Hasbihal
Esat Eraslan: Sofilik Mürşidini Örnek Almakla Olur
Sofinin ilacı sofidir. Sofi yalnız kalmayacak. Çünkü insî ve cinnî şeytanlar çok mahir, insanları anında kandırmaya, onlara oyun yapmaya çok müsaitler. Biz de pişmediğimiz için aldanıyoruz.
~Esat Amca kısaca kendinizden bahseder misiniz?
~Adım Esat Eraslan. Memleketim Trabzon. Elli küsur senedir Çorlu’da oturuyorum. Serbest ticaretle uğraşıyorum. İki yıla yakın yurt dışında bulundum. Onun dışında hep buradaydım. Eşimiz, dostumuz, çocuklarımız, hepsi burada.
~Tasavvufla nasıl tanıştınız, intisabınız nasıl oldu?
~Askerden yeni gelmiştim. Çok samimi olduğum bir kardeşimiz vardı. Çok yumuşak huylu, temiz bir insandı. Kendisine itimadım tamdı. Bana Menzil’i, Sultan hazretlerini (k.s) devamlı anlatınca, ben dedim ki: “Ben bundan habersiz bir gideyim. Nasıldır, nedir, hele bir bakayım.” 1979 senesiydi, gittim, tövbe ve intisap ettim. Beş altı ay bu kardeşimiz elinden geldiğince benimle ilgilendi, sağ olsun.
Baktım orası sanki bu dünya değil. Çünkü o günkü şartlarda sağ-sol çatışmasından dolayı her kahvede, her sokakta “bugün şurası tarandı, bugün böyle oldu” gibi konuşmalar var. Vatandaşta haklı olarak tedirginlik var. Oraya indim; kardeşlik, birlik, beraberlik, huzur gördüm.
~Mehmet Yarbay, Dr. Ahmet abilerle dostluğunuz oldu mu?
~Mehmet Yarbay ve Asım abiler burada oldukları zaman ben sofi değildim ama rahmetli Osman Başçavuş -Merkad’ın bahçesinde yatıyor- buraya çok gider gelirdi. Seyda hazretlerinin emriyle o günkü şartlarda buraları gezerdi. Bizi de naçizane yanına alırdı. Onun her şeyi sadat-ı kiramdı. Oturması, kalkması, yemesi… Gelirdi buraya derdi ki: “Esat ben buraya oturmaya gelmedim. Sofileri ziyaret edelim, tövbeye vesile olalım.” Allah razı olsun. Osman abinin bu bölgede çok hizmeti var. Biz de naçizane onun yanında mümkün mertebe öğrenmeye gayret ettik.
Allah Teâlâ da onu sevdiğinin yanına, Menzil-i Şerif’e aldı. Vefatından önce dedi ki: “Esat, ben senden önce vefat edersem Gavs-ı Sânî hazretlerine söyle, beni Menzil’e alsın. ”
Seyda hazretleri (k.s) döneminde bir gün Gavs-ı Sânî hazretleri (k.s), kendisi ve bir abimiz daha Merkad’a gidiyorlar. Orada yeni bir mezar açılmıştı. Gavs-ı Sânî hazretlerinin gözü önünde gitti yattı orada aşağıya. Dedi ki: “Kurban, ben vefat edersem beni buraya defnedin ya?” Gavs hazretleri (k.s) “Hacı Osman, sen vefat et, biz seni defnederiz” dedi. Tabii büyüklerin ağzından çıkan bir söz geri dönmez.
Gavs-ı Sânî (k.s) hatırlarsınız Özbekistan’a gitmişti. Sultan hazretleri (k.s) dünyasını değiştirdikten üç dört sene kadar sonraydı. Dönüşte İstanbul’da bir sofinin evine misafir oldu, orada kaldı. İçerisi kalabalık. Sonra biz de oraya gittik. Girdim içeriye, böyle geniş bir salon. Gavs hazretleri çay içiyor. Baktım, Mehmet Yarbay da içeride. Ben yaklaştım kapıya, “Kurban müsait misin?” dedim, “Hacı gel” dedi. Oturdum, “Hacıya çay getirin” dedi.
Bütün mesaisi sadat-ı kiram için olan insanın sonu böyle güzel oluyor. Öbür türlü Allah muhafaza başka şeylerle iştigal edersin, karşılığı o olur.
Çay getirdiler. Dedim “Kurban, müsaitseniz bir şey arz etmek istiyorum. Osman abi şu an ağır hasta. Sağlığında bana böyle vasiyet etti. Henüz canı çıkmadı ama o konuda ne buyurursunuz?” dedim. “Olur, yalnız vefat eder etmez beni hemen arayın, orada ben hazırlığımı yapayım” dedi.
Biz o zaman ticaret yapıyorduk. Mobilya malzemeleri satıyorduk. Öğlen namazına camiye gittim. Baktım, küçük birader ağlıyor. Sadatı çok sevdiği için biz de Osman abiyi seviyorduk. Sadatlara olan sevgimizin nedeni de Allah Teala’yı en mükemmel şekilde sevip O’na en güzel kulluk eden peygamberlerin vârisleri olmalarıdır.
Ben korktum, “Mehmet, bu kadar ağladığına göre herhalde annem vefat etti” dedim, ne olduğunu sordum. Osman abinin vefat ettiğini söyledi. Ondan sonra bize ağır geldi tabii, dostumuzdu çünkü.
O zamanlar cep telefonları yok. Aradım mübareğin evini. “Kurban, Osman Başçavuş vefat etti” dedim. “Allah rahmet etsin” dedi, telefonda uzun uzun dua etti. Sonra mübareğin talimatıyla naaşı aldık. O zaman uçak yok o tarafa. Otobüse koyduk, kafileyle götürdük, ikindiye yetiştik. Namaz, hatme derken Gavs hazretleri (k.s) beni çağırdı, sordu: “Getirdiniz değil mi?”, “Getirdik” dedim. “İçeri getirin” dedi, cenaze namazını içeride kıldık.
Cenaze ile beraber kendisi de geldi kabristana. Ertesi gün sabah namazından sonra beni çağırdı. “Hacı Esat ve Hacı Osman’ın çocukları, gelen yakın arkadaşları dışarıda bekleyin beni” dedi. O girişte eskiden vekillere talimat verilen bir oda vardı. Oraya aldı bizi, oturduk.
Gavs-ı Sânî hazretlerinin (k.s) sözleri şöyleydi: “Otuz, otuz beş senedir tanırım. O babama, Gavs’a aşıktı.” Sonra Hacı Osman’ın çocuklarına döndü, “Biz istiyoruz, siz de böyle olun. Şimdi anneniz var. O şimdi hem anneniz hem babanız ona göre” dedi. Epey nasihat etti. “Hacı Osman temizdi, iyi bir insandı. Biz inanıyoruz, inşallah cennete gider” dedi.
Bir mürid istenenleri elinden geldiği kadar yaparsa sadatlar sahip çıkar.
Bütün mesaisi sadat-ı kiram için olan insanın sonu böyle güzel oluyor. Öbür türlü Allah muhafaza başka şeylerle iştigal edersin, karşılığı o olur. Sizin anlayacağınız rahmetli Osman abiyle bu şekilde bir hukukumuz oldu. Allah yerini nur etsin. Hiçbir zaman en ufak bir tartışmasına şahit olmadım. Hep gülerdi, alttan alırdı.
Tabii onu gördükten sonra hakkıyla sofi olmadığımızı anladık. Çünkü sofilik mürşidini örnek almakla olur. Bir mürid istenenleri elinden geldiği kadar yaparsa sadatlar sahip çıkar. Büyüklerin sohbeti var. “Eğer sadatlarla arandaki ilişkiyi öğrenmek istiyorsan, sofilerle geçimine bak.” Onlarla güzel mi geçiniyorsun, sofilere köprü olabiliyor musun? Toprak olabiliyor musun? Yapabiliyorsan bil ki sadatlar seni seviyor.
~Gavs-ı Sânî hazretleri ile bir anınızı anlatır mısınız?
~Bir gün odada “Benim halim ne olacak?” diye sordum. “Ne var senin halinde?” dedi. Kimse yok, odada ikimiziz. “Kurban geliyoruz, geliyoruz, düzelemiyoruz bir türlü” dedim. “Ne olmak istiyorsun?” dedi. Bunu gergin bir halde söyledi. Böyle bir arkaya doğru yaslandı. “Yok kurban bir şey olmak istemiyorum da insan olmak istiyorum, düzelmek istiyorum” dedim. “Resul-i Ekrem (s.a.v) zamanında sahabe-i kiram efendilerimizden öyleleri vardı ki amelleri Hz. Ebû Bekir (r.a) efendimizden çoktu ama hiçbiri onun sadakatine ulaşamadı. Sadık olacaksınız” buyurdu. Sonra durdu, durdu “Sadatları çok hatırlayacaksınız” dedi, “Rabıta sağlam olacak.” Sonra da “Çok gidip geleceksiniz, çok” dedi. Hâlâ kulaklarımda çınlar bu sözler.
“Sadık olacaksınız. Sadatları çok hatırlayacaksınız, rabıta sağlam olacak. Çok gidip geleceksiniz.”Gavs-ı Sânî kuddise sırruhu
~Mürşid vefatı meselesini bir de sizden dinleyelim. Siz bu konuda ne dersiniz?
~Sultan hazretlerinin (k.s) vefatını ben kolay unutamadım.
Bir gün bundan da muzdarip olduğum için Gavs hazretleriyle (k.s) konuştum. “Kurban, ben Seyda hazretlerini unutamıyorum. Yani ben tam bağlanmayı istiyorum” dedim. “Acele etme hacı” dedi.
Bu işin ehli olan abilerimiz, Mehmet Yarbay olsun, Molla Üzeyir olsun anlatıyorlar. Molla Üzeyir, Gavs-ı Bilvânisî (k.s) vefat ettikten sonra her gün Merkad’a gidip ağlıyormuş. En sonunda bir gün ona Merkad’da bir uyku hali geliyor. Gavs hazretleri (k.s) gelip diyor ki: “Molla Üzeyir! Sen Seyyid Muhammed Raşid’i kabul etsen ne olacak, etmesen ne olacak. İyi bil ki onu oraya Allah koydu.”
Bunu duyunca silkeleniyor, koşa koşa doğru camiye gidiyor. O esnada mübarek mihrapta oturuyor, sofilerin derdini dinliyor. Seyda hazretleri (k.s) Molla Üzeyir’in kapıdan girdiğini görünce tebessüm ediyor. Allah’ın izniyle onlar biliyorlar.
Bir gün anneme “Anneciğim, bak dünyası değişen bir mürşidin müridi, hayatta olan bir başka mürşide intisap etmeli. Böyle yürümez anneciğim” dedim. “Oğlum kırk senedir bağlıydım nasıl yapayım?” dedi. “Kolayı var anneciğim. Sen bu akşam yatarken Allah rızası için abdest al, iki rekât istihare namazı kıl, sonra duanı et yat” dedim. “Tamam oğlum” dedi, yaptı. Annem bende kalıyor, sabah namazı oldu, seslendi: “Oğlum acil bana vekil bul!” Ben de “Rüyanı anlat öyle getireceğim” dedim. “Ölene kadar söylemem” dedi. Hakikaten söylemedi. İntisaptan sonra zaman zaman “Oğlum biz kimin bağlısıyız” derdi, ağlardı. Muhabbet bambaşka bir şey.
~Son olarak ne söylersiniz?
~Sofinin ilacı sofidir. Sofi yalnız kalmayacak. Çünkü insî ve cinnî şeytanlar çok mahir, insanları anında kandırmaya, onlara oyun yapmaya çok müsaitler. Biz de pişmediğimiz için aldanıyoruz. Biz sofilerden ayrılmayacağız. Zaten bak sadat-ı kiramın tavsiyeleri tövbe, hatme, rabıta, vird, sohbet; sonra “sofilerden ayrılmayın”. Mutlaka dergâhlara gitmek gerek. Oraya girelim çıkalım, oraların sahipleri bellidir. Yoksa çok erken kaybolur gideriz. Şimdiki Sultanımız (k.s) eski bir sohbetinde diyor ki, “Dünyada bir çok ülke gezdim. Hem dinî yaşayış, hem coğrafi güzellik, hem itikad doğruluğu konusunda kısacası hiçbir konuda benim memleketimle kıyaslanacak ülke görmedim.”
Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Kudüs-ü Şerif gibi yerlerin kudsiyeti bir yana, bu memleketin de kıymetini bilmemiz lazım hakikaten. Allah Teâlâ’ya ne kadar şükretsek azdır. Allah hepinizden razı olsun.