Tefekkür
Ey Kalpleri Çeviren!
“O gün ne mal fayda verir ne de oğullar! Ancak Allah’a (O’nun manevi huzuruna) selim bir kalp ile gelenler müstesna. (Onlar kurtuluşa erenlerdir.)”
(Şuarâ, 88-89)
Kalp değişkendir. Hedefi anbean değişebilir. Bu hedef insanın varacağı yeri belirler. Kalpte ya Cenab-ı Allah’ın muhabbeti ya da dünya muhabbeti vardır. Bir bardağın içindeki su ve hava gibi… İkisi bir arada bulunamaz.
Hâtim-i Esam (k.s), Şakîk-i Belhî’nin (k.s) talebelerindendir. Anlatılır ki Şakîk-i Belhî (k.s) bir gün ona sordu:
— Ne zamandır benim yanımdasın?
— Otuz üç senedir.
— Bu müddet içinde benden ne öğrendin?
— Sekiz mesele...
— Demek ömrüm seninle geçti de sen benden sadece sekiz mesele öğrendin. Peki onlar neler?
— Sizden öğrendiklerimin ilki, bu halka baktım ve gördüm ki her biri bir şey seviyor; sevdiği hep onunla. Ama kabre girdiği zaman sevdiği ondan ayrılıyor. Ben de hayırlı amelleri sevdiğim kıldım. Kabre girdiğim zaman sevdiğim de benimle girecek.
— Güzel yaptın. İkincisi nedir?
— Allah Teâlâ’nın “Kim de Rabbinin (manevi) huzurunda duracağından (ve hesaba çekileceğinden) korkarak, nefsini kötü arzulardan alıkoyarsa, şüphesiz, onun varacağı yer cennettir.” (Naziât, 40-41) buyruğuna kulak verdim. Allah Teâlâ’nın buyruğu haktır; O’na itaatte istikrar buluncaya kadar kötü arzuları kendimden uzaklaştırmaya uğraştım.
— Maşallah. Diğerlerini de say.
— Gördüm ki herkes elindekine bir değer biçiyor ve hep yanında belli bir miktarı muhafaza ediyor. Ben de Allah Teâlâ’nın “Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bakidir” (Nahl, 96) ayetine kulak verdim. Ne zaman bir şeye kıymet verecek olsam O’nun katında baki kalması için yüzümü Allah Teâlâ’ya döndüm.
Dördüncüsü, herkes malı, şeref ve nesebi tercih ediyor. Ben de Allah Teâlâ’nın “Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır” (Hucurât, 13) ayetine kulak verdim. Allah katında değerli olmak için takvaya yöneldim.
Beşincisi, halk birbirlerini ayıplıyor ve başkaları hakkında kötü sözler ediyorlar. Bunların sebebi hasettir. Ben de Allah Teâlâ’nın “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik” (Zuhruf, 32) buyruğuna kulak verdim. Kıskançlığı ve halka düşmanlığı terk ettim. Benim için taksim edilen muhakkak olacaktır.
Altıncısı, halk birbirlerine saldırıyor ve düşmanlık ediyorlar. Ben ise hakiki düşmanıma baktım; o şeytandı. Çünkü Allah Teâlâ, “Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman edinin” (Fâtır, 6) buyurmuştur. Onu düşman edindim, bütün insanları sevdim.
Yedincisi, halkın çok şey istediğini ve bu sebeple kendilerini zelil ettiklerini gördüm. Sonra Allah Teâlâ’nın “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın” (Hûd, 6) ayetine kulak verdim. Bildim ki rızık verilenler arasındayım. Allah Teâlâ ile meşgul oldum ve O’nun (rızası için olan işlerin) dışındakileri terk ettim.
Sekizincisi, herkesin bir şeye dayanmakta olduğunu gördüm. Kimi ticaretine, kimi sanatına, kimi de sıhhatine güveniyor. Ben de Allah Teâlâ’nın “Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter” (Talâk, 3) ayetine kulak verdim, Allah’a tevekkül ettim. (İşte tüm bunları sizin yanınızda öğrendim.)
— Ey Hâtim. Sen bütün hayırları topladın. Allah seni muvaffak kılsın.
Böylesi hayırları toplamak selim bir kalple mümkündür. Şakîk-i Belhî (k.s) gibi ilim ve hikmet sahibi kandiller kalb-i selime giden yolu aydınlatırlar. Yolu aydın olanlara ne mutlu!