadamaz. İlahi hikmetleri idrak edemez.
Ayet-i celilede Yüce Rabbimiz mealen şöyle ferman buyurmaktadır: “Onlar (gerçek akıl sahipleri) ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken (bütün hal ve zamanlarında) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler.” (Âl-i İmrân, 191)
Büyük müfessir İmam Fahreddin Râzî hazretleri (rah.) şöyle demektedir: “Bir kalp ancak Yüce Allah’ın muhabbetiyle dirilir. Sevgisiyle hayat bulur. Zikriyle huzura erer. Bir kul ancak diliyle zikir, azasıyla şükür, kalbiyle fikir içinde kaybolup bütün varlığı ile devamlı Allah’a kulluk yaptığında hakiki insan olur.”
Bir ayet-i celilede Rabbimiz zat-ı şerifi ile her an manen beraber olanların hallerini mealen şöyle haber vermektedir: “Onlar öyle erlerdir ki herhangi bir ticaret ve alışveriş kendilerini Allah’ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar yüreklerin ve gözlerin dehşetten ters döneceği ahiret gününden korkarlar.” (Nûr, 37)
İmam Âlûsî (r.a) hazretleri bu ayet-i kerimenin tefsirinde der ki: “İslam ümmeti içinde birçok ehl-i tarik ve özellikle Nakşibendî büyükleri ayet-i celilede anlatılan daimî zikir haline ulaşmışlar ve bu zikre ulaşmayı en büyük gaye edinmişlerdir. Zikir onların kalbine iyice yerleşmiştir. Öyle ki hiçbir halde Yüce Allah’ı zikirden gafil olmazlar.”
Mürşid-i kâmillerin tecrübe ve tespitlerine göre manevi terbiyede ilk olarak kalp ele alınır. Kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için en etkili ilaç ise Cenab-ı Allah’ı zikretmektir. İnsanın kalbinde yer edinen masiva, bir mürşid-i kâmilin elinde terbiye edilinceye kadar devam eder. Mürşid-i kâmil, kendisine intisap eden bir müride önce zikir telkininde bulunur. Bu zikrin nuru ilk olarak kalbe sonra diğer letaiflere sirayet eder.
Zikirle masivadan temizlenen kalp, Cenab-ı Hak tarafından desteklenir. İçine feyiz ve nur pınarları akar. Kalp uyanır, gaflet yok olur. Zikirle insanın sıfatları değişir, Cenab-ı Mevla’nın razı olduğu sıfatlar onda tezahür etmeye başlar. Hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere insanın kalbi sağlam olursa bütün vücudu iyi olur. Kalp bozulursa bütün vücut bozulur.
Nakşibendîlikte de asıl mesele kalbi ıslah etmektir. Zikirden maksat ise kalbi daimî olarak çalıştırmaktır. Çalışmaya başlayan kalp saat gibi işler. O zaman kalbin sahibi hangi işle meşgul olursa olsun kalp, çalışmasına yani zikrullaha devam eder. Böylece insanın her anı, her hali zikir ve ibadetle geçer.