Yükleniyor...

Yükleniyor...

İlkeli yayıncılık anlayışıyla İslami ilimler, tasavvuf, tarih, kültür, sanat, eğitim, aile ve gençlik alanlarında doğru ve güvenilir eserler sunuyoruz. Ehl-i sünnet çizgisine uygun, sade ve anlaşılır içeriklerle her yaştan okuyucuya hitap ediyoruz.

Bu sure-i celile adını birinci ayette zikredilen “ashab-ı fil” terkibindeki fil’den almıştır. Surede Hz. Peygamber’in (s.a.v) doğumundan (yaklaşık iki ay kadar) çok kısa bir süre önce Mekke-i Mükerreme’de cereyan eden, fil vakası olarak adlandırılan, ilahi bir olay hatırlatılmaktadır. Müfessirlerin çoğuna göre bu olay Hz. Peygamber’in (s.a.v) mucizelerinden biridir. (Bununla birlikte peygamberlik öncesi meydana gelen mucizevi olaylardan olduğu için akaid ilminde “irhas” türünden kabul edilir.) Y

“Görmedin mi Rabbin fil ashabına ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine balçıktan pişirilmiş (damgalı) taşlar yağdıran sürü sürü kuşlar gönderdi. Neticede Allah onları yenilen ekin artığı gibi çöp haline getirdi.” (Fîl, 1-5)

Yüce Allah’ın sonsuz kudretine vurgu yapan Fil suresi aynı zamanda mukaddesata karşı pervasızca girişimlerin felaket ve hüsranla sonuçlanacağı konusunda insanlığı uyarmaktadır.

Bu sure-i celile adını birinci ayette zikredilen “ashab-ı fil” terkibindeki fil’den almıştır. Surede Hz. Peygamber’in (s.a.v) doğumundan (yaklaşık iki ay kadar) çok kısa bir süre önce Mekke-i Mükerreme’de cereyan eden, fil vakası olarak adlandırılan, ilahi bir olay hatırlatılmaktadır. Müfessirlerin çoğuna göre bu olay Hz. Peygamber’in (s.a.v) mucizelerinden biridir. (Bununla birlikte peygamberlik öncesi meydana gelen mucizevi olaylardan olduğu için akaid ilminde “irhas” türünden kabul edilir.) Yüce Allah’ın sonsuz kudretine vurgu yapan Fil suresi aynı zamanda mukaddesata karşı pervasızca girişimlerin felaket ve hüsranla sonuçlanacağı konusunda insanlığı uyarmaktadır.

Fil vakasının arka planı

Habeş Krallığı’na bağlı Yemen valisi Ebrehe, San‘a’da (Kalis adında) inşa ettiği sözde mabedi kıymetli mücevherler ile süsleyerek insanların ilgisini çeken şaşaalı bir hale getirmişti. Ebrehe’nin amacı kendi üstünlüğünü ortaya koyacak zenginliğe ulaştıktan sonra bağlı olduğu Habeş Krallığı’ndan ayrılarak kendi kraliyetini ilan etmekti. Bunun için en kestirme yol Arapların Kâbe’ye olan ilgisini kendi yaptırdığı mabede yöneltip bölgenin popülaritesini ve turizm hareketliliğini artırmaktan geçiyordu. Ancak insanların teveccühünü hızlı bir şekilde kazanmak için mücevheratın pahası ve ışıldayan süsü yeterli değildi. Nitekim Hz. İbrahim’den (a.s) bu yana bölgenin kutsal mabedi (Kudüs’ün yanı sıra) Mekke’deki Kâbe-i Muazzama idi ve bu hiç değişmemişti. O yüzden Ebrehe kendi mabedini Allah Teâlâ’nın mukaddes beyti yerine geçirebilmek için insanların gözünde onun kutsallığını da yok etmesi gerekiyordu. Rivayete göre Kinane kabilesinden bir delikanlı Ebrehe’nin bu niyetini öğrendiğinde San‘a’ya gidip orada inşa edilen mabedin ortasına pisledi. Bir diğer rivayete göre Ebrehe kendi adamlarına yangın çıkarttırıp mabedin bir kısmında hasar meydana getirmiş, olayı da Kureyşlilerin üstüne yıkarak bu şekilde Kâbe’yi hedef almasına zemin oluşturmuştu.

Cenab-ı Allah’a karşı haddi aşmanın ve mukaddesata karşı pervasızlığın er ya da geç cezası olacaktır.

Kâbe’ye karşı muazzam bir ordu, orduya karşı küçücük kuşlar!

Ebrehe yaşanan olayları bahane ederek istediği zemini elde etmişti. Bunun neticesinde Kâbe’yi yıkacağını ilan etmiş ve bu uğurda yeminler etmişti. Arapların karşı koyamayacağı büyüklükte bir ordu hazırlanmış hatta Habeş Krallığı’ndan da destek birlikler tedarik edilmişti. Altmış bin askerden ve on üç filden oluşan ordu, önüne çıkan kabilelerin yurtlarını talan edip mallarına el koyarak Mekke şehrinin önüne kadar gelmiş ve Muhassab denilen yerde konuşlanmıştı. Artık sabahın ilk ışığıyla son harekât emri verilecekti. Hz. Peygamber’in (s.a.v) dedesi Abdülmuttalib, Kureyş’in lideri kabul ediliyordu. Ebrehe onu yanına çağırıp kendisine karşı koymasının mümkün olmadığını dolayısıyla zorluk çıkarmaması konusunda onu uyarıyordu. Abdülmuttalib ise şöyle cevap verdi: “Bizim zaten buna gücümüz yetmez, gücümüz yetseydi gereğini yapardık. Benim senden isteğim Kureyş’ten aldığın develeri bize geri iade etmendir.” Ebrehe “Biz senin mabedini yıkmaya geldik sen ise develerin derdine düşmüşsün” diyerek küçük düşürücü sözlerle Abdülmuttalib’i kınamaya başladı. Abdülmuttalib vakarını koruyarak “Ben develerin sahibiyim, onları istiyorum. Kâbe’nin de bir sahibi var. Dilerse o kendi evini korur” şeklinde karşılık verdi. Develerini alıp ayrılan Kureyş lideri halkı toplayıp şehri boşaltmalarını ve Mekke’nin dağlarına çıkıp olayı seyretmelerini istedi.

Nihayet gün aydınlandı ve harekât için emir verildi. Ebrehe’nin ordusunda Arapların daha önce görmediği bir savaş düzeni mevcuttu. Ordunun önünde filler, fillerin üzerinde tahtlar, onların içinde de askerler ve mancınıklar bulunuyordu. Filleri sevk etmekle görevli asker en büyük fil olan Mahmud (veya Mamud) adındaki fili ne kadar denedi ise yerinden kaldıramadı. Fil âdeta onları uyarıyordu. Çünkü Kâbe hariç her yöne hareket eden fil Kâbe’ye yöneltilince (kendisine yapılan her türlü şiddete rağmen) kıpırdamıyordu. Tam bu sırada ordunun karşı cephesinden ufku kaplayan bir kuş sürüsü çıkageldi. Her birinin gagasında ve ayaklarında olmak üzere üçer tane, mercimekten biraz daha büyükçe, nohut tanesi kadar taş bulunuyordu. Taşların üzerinde Ebrehe ordusundaki askerlerin isimleri ayrı ayrı yazılı idi. Türkçemize ebabil kuşları olarak geçen bu kuşlar, aslında daha önce görülmüş bir tür değildi. Hatta olaydan sonra bu kuşların tekrar görülmediği söylenmektedir. Türkçe ifade ile ebabil kuşları kendileri için tayin edilen askerlerin üzerine gelip taşları bırakınca o küçücük taş askerlerin başından girip altından çıkıyor, askerlerin vücutlarından irin akmaya başlıyordu. Fil ordusundaki askerlerin tümü ayette belirtildiği üzere isabet eden taşların etkisi ile paramparça oluyorlardı. Askerler âdeta bir ekinin hayvan tarafından yenip atıldıktan sonraki haline dönmüş oluyordu.

Surede öne çıkan mesajlar

•Cenab-ı Allah’a karşı haddi aşmanın ve mukaddesata karşı pervasızlığın er ya da geç cezası olacaktır.

•Toplumu saptırmayı ilgilendiren günahlar (ki genel olarak bunlara fitne adı verilir) özellikle Allah’a, peygambere ve kutsallara karşı açık bir cürüm manası da taşıyorsa bu günahlar kişisel günahlarla aynı sonuçları doğurmaz. Dolayısıyla cezaları da çok daha feci olur.

•Tövbe edilmemiş bireysel günahların hesabı çoğu zaman ahirete bırakılmıştır. Bu türden günahlara dünyada ceza verilmişse de bunlar tarihe mal olacak bir açıklıkta olmamıştır.

•Allah Teâlâ’nın hak dinini müdafaa kapsamında ve diğer insanlara öğüt niteliğinde mukaddesata karşı fütursuz girişimler ahiret cezasının yanında (âleme ibret olarak) bu dünyada da karşılığını bulmaktadır.

•Şeytani bir ahlak olan haksız yere üstünlük sevdası hata kapılarını ardına kadar açmakta ve insandaki ibret gözünü kör etmektedir. Kibir gafletine mağlup olan böylesi insanlara ilahi işaretlerin, hikmetli sözlerin hatta mucizelerin dahi tesir etmediği Fil suresinin en önemli mesajı olarak anlaşılmaktadır.

“Hikmetin başı Allah Teâlâ korkusudur.” (Beyhakî, Şuabü’l-iman, nr. 728)

Aklı olan Yüce Allah’ın kudretinden gafil olmamalı!

Hidayet rehberimiz Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hikmetin başı Allah Teâlâ korkusudur.” (Beyhakî, Şuabü’l-iman, nr. 728) Bu hadis-i şerif Cenab-ı Allah’tan gafil bir şekilde gidilen hiçbir yolun hayra ulaşmayacağını bizlere öğütlemektedir. Yüce Rabbimiz de Kur’an-ı Hakim’de Allah Teâlâ’ya karşı haddi aşmama ve O’nun tanımış olduğu mühlete imkânlara ve nimetlere aldanmama (bkz. Mâide, 87) konusunda tüm insanlığı uyarmaktadır. Bu konuda Yüce Rabbimiz Karun, Firavun ve Nemrut’u bizlere örnek göstermekte ve onların durumlarından ibret almaya davet etmektedir. Nitekim onlar haksız yere, üstünlük uğruna saptıkları yolda haddi aşmışlar, nihayetinde kendilerine verilen nimete aldanarak Allah’a ve peygamberlerine meydan okuyacak hale gelmiş ve âleme ibret bir şekilde de helak olmuşlardır.

“Görmedin mi?” buyurulması

Cenab-ı Allah’ın kudretine karşı insanların uyarıldığı en canlı örneklerden birisi Fil suresidir. Müfessirler bu bağlamda Fil suresinin “Görmedin mi” ifadesi ile başlamasına hususi olarak dikkat çekerler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bu olaya bizzat tanık olmadığı halde Yüce Rabbimiz “Duymadın mı” yerine “Görmedin mi” ifadesine yer vermektedir. Bu sure nazil olduğunda fil vakası üzerinden henüz kırk küsur sene geçmişti. Dolayısıyla surenin muhatapları içinde fil vakasının mucizesine bizzat tanık olan insanlar bulunuyordu. Mekke şehrinde hatta çevresinde bu mucizevi olayı bilmeyen duymayan hiç kimse yoktu. Öyle ki herkes bu olaya şahit olmuşçasına fil vakasının tasavvuru insanların zihnine kazınmış bir durumdaydı. İşte böylesine apaçık bir mucizeyi Yüce Allah hakikat gözü açık olan herkesin gözü önüne getirerek kudretini hatırlatmakta ve bu kudrete rağmen zatına, dinine ve mukaddesata karşı durmaktan herkesi sakındırmaktadır.

Yüce Rabbim, gayretine dokunacak her halden sakınmayı, kıssadan hisse almayı ve ibret gözü açık olmayı ihsan eylesin. Âmin.