Fıkıh ve Hayat
Fıtır Sadakasını Verdin Mi?
“Medine ahalisi, fıtır sadakasından ve insanlara su vermekten daha faziletli bir sadaka görmezlerdi.” Ebü’l-Âliye rahmetullahi aleyh
Tabiînin büyüklerinden Ebü’l-Âliye’nin (rah.) cahiliye zamanında doğduğu ve Hz. Ebû Bekir (r.a) döneminde müslüman olduğu rivayet edilmiştir. Köle olduğu dönemlerde Basra’da ilim tahsiline başlamış, yazı yazmayı ve Kur’an okumayı öğrenmiştir. Daha sonra sahabe-i kiramdan rivayet edilen hadisleri öğrenmiş, onları bizzat tanıyabilmek için Dımaşk ve Medine-i Münevvere’ye seyahatler gerçekleştirmiştir. Hz. Ebû Bekir (r.a) başta olmak üzere birçok sahabi ile görüşmüştür. Basra valiliği yaptığı esnada İbn Abbas (r.a), ilmî kişiliğine değer verdiği Ebü’l-Âliye’yi (rah.) meclisinde yanına oturtmuş, azatlı bir köleye yapılan bu muameleyi yadırgayanlara da ilmin insanın şerefine şeref kattığını ve baş köşeye oturma hakkı kazandırdığını söylemiştir.
Bazı ilim adamlarının kanaatine göre “Sahabeden sonra Kur’an’ı en iyi bilen kişi” olarak tanıtılmıştır. Tabiîn neslinden birçok kimse ondan rivayette bulunmuştur. Bunların arasında ilim ehlinin “güvenilir, sika” bir ravi olarak kabul etmiş olduğu Halid b. Dinar (rah.), hocası Ebü’l-Âliye (rah.) ile bir hatırasını şöyle anlatmıştır:
Bir seferinde Ebü’l-Âliye’nin yanına girmiştim. Bana “Yarın sabah bayrama giderken bana uğra!” dedi. Ben de sabah ona uğradım. Bana “Bir şey yedin mi?” diye sordu. “Evet” dedim. Bu sefer: “(Yıkanma anlamında) Üzerine su döktün mü?” diye sordu. “Evet” deyince sözlerine şöyle devam etti: “O zaman söyle bakalım zekâtını (fıtır sadakasını) verdin mi?” “Onu da gönderdim” dediğimde Ebü’l-Âliye (rah.) “İşte senin uğramanı bunun için istedim” dedi ve şu ayetleri okudu: “Tezekki eden (zekâtını-sadakasını vererek, tevbe ederek arınan) ve Rabbinin ismini zikredip namazını kılan kişi şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (A‘lâ, 14-15)
Arkasından sözlerini şöyle sürdürdü: “Medine ahalisi, fıtır sadakasından ve insanlara su vermekten daha faziletli bir sadaka görmezdi.” (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, 24/320]
Fitre vermesi gerekenler
Türkçede “fitre” şeklinde kullandığımız ve ramazan ayının sonunda gücü yeten müslümanların ödemekle yükümlü olduğu sadaka, kaynaklarımızda sadakatü’l-fıtr veya zekâtü’l-fıtr şeklinde de isimlendirilmiştir.
Fıtır sadakası, Hanefî mezhebine göre vacip; Mâlikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise farz bir ibadettir. Ergenlik çağına ulaşan her müslüman erkeğin ve evli olmayan kadının kendi malından fıtır sadakası vermesi gerekir. Ebû Hanîfe’nin (rah.) ictihadına göre evli kadınlar zekât verebilecek nisap miktarı mala sahip olurlarsa fıtır sadakalarını bizzat verirler. Diğer üç mezhebe göre fitre vermek nafakaya dahil olduğu için evli bir kadının fitresini vermek kocanın hem görevi hem de ibadetidir.
Çocukların kendilerine ait malları varsa, bu mallardan velileri fıtır sadakalarını verirler. Çocukların malları yoksa onların geçimlerini temin etmekle mükellef olan baba, dede ya da ağabey gibi velilerin, onların fitrelerini ödemeleri vacip olur.
Fıtır sadakası ibadetini yerine getirmesi gereken ve yukarıda açıklanan özelliklere sahip olan bir müslüman Hanefî mezhebine göre zekât verebilecek nisap miktarı bir mala sahip olduğunda bu sadaka ile sorumlu olur. Diğer üç mezhebe göre ise barındığı evi, kullandığı eşyası ve temel ihtiyaçları yanında olan ayrıca kendisiyle birlikte bakmakla yükümlü olduklarının bayram günü ve gecesi için yetecek yiyeceği var olan kişi fıtır sadakasını vermelidir.
Fıtır sadakasının miktarı
Sahabe-i kiramdan Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v) devrinde fitreyi yiyecek maddelerinden 1 sa‘ (yaklaşık 3 kg) olarak verirdik. O zamanlarda bizim yiyeceğimiz arpa, kuru üzüm, hurma ve keş (yağı alınmış peynir) idi.” (Buhârî, Zekât, 76) Hanefî alimleri diğer rivayetleri de değerlendirerek fitre miktarının buğdayın yarım sa‘ kadarı olduğu kanaatine varmışlardır. Mezheplerin çoğu, fıtır sadakasının gıda türünden fakire ulaştırılması görüşündedir.
Yukarıdaki rivayet ve diğer hadisler esas alınarak günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kuruluşlar fıtır sadakasının asgari miktarını her yıl belirlemektedir. Belirlenmiş olan miktardan aşağı düşmemek şartıyla arzu edildiği kadar fitre verilebilir. Elbette fıtır sadakasını fazla fazla vermek daha faziletlidir. Hatta bazı alimler, kişinin sahip olduğu mala göre fıtır sadakasını artırmasını tavsiye etmişlerdir. Allah Teâlâ fitrelerimizi, hayır ve hasenatımızı yüce dergâhında kabul buyursun.